Üyelik Girişi
Site Haritası
Önerilen Siteler

E. H. 2. Allah İsmi Ve Yaşantısı

ALLAH İSMİ VE YAŞANTISI

Allah ismi bütün isim ve sıfatları cem eden zati isimdir. Ancak bu cem etme taalluktan dolayıdır. İsim ve sıfatlarla tahalluktan dolayı değildir. Bu durumun nedeni ahlaklanmanın ancak sıfat ve isimleri ile olmasından dolayıdır. Allah ismi ise ZAT ismidir. Ancak Allah ismi sadece zata işaret etmekle sınırlı değildir. Bu ismin üç tavrı vardır:

  1. Bu ismin sırf zata verildiği tavır
  2. Bu ismin, Zatın uluhiyetteki tecellisi bakımından bu mertebeye verilmesi tavrı
  3. Herhangi bir karinenin varlığından dolayı bu ismin Allah’ın isimlerinden özel bir ismi karşılayan tavrı.nitekim ibnül Arabi tevbe eden kimsenin “Ya Allah” sözü ile “Ya Tevvab”; hastanın “Ya Allah” demekle “Ya Şafi” demeyi kastettiğini belirtmektedir.

İşte bu, Allah isminin Zat ismi olduğuna açık bir delildir. Çünkü Zat sair isim ve sıfatlarla tecelli eder. Biz bu ismin, bütün isim ve sıfatlara vekalet ettiğini söyleyebiliriz. Bu nedenle Allah ismi ve Zat ismidir.

Allah isminin bir mertebeye ad olması bakımından kemale ait sıfatın ismi olur. Bu bakımdan bu ismin sıfatı uluhiyettir. Uluhet Allahlık mertebesine işaret eder. İlahi isimlerin ve fiillerin mertebesi bir mertebe kabul edildiğinde buna verilen ad uluhet mertebesidir. Uluhiyet ile benzerlik arz eder.

Uluhet sıfatı, en aşağıdan en yukarısına bütün varlık mertebelerine Hakk’a ait hakikatler ve halka ait hakikatler gibi varlık mutlaklık durumlarını vererek kuşatmak demektir. Allah isminin kulları marifetullah konusunda kemal sahibidirler. Rahman isminin kulları ise bu konuda daha noksandırlar.

İlahi isimler için Allah ismi sıfatlar için Zat gibidir. Bu yüzden hadiste geçen doksan dokuz isim bu isimle yüze tamamlanır.

Allah isminin zahirinin aslı Allah’ın resulü peygamberimiz Muhammed (sav) dır. Bunun delili Allah Teala’nın “Noksanlıklardan münezzehtir O, kulunu gece vakti götüren…” (İsra/1) ayetidir. Muhammed (sav)’ın ruhu ve nefsi hüviyet demek olan “He” harfine ve nefsi ile “Hüve” ismine izafe olur. Bundan da bilinirki, “Hu” ismi Efendimiz’in batınının aslıdır. “Allah” ismi ise O’nun zahirinin aslıdır. Böylece uluhet isminin hüviyet isminin mazharı olduğu kesinlik kazanır. Bu manadan dolayı Allah Teala “Resule itaat eden Allah’a itaat etmiştir” (Nisa/80); “Attığın zaman Sen atmadın fakat Allah attı” (Enfal/17) ve “Sana beyat edenler şüphesiz Allah’a biat etmişlerdir” (Feth/10) buyurmuştur.

Allah, bu Muhammedi tevhidin hakikatinden haber verdiği şeylerde Allah ismini Muhammed’in Hakikati kıldı. Bu yüzden Allah, Muhammed (sav)’ın zahirini Allah isminin temsil edilmesine vekil kılmıştır. Çünkü O’ndan yani Muhammedi hakikatten önce ilahi isimlerin hakikatleri ile taayyün eden, hüviyet denen okyanustur. Tüm isimlerin ve sıfatların dönüş yeri bu okyanustur. Allah Teala’nın Hz. Peygamber’e söylediği, “Doğrusu nihai varış Rabbinedir” (Necm/42) sözü bu manaya işarettir.

Allah’ın yarattıklarına kendisini tanıtmasının ulaşacağı nihai nokta hüviyet diye adlandırılan kuşatıcı ve cem edici tecellidir. Hüviyetin sonu yoktur. Allah Teala, Hz. Peygamber’e işaret ederek “De ki: Rabbimin sözleri için deniz mürekkep olsaydı herhalde herhalde rabbiminsözleri tükenmeden deniz tükenirdi” (Kehf/109) buyurmuştur.

Burada sözlerden kasıt ilahi isim ve sıfatlardır. Bu vasıfları nedeniyle “mekarim-i ahlak” ve “cevamiül kelim” efendimize ait özelliktir. Allah ismi Efendimiz’de asaleten, varislerinde vekaleten temsil ve tafsil edilir. Bunu anlatan kudsi hadiste:

Resulullah (sav) Efendimiz şöyle buyurdu:“Allahü Teala Hazretleri her yüz yılın başında bu dini ikame edecek birini baas eder.”

Bu Hadisi Şerifte üç mühim mana vardır: Kutbiyet, Müceddid makamı, Allah İsm-i Celali. İşbu üç mananın tefsirini aşağıdaki cümleler içinde bulacaksınız.

Kutup, kutbiyet makamında tahakkuk edip oturabilmesi için, önce bir evvelki kutup ile arasında yüz senenin geçmesi lazım. Ta ki, ilahi isimlerin küllisi onda tam tecelli edilebilsin. O isimlerin hemen hepsi, Hadisi Şerifin metninde geçen Allah lafzı celalinin tesiri altındadır.

Burada bu kutubun meydana getirilmesine ’baas’ (diriltme) deniyor. Bu da ancak Allah tarafından yapılır. Yani, yalnız bu yüce ismin tecellisi sonunda olur. Diğer isimler, bunun tevabiidir, buna bağlıdır. Kaldı ki, ”Allah baas eder.”(Hac suresi, Ayet-7) mealine aldığımız ayette de, baas işini bizzat Allahü Teala yapmaktadır. Çünkü Allah lafza-i Celali, bütün isimleri camidir.

Dikkat buyurulursa, “Rahman baas eder” denmiyor. Çünkü Rahman da Allah İsm-i Celali’nin şumulündedir. Anla... Bu bapda hidayet eden Allah’tır.

Netice: Her yüz sene başında bir müceddid gelir. Esasta değil teferruatta, önemsiz değil, önemli değişiklikler yapar. Asrın icabına göre bazı ahkam çıkarır. Muannidler (inatçılara ) cevap verir. Açıklanması kendi zamanına kalan bazı meseleleri açıklar. İmam-ı Rabbani gibi.

Bu vazifeyi yapan aynı zamanda bir kutuptur.

Bu yazımıza son verirken, Seyyid Şerif Cürcani Hazretlerinin kutb’u tarfine de kısaca bir göz atalım.  Diyor ki: ”Kutb’a gavs da denir. Çünkü O, hacet sahiplerine aynı zamanda yardım eder. Allahü Teala’nın nazargahıdır. Ve Allahü Teala zatından ona en büyük mana tılsımını ihsan buyurmuştur. Bu manayı iyi anlamak için kendimizi ruhu bir safiyete devretmemiz gerekir.

 Allah, kudret, halk etme ve emrin sahibi olan kimse demektir. Bu isim, ZAT, sıfat, isim ve fiilleri kendinde toplar. Hakk’a yaklaşmaya mazhar olmuş zatın buradan nasibi, hayret, üns ve vekadır. Cemal ve celal ünsiyeti ve beka varizleri Allah ismine mazhar kılar. Allah isminin baştaki Elif’i Ahadiyet, ilk Lam uluhiyet, ikimci Lam risaliyet ve velayeti, gizli Elif ilahi muhabbeti, sondaki Hu hüviyeti, şedde zuhurların çokluğu mertebelerine karşılık gelir.

Nefesi Rahman tüm mertebelerde, var olanların mertebelerini ve mümkün fertlerin nefislerini ihata eder. Taayyün edenler Allah isminin bitmez ve tükenmez kelimelerin suretleri tece tecellilerinin çeşitlenmeleri ve çokluğudur. Hakk, bu mazharlarda zuhur edendir. Halkk’ın bu mazharlardaki zuhuru ve taayyünü, onların kabiliyet ve özelliklerine bağlıdır. Allah ismi tüm bunları cem eden (ilahi isim ve sıfat tecellilerini) ZAT ismidir Hakk’ın.

Her şey O’nun kabzasındadır. Varlıklar Allah’tadır. Kaim oluşları Allah sayesindedir. Allah İLE’dir. Ortaya çıkışları O’ndandır ve dönüşleri O’nadır. Bu nedenle “O, ilahi hüviyetiyle nerede olursanız olun sizinle beraberdir” (Hadid/4) ve “Biz, ona şah damarından yakınız” (Kaf/16) buyurur.

Gayb hüviyetinde “Allah var idi ve O’nunla beraber başka bir şey yok idi” buyurarak, herşeyin hüviyette silinmesine işaret buyurulmaktadır. Allah ismi tecellisi ile, ilahi isim ve sıfatlar Zatıyla, Zatı için nasuti taayyünlerin hakikatlerine sirayet eder, nefesi rahman ile onları içerden ve dışardan ihata eder. “O (ilahi hüviyetiyle) gökte ve yerde ilah olandır. Göklerde ve yerde bu ikisinin arasında toprakta olan herşey O’na mahsustur” (Taha/6) buyurulur. Allah ismi Hakk’ın Zatından başkasının ismi olmaktan korunmuştur. Allah ismi “Cemi esma ve sıfatı Cami ZAT” tır. Kuran’da böyledir.

Kuran-ı natık hüviyetine bürünen kimselerin Allah isminin tecellisinden hisseleri vardır. İnsan-ı kamiller Efendimizden gelen vekaletle “Allah” isminin mazharıdır. Bunların mertebesi is nefsi safiye olup, varlıklarında “HU SIRRI” nı temsil ve tafsil ederler. Bunun için insana lazım gelen nefs tezkiyesidir.

Nefs tezkiyesi için ise şu hususlara dikkat edilmelidir:

  1. Nefs mücahedesi ve terbiyesi
  2. Nefs muhasebesi
  3. Mudill etkisinden kurtulma
  4. Ayet ve hadisleri, özellikle ahlaki vasıfları açıklayanları, hayata tatbik etmek
  5. İlahi isim ve sıfatlarla tahakkuk etmeye çalışmak

Hz. Peygamber Allah isminin merkezi olan uluhetle tahakkuk etmiştir. Hz. Peygamber’in (sav) diğer ilahi isim ve sıfatlarla vasıflanması bunun delilidir. Hz. Peygamber’in “Allah” ismi ile adlandırılması ve bu isme mazhar olması ususunun nedeni, O’nun uluhet sıfatı ile tahakkuk etmesinden dolayıdır. Çünkü herhangib ir sıfatla hatakkuk eden kimse bu sıfatın ismi ile de adlandırılır. Eğer birisin “O’nun Allah ismi ile isimlenmesi taalluktandır, tahalluktan değildir. Durum böyle olduğunda ise senin Hz. Peygamber uluhetle tahakkuk etmiştir sözün doğru olmaz” derse cevap olarak deriz ki; Allah adı taalluktan dolayı olup bu ismin mertebesi olan uluhetten değildir. Bilinmelidir ki, Allah Teala’nın “Peygambere itaat eden Allah’a itaat etmiştir” (Nisa/80) ve “O sana beyat edenler aslında Allah’a beyat etmişlerdir” (Fetih/10) kavli Hz. Peygamber’in bu adla adlandırıldığına bizim için mecazi bir delildir.

Efendimizden veraset alan gavslarda bu isimle tahakkuk etmişlerdir. Her insan isimlerin mazharı olabilmek için o ismin manasını yaşaması ve varlığında o ismi yaşatarak “isim ile müsemma” olmaya çalışmalıdır. Bunun yegane yoluda nefs tezkiyesidir.

“Allah’tan korkan kimseler, öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah iyilik edenleri sever.” ( Âl-i İmrân/134)

Binekli yürüyene, yürüyen durana, az olanlar çok olanlara, küçük büyüğe selam verir. (HŞ)

İçinizden kime dua kapısı açılmışsa, ona rahmet kapıları açılmış demektir. (HŞ)

Başkaları hakkında hüsnü zan beslemek, kişinin kulluğunun güzelliğindendir. (HŞ)


önceki sayfa               sonraki sayfa

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam21
Toplam Ziyaret702259
Hava Durumu
Saat
Takvim