Üyelik Girişi
Site Haritası
Önerilen Siteler

T. İ. 126. İslamda Nüsuk, İbadet, Zikir ve Ubudiyet


İSLAMDA NÜSUK, İBADET, ZİKİR VE UBUDİYET


Hakk; “Hakikat-i İnsaniyye” sırrına “ADEM” ismini vermiş ve “Ademi’i kendi suretimde halkettim” (Halakel Ademe ala sureti) buyurmuştur. HÜVE sırrını taşıyan insan ise Hakk’ın Nefsi hiviyeti’nin (HÜVE) mazharıdır. Hakk ise Nefsi Hüviyetini Kuran’da şöyle tanımlıyor: “Hüvel evveli vel ahiri vez zahiri vel batın” (Hadid/3) “O (ilahi nefsi hüviyetiyle) evveldir, ahirdir, zahirdir, batındır”.

Suret (zahir) insanın, sireten (batınen) İNSAN olabilmesi ve ayan-ı sabitesindeki (evvel) ilmi programının (elest misakının gerçekleşmesi) vasıtasıyla AHİR İNSAN olarak “ebedi cenneti” kazanabilmesi için bu dört özelliğin (evvel, ahir, zahir, batın) Hakkani ve hakikatiyle yaşanması mutlak suretle gereklidir. Kurandaki tüm İBADETLERİN zahir ifadesi NÜSUK adını alır. İbadetlerin batın ifadesi İBADET olarak ifade edilir. Zahir ve batının evvel ile birleştirilmesi ile gerçekleştirilen ibadet ise ZİKİR adını alır. İşte HAYAT NAMAZI zahir, batın, evvel birleştirilerek yapılan TEZEKKÜR’dür.

Tefekkürsüz, tezekkür mümkün olamaz. İşte Tezekkür; zikirin ve salatın DAİM ve korunmuş hali ve makamlaşmasıdır. Buda kişinin “ahiret” sonucunu oluşturan hakikattir. Bu ise söz konusu DÖRT İSMİN yaşanması ve gerçekleşmesidir. Bu ise UBUDİYET adını alır. Hakk’ın abd ve resul (nur-ı velayet) mertebesine nüzulu ile “Beni gören Hakk’ı görür” sırrının yaşanması ve “alemlere rahmet” hakikatinin mazharı olunma sırrının UBUDET adı altında yaşanmasıdır. Bu sırra ise “Mutlak Tevhid (uluhiyet+hüviyet tevhidi)” in nefiste gerçekleşmesi ile mümkündür.

Şimdi tek tek bu konuları inceleyelim: Bugün “din kavramının” sığlaştırılıp sadece “ZAHİR” hükümlerle kabulüne KURAN “menasik/nüsuk” kavramını kullanır. Kuran’da geçiş şekliyle belirtecek olursak; Bakara /127-128’de “… Bize menasiklerimizi göster …” buyrulmaktadır. Yani “Zahir olarak ibadet şekillerimizi ve ibadet yerlerimizi bildir” şeklinde tarif edilmektedir. Bakara/200’de ise “Hac menasikini bitirince, atalarınızı andığınız gibi hatta daha kuvvetli bir anışla Allah’ı anın” buyrulur.

Hacc, bilindiği üzere tamamen “simgesel” ve “zahir” ifadelerin bulunduğu bir ibadet şeklidir. “Zahir” hükümlerin HACC olarak kabul edilebilmesi ancak onun BATINİ HAKİKATlerinin yaşanabilmesi ile mümkündür. “Haccın Hakikati” kitabımız ve “Hacc ve Vahdeti Vücud Şuhudu” ve “32-54 Farz batını hakikatleri” makalelerimizde bu konulara değinildiğinden, ayrıntılar için söz konusu makalelere bakılması ufuk açıcı olacaktır. Bakara/196 ayetinde de “Kurban” için “nüsuk” anlamında belirtilmiştir. “Kurban Hakikati” makalemizde Batıni sırlara işaret edilmiştir. zahir kurban kesmek ve Hacc yapmak Batıni hakikatler yaşanmadan yapılırsa, sadece zahir için bir sevap (getiri) söz konusu olacaktır. Batıni hakikatler yaşanmadan bu rituel (merasim, ayin, tören) ve nüsuk İBADET olmayacaktır. Zira ZAHİR-BATIN bütünlüğü KEMAL’dir. Suret insanı, siret insan yapan sır, BATIN’dır. Batıni hakikatler yaşanmadan KAMİL İNSAN olunmaz. Hacc/34 ayetinde de “MENSEK” kelimesi KURBAN anlamındadır. Kurban kesme merasimi (tören, ayin-mesnek) sadece ZAHİR HÜKÜMLER ile yapılıyor ve KURBAN, Hakk’a KURBİYETİ ve İRFANA yol açmıyorsa; kişinin sadece zahirini kurtarır; o da kurtarabilirse…

Diğer bir ayette de Efendimizin dilinden bu sırrı ifade ediyor: “Deki: Benim namazım, nüsuk’um, hayatım ve ölümüm hep alemlerin Rabbi Allah içindir” (Enam/162). Dikkat edilirse; salat ve nüsuk ayrı ayrı zikredilmiştir. Bu çok önemlidir. Ayetteki İNNE ile nefsi hüviyetinin batını ifadesi SALAT ile, zahir ifadesi NÜSUK ile, hayat ile (evvelden ahir yolculuk) memat ile de (ahiret boyutu) ifade edilmiştir. Lillahi ile “ALLAH için” olma sırrı açılmış ve dört boyutunda mutlak şartı belirtilmiştir. “Rabbül alemin” ifadesi ile de “MUTLAK TEVHİD” tamamlanmıştır. “Ölmeden önce ölünüz” sırrı ile de UBUDİYET tanımlanmıştır. Hacc/67 ayetinde “Biz her ümmete MENSEK tayin ettik. Onlar bu mensek ile amel ederler. Öyleyse emrim konusunda seninle niza etmesinler. (Bu yolla=menasiklerle) İnniyetinle Seni hidayet üzere müstekime Rabbine davet et” buyurulmaktadır.

Efendimiz “Benden gördüğünüz gibi namaz kılın” buyurmuştur. Menasik olan ZAHİR hükümler, namazın zahir kılınış şeklidir. Batıni hakikatleri ise Efendimiz’den İRFAN YOLU ile bugünlere aktarılmıştır. Namazı, salat kılan ve ikame edilmesini sağlayan BATINİ HAKİKATlerdir. Onlar olmadan sadece ZAHİR NÜSUKLAR ibadet olamaz.

Yukarıdaki ayette (Enam/162) namaz (salat) ve nüsukun ayrı ayrı zikredilmesi bu hakikate dayanır. “32-54 Farz Batıni hakikatleri”, “Fatiha sırrı ile hayat namazı” ve “Salat Sırrı” ve “Daim Namaz” makalelerimizde ayrıntılar geniş ufuklar açacaktır bu konuda. Zahir hükümlerin, ibadet olabilmesi için Batıni hakikatlerin yaşanması FARZdır. Zira Firavun Yunus/93 ayetinde belirtildiği üzere ZAHİREN iman etmiş ancak BATINİ HAKİKATİ tahakkuk etmemiştir. Ayette: “Derken İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun askerleri ile takip ve taaruz etmek için derhal arkalarına düştü (Sonunda boğulma ve kendini sıkboğaz edince) Allah’a iman ettim (amenu billahi), İsrailoğullarının iman ettiği Allah’tan başka ilah yok, ben Müslümanlardanım” dedi”. İşte Firavun’un “Allah’a iman ettiğini üstelik “(billahi sırrı ile iman)” ettiğini, Hakk ayetiyle bildirmektedir. Bu imanın sadece ZAHİR’in kurtardığını bizlere bildirmek için “Firavunun cesedi” İBRET olarak korunmuştur. Ayette şöyle buyurulur: “Şimdi öylemi? Oysa Sen önceleri isyan etmiştin ve bozgunculuk çıkaranlardandın. Bugün ise senden sonrakilere bir ayet (mucize-ibret) olman için seni yalnızca bedeninle kurtaracağız. Gerçekten insanlardan çoğu Bizim ayetlerimizden habersizdirler” (Yunus/91-92).

Firavunun batını ise cehennemdir. Ayette şöyle buyurulur: “Ateştir o. Onlar sabah-akşam ona arz olunurlar. Kıyametin kopacağı günde : “Firavun hanedanı azabın en şiddetlisine sokun (denilecek)” (Gafir/46). Hud/98 ayetinde de Firavun ve Firavun benzerlerinin cehennemde olacaklarını vurgulamaktadır. Bu ayetler göstermektedir ki kalben tasdik ve Batıni hakikatler gerçekleşmeden sadece ZAHİR HÜKÜMLER (menasik-nüsuk) kişinin nefsini kurtarmaz. Batınen “nefs tezkiyesi” şarttır.
“Nefsini tezkiye eden felaha erer (kurtulur)”
(Şems/9) ayeti bu sırrı anlatır. Bütün makalelerimizde İBADETİN, İBADET olabilmesinin ANA HATLARI belirtilmektedir. Hayatı “NAMAZ” ve “DAİM ZİKİR” kılmak içinde “nefs irfanı” ve “tevhid irfanı” şarttır. Böylece suret insan, “siret-suret KAMİL İNSAN” olurki; nefsi hüviyetiyle “ZAHİR-BATIN-EVVEL-AHİR” hükümlerinin mazharı olup UBUDET ile şereflenir. “Ben insanları ve cinleri Bana ibadet etsinler diye yarattım” (Zariyat/56) ayetinin mazharı “ABDUHU” sırrı ile kerim olur. İnsan sadece ZAHİR ile kurtulunacağını mı sanıyor. “İmtihan Sırrı” ihlas ve niyet sınavı olup BATIN SINAVIDIR. Batını sınavdan kalanı, zahiri kurtaramaz. Beden (kalıpta) İŞ YOK.



önceki sayfa               sonraki sayfa

içindekiler
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam213
Toplam Ziyaret488157
Hava Durumu
Saat
Takvim