Üyelik Girişi
Site Haritası
Önerilen Siteler

R. G. 6. Tecelli Ve Tecelli Hüviyeti

6. Tecelli Ve Tecelli Hüviyeti

Tecelli, Hakk’ın batından zahire açığa çıkışıdır. Hakk’ın TEK VÜCUD HÜVİYETİ ile mertebelerde seyranı “tecelli” olarak adlandırılır. Her mertebede takındığı vasıf, isim ve madde özellikleri ile edindiği “kayıtlı” ve “sınırlı” hüviyetede “tecelli hüviyeti” denilir. Hakk beş mertebede taayyün eder:

1. Tecelli-i Zat: Sırf Zat mertebesinde Zatından Zatına, Zatıyla, Zatça açığa çıkışıdır. En batın ve evvel taayyündür. HÜVE olarak “He” ilahi hüviyeti “Vav” ise Zatı Nefsi temsil eder. Amaiyetten Ahadiyete zahir oluşudur ancak Zatında gerçekleşen taayyündür.

2. Tecelli-i Sıfat: Hakk’ın batından zahire bir mertebede daha taayyün etmesidir. Zati ve sübuti sıfatları ile “Zatı Nefsini” ve “hüviyetini” açığa çıkarmasıdır. “Kul hüve Allahu ahad” (İhlas/1) ayeti ile “Allah” ismi camisi ile Zatını sıfatları ile açmıştır. İhlas suresi tamamiyle “Zati sıfatlarının taayyünüdür. İlahi hüviyetini “Allah” ismi altında uluhiyeti ile belirtmesidir.

“Hüves semiul basir” (O İlahi hüviyetiyle semi ve basırdır” ayeti ise sübuti sıfatlarıyla ilahi hüviyetin açılmasıdır, tecelli etmesidir. Sübuti sıfatları ile alemlere muhittir. Alemlerdeki her mevcudda sübuti sıfatları taşıdığı “oran” da ve taşıdığı “zaman” zarfında sübuti sıfatlar ile “tecelli hüviyeti” ni taşır. Sıfatların mazharı ve tecelligahı haline gelir. Hakk o mertebeden o mazharda, temsil ve tafsil oranında ve tecelli esnasında hüviyetini “zahir” ismiyle açığa çıkarır. Bilkülliye (tamamı) değil, sınırlı ve kayıtlı bir hüviyet söz konusudur.

3.   Tecelli-i Esma: Hakk’ın bir mertebe daha zahir olmasıdır. Hakk’ın ilahi isimleri ile tecelli etmesi, açığa çıkışıdır. “Hüvel hakimul habir; hüve ala külli şeyin alim” vb ayette hüve(ilahi hüviyet) isimlerle tecelli etmektedir. Bu tecellide her mevcuda (insan dahil) ilahi isimleri taşıdığı “oran” da ve taşıdığı “zaman” zarfında ilahi isimler mertebesinde “tecelli hüviyeti”ne bürünür.

4.   Tecelli-i Efal: Hakk’ın şehadet aleminde batında Zatı, sıfatları ve isimleri taşıyarak maddeden görünür (zahir) olmasıdır. Şehadet alemi Hakk’ın en zahir (görünür) olduğu mertebedir. Burada her mevcud kendi nefis mertebesinde Hakk’ın zahirini yansıtır. HÜVE kelimesindeki “vav” her mevcudun nefsini kendi mertebesinde temsil ederken, “he” ise nefsin zuhuru olan hüviyeti temsil eder. Yine tecelli oranında ve zamanında mevcudun nefsinde taşıdığı vasıflar ve isimler ile “tecelli hüviyeti” ni temsil eder. Hakk, her mevcuda, mevcudun istidatı, yetenekleri ilahi programı ve nefsinde taşıdığı özellikler ile zahir olmuştur. Şehadet aleminde batın ve evvelden başlayan yolculuk zahir ve ahir olmuştur. Hakk’da kendini bu vasıflarla belirtir: “hüvel evveli ve ahiri, vez zahiri vel batın” (Hadid/3) “O ilahi hüviyetiyle evveldir, ahirdir, zahirdir, batındır”. Böylece Zat aleminde başlayan ilahi hüviyetin mertebelerde taayyünü şehadet aleminde sona ermiştir. Taayyünün anlaşılabilmesi için bir örnek verirsek; buhar latif olarak görünmez iken, bulut mertebesine geldiğinde kesifleşir. Yağmur ile su haline geldiğinde bu kesifleşme artar. Su buz haline geldiğinde ise madde ve boyut kazanır. Buharın, buz oluşunda suyun hüviyeti hiç değişmemiştir. Aslen sudur. Sadece taayyün (görünme) farklılaşmıştır. Farklılığı yaratan hüviyet değil, mertebelerdir.

5. Tecelli-i Hüviyet: Hakk her mevcutta Zatıyla kaim ve batın, sıfatlarıyla muhit ve tecelli, esmasıyla tecelli ve malum, kudretiyle fail, fiiliyle zahir, eserleriyle meşhud, Batını ile sırdır. İşte her mevcuda seyreden “mevcudun nefs mertebesine” göre “ilahi hüviyet”tir. Hüviyetin, o mevcudun nefs mertebesinden zahir olması “tecelli hüviyeti” dir. Her mevcud kendi mertebesinde O’nu temsil etmiş olur. Ağaç, ağaç mertebesinden, hayvan hayvaniyet mertebesinden, insan ise insanlık mertebesinden O’nu nefs mertebesi itibariyle temsil eder. Hakk’ı en kamil manada temsil insan-ı kamil mertebesinden olduğundan, insanı kamilin tasavvufta temsili “HÜVE HÜVE” olmuştur. Yani Zati Nefse ayna olan Nefsi Muhammedi (VAV) ve ilahi hüviyetin temsiline ayna olan (HE) olarak simgeleşmiştir. Efendimiz bu hakikati ifade etmek için “Beni gören Hakk’ı görür” buyurmuşlardır. Her insanda kendi nefs mertebesi düzeyinden O’nu zuhura getirmiştir. Bu nedenle Kur’an’da “yedi nefs mertebesi” belirtilmiş ve her nefs mertebesinin sıfatları ve isimleri belirtilmiş ve ahiretteki sonuçları açıklanmıştır. “Tecelli hüviyeti” “Hadi” ismi vasıflarıyla olan bir nefs, “Mudil” ismi tecellisi altındaki neftsen o özellikler ile farklıdır. Uluhiyet ise zıt isimlerle görünmeyi kabul eden mertebedir. Kur’anda “Cemi esma ve sıfatı Cami Zat” mertebesidir. Tüm ilahi isim ve sıfatları (zıtlar dahil) cem eden Zat mertebesidir. Bu “la ilahe illallah” hakikatidir. İnsandan istenen “Muhammeden Resulullah” sırrı ise tecelli hüviyetinin “Hadi” zuhuruyla olmasını istemek ve belirtmektir. Çünkü Efendimiz “Hadi” isminin zuhurudur. Hakk bütün nefs mertebelerinden isim ve sıfatlarıyla tecellidedir. İnsandan emr-i teklifi ile (Kur’an ve Sünnet) istenen ve murad edilen hakikat “Hadi” vasıflarıdır. Ahiretteki (ilahi hüviyetin “AHİR” ismi) sonuçlarda (cennet ve cehennem) bu konuyla ilişkilidir. Bu nedenle “Nefsini temizleyen (tezkiye eden) kurtulmuştur” (Şems/9) ayetiyle bu adeta emredilmiştir. Hakk her mertebeden zuhurdadır insandan beklenen ve Hakk’ın rızası “Muhammeden Resulullah” sırrında yatmaktadır. Özet bir ifade verecek olursak; VÜCUD HÜVİYETİ TEK VE BİR, MERTEBELERİ VE DÜZEYLERİ ÇOKTUR. MERTEBELER VE DÜZEYLER ARASINDAKİ İLİŞKİYİ DÜZENLEYEN ŞERİAT-I MUHAMMEDİ’DİR. MERTEBELERE; DÜZEYLERE ŞERİAT-I UYMAK ZORUNLUDUR. Ancak bu şekilde davranılırsa “Beni gören Hakk’ı görür” hadisinin yansıması insanda zahir olabilir. Bunun içinde insanın nefsi natıkasını bilmesi ve onu Kur’an-ı Natık haline getirmesi şarttır. “Nefsini bilen Rabbını bilir” hadisinin bir açılımıda budur. Bunun için tevhid mertebelerinin ve nefsi irfan yolunun tahsili gereklidir. Burada kısaca belirtilen bu hakikat, uzun bir eğitim sonucu kişiye mal olur. Aynel ve hakkel yakin yaşanılarak bu hal tadılır. Tadmayan ve yaşamayan bu halden haber versede, işin lafzi kısmında kalır. Bir şeyi ilim olarak bilmek yetmez, ona irfan ancak yaşamla olur. Bu nedenle Hz. Ali (kv): “Ben yaşayan Kur’an’ım” diye belirtmiştir. Tecelliler her an devam etmektedir. “Tecelliye Hakk’ça riayet kulluktur” düsturunu yaşayan kişi “hayat namazını” kullukla devam ettirir. Bunun ölçüsüde “Fatiha” sırrı ile yaşamaktır. Zira Efendimiz “Fatiha’sız namaz olmaz” buyurmuştur. Bu nedenle “tecelli hüviyetini” Hakk’a döndürmek ancak Kur’an ve Fatiha ile mümkündür. Kamil insanlar bu sır ile yaşayan arifibillahlardır. Peygamberin varisleri olarak “Hakk” ı temsil ve tafsil ederler. Hakiki “tecelli hüviyetini yansıtanlardır.




önceki sayfa               sonraki sayfa

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam117
Toplam Ziyaret710541
Hava Durumu
Saat
Takvim