Üyelik Girişi
Site Haritası
Önerilen Siteler

T.İ. 124. Bihi Bihu Sırrı ve Hüviyet Tevhidi



BİHİ BİHU SIRRI VE HÜVİYET TEVHİDİ


Allah kudsi hadiste şöyle buyuruyor: “Ben gizli bir hazineydim. Bilinmekliliğimi sevdim. Halkı zuhura getirdim (yarattım). Ta ki Beni bilsinler”.

Allah’ın BEN’liğini Zatı Nefsi oluşturmaktadır. Nefs, bir şeyin hüviyetidir. Kur’an da Zatı Nefsin açılımı HÜVE ile belirtilerek “ilahi hüviyet” ve O’nun izdüşümleri, isimleri ve sıfatları belirtilmiştir. BİHİ, noktadan B sırrı ile Ahadiyeti Zat’tan (gizli hazine) ilahi hüviyetin taayyün ve tecelliler “nüzul=iniş” unu ifade etmektedir. TEK VÜCUD HÜVİYET’ inin alemlerde Zat mertebesinde açılımıdır. BİHİ’ nin “HU” sunun altındaki “esre” hüviyetin tüm taayyün ve vahdeti vücud mertebeleride hubbi teveccüh (muhabbet) ile seyrini ifade etmektedir. Bu mertebeler kısaca ifade edilecek olursa:

“İlahi hüviyet=Hu” bütün her şeyiyle Allah’ın ilmini içermektedir. Bu mertebeye “İLMİ ZAT” mertebesi adı verilir. Taayyün edecek tüm mevcudlar (her şey) ilmi Zatta “hüviyetinde” dürülüdür. Ayan-ı sabite olarak adlandırılan “ilmi hakikat” ler halinde mevcuttur. Tamamıyla ZAT mertebesidir. İlmi hakikatlerin (ayan-ı sabite) farklı farklı istidatlarla ayrıştığı mertebeye “FERDİYETİ ZAT” adı verilir.  

Bu mertebeler birlikte “HÜVİYETİ ZAT” mertebesi olarakta bilinir. Hakkın Zat aleminde ZATINDAN ZATINA, ZATIYLA, ZATI İÇİN, ZATÇA düzenlemesidir. Tüm zuhura çıkacak hüviyetler bu mertebede CEM edilmiştir, ayan-ı sabite olarakta ayrışmıştır. Ama tamamiyle ZAT mertebesindedir. Allah Nefesi Rahman (Nefsi Rahman) tecellisi ile ilahi hüviyetini (BENLİĞİNİ) açmış ve alemleri zuhura getirmiştir. Her mertebeye nefesi rahman (genel vücud nuru tecellisi) sirayet etmiştir. allah ilahi hüviyetini şöyle açıklamıştır: Hüvel evveli, vel ahiri, vezzahiri vel batın ve hüve ala küli şeyin alim” (Hadid/3) “O (ilahi hüviyetiyle) evveldir, ahirdir, zahirdir, batındır ve O her şeyi bilicidir”.

Bahsettiğimiz mertebeler (ZAT) Hakk’ın evvel ve batın halidir. Her taayyün mertebesinde bir mertebe “zahir” olur. Diğer bir mertebe “zahir” olunca, önceki mertebe batın olur. Yani ilahi hüviyet her mertebede zahir, batın, evvel ve ahir isimleriyle taayyün edip açığa çıkmıştır. Yani açığa çıkan tek hüviyettir. BİHİ sırrı tek hüviyetin bahsedilen itibarlarla açığa çıkmasıdır. BİHU ise alemlerdeki seyrinden sonra Ahadiyeti Zat Noktasına tekrar “uruç” ile dönmesini ifade etmektedir.

Alemlerde bu şekilde ortaya çıkan tek hüviyettir. Vahdeti Vücud ifadesi bu hakikati anlatır. BİHİ ve BİHU sırrı bu nedenle “vahdeti vücud” ilmini içeren bir hakikat zikridir. Ancak Vahdeti Vücudu ifade ederken O’nun alemlerdeki seyrini bilmek gerekir. Zira eğer “hüviyet mertebeleri” ve “tecelli hüviyeti” anlaşılmazsa bu bilgi ve marifet eksiklere ve yanlışlıklara neden olur.

İlahi hüviyet SIFAT mertebesinde kendini Ruhul Azam ve Ruhul Kudüs ile açar. Ruhul Azam Zati Sıfatlardır (Vücud, Kıdem, Beka, Vahdaniyet, Kaim bi nefsihi, Muhalefet lil havadis). İhlas suresi bu sıfatları anlatır. Nefsi natıka da bu sıfatların mazharıdır. Zat mertebesi batın, Zati Sıfatlar bu mertebede zahir olmuştur. İlahi hüviyetten (ilahi suret) köken alan insanın nefsi natıkası bu sıfatların mazharıdır. Külli olarak tamamını değil, istidatı oranında, tecelli sırasında ve tecelli oranında bu sıfatlarla donanır. Tamamını değil, temsil ve tafsil oranında yani “tecelli hüviyeti” miktarınca ilahi hüviyeti temsil eder. İnsanın tam manasıyla (külli olarak) Zati Sıfatların sahibi olması mümkün değildir.  

Nefsi natıka tecelli mahalli olduğundan busıfatların tecellisi oranında ve tecelli anında bu sıfatları açığa çıkarır. “tecelli hüviyeti” dediğimiz hakikat budur. Hüviyet mertebesi olarakta “ZATİ sıfat” mertebesidir. Batında “hüviyeti Zat”, zahirde “Zati sıfat” söz konusudur.

İkinci sıfatmertebesi “SÜBUTİ SIFAT” mertebesdir. Ruhul Kudüs denilen hakikattir. Hakk’ın sübuti sıfatlarının (hayat, ilim, irade, kudret, sem, basar, kelam) zahir olduğu mertebedir. “HÜVİYETİ ZAT” ve “ZATİ SIFAT” mertebesi batında kalmış, “SÜBUTİ SIFAT MERTEBESİ” zahir olmuştur. Tek ilahi hüviyet Zatı nefsindeki sıfatları zuhura (açığa) çıkarmış olmaktadır. “O işitici ve görücüdür” ayeti bu mertebeyi açıklar.

Diğer bir mertebe “ESMA MERTEBESİ” dir. İlahi isimlerin zahir, önceki mertebelerin batın ve evvel olduğu mertebedir. “O, her şeyi bilicidir”; “O her şeye vekildir”; “O her şeye hakim ve habirdir” gibi ayetler. İlahi hüviyetin “esma mertebesinde” zuhurunu açıklar. TEK İLAHİ HÜVİYET (BİHİ) esma mertebesine tenezzül etmiştir. Önceki mertebeler ilahi hüviyetin batını ve evveli iken, esma mertebesi zahir ve ahir olmuştur.

Bir sonraki mertebe “şehadet alemi”mertebesidir. Burada ilahi hüviyet ZAHİR, ismiyle cisimlenmiş-maddesel boyuta çıkmış ve diğer ZAT – SIFAT – ESMA mertebeleri batında ve evvelde kalmıştır. İlahi hüviyet şehadet aleminde ZAHİR ve AHİR olarak mevcud olmuştur. Alemlerde de ilahi hüviyet mertebelerine göre kudretiyle fail olmuştur. Eserleriyle (neticelerle) müşahede edilir olmuştur.

Bu mertebe HÜVE hakikati her mevcudun nefs mertebesinde temsil olunur ve tafsil olunur şeklinde zahir olmuştur. HÜVE’yi oluşturan “VAV” nefs mertebesini “HE” ise o mertebede temsil edilen ilahi hüviyet mertebesini belirtir. İlahi hüviyet insanda yedi nefs mertebesinde farklılaşmıştır. Örneğin nefsi mülhime mertebesinde bulunan bir insan, “vav” ile (nefsi mertebesi itibariyle) bu mertebede olduğundan, ilahi hüviyeti o mertebeden temsil ve tafsil etmekte ve ondan çıkan fiillerde o mertebenin filleri olmaktadır. VÜCUD ve İLAHİ HÜVİYET TEK ve BİR, mertebeleri ve düzeyleri itibariyle çoktur. Mertebelere riayet şarttır.

Mertebeler (nefsler) arası ilişkileri düzenleyen ise Şeriat-ı ve Sünnet-i Muhammedi’yedir. Zira İlahi Hüviyet açılımı “nokta” dan KURAN iledir. Yani alemlerde ilahi hüviyetini ALLAH, KURAN ile açmıştır. Kur’an Allah’ın ilmi ve kelamıdır. İlahi kanunlar ve hükümler bu nedenle vardır. Her mevcud kendi nefs mertebesinde batında Zatı, sıfatları ve isimleri o mevcudun istidatı ve kapasitesi oranında vardır. İşte Uluhiyeti Zat Kur’an ile “mertebeler arası ilişkileri” düzenler. Allah ismi bu mertebenin ismidir. Allah ismi bu nedenle tüm ilahi isimleri ve sıfatları cem eden CAMİ ZAT ismidir. Bu nedenle uluhiyet mertebeler arası lişkileri düzenler.

“Kul hüve allahu ahad” (İhlas/1) ayeti bu anlattıklarımızı özetleyen Allah kelamıdır. Taayyün ve tecelliler “Dehr” ismi ile zamana yayılarak, insanın her tecelliyi idrakle yaşaması murad edilmiştir. Zira insan Allah’ın tecellisini defaten (bir defada tümüyle) kaldırması ve taşıması mümkün değildir.

Bu nedenle “tecelli oranında” ve “tecelli zamanında” diye belirtiyoruz. “Tecelli hüviyeti” nefste nur olarak iz bıraktığından kişi tecelliyi idrakle yaşarsa, ilahi hüviyeti nefsinde o mertebede yaşarki, insanın “ilahi suret” olarak yaratılmasında ki sır budur. Efendimiz “tecelli hüviyetini” tam yansıttığından ilahi hüviyetin (abduhu ve resuluhu) ekmel temsilcisi olduğundan “Beni gören Hakk’ı görür” buyurmuştur. Kamil varislerininde bu hakikatten payı vardır. BİHİ sırrı bu nedenle Efendimizde “insan-ı kamil” olarak zuhura çıkmış, BİHU sırrıyla Allah’a intikal etmiştir. “İnna liilahi ve inna ileyhi racim” ayeti bu sırrı anlatır. Diğer insanlar BİHİ ile nefslerine intikal eden sırrı, nefslerindeki yaşantı ve ahlak mertebesine göre BİHU sırrıyla Allah’a ulaştırırlar. Ahiret boyutunada nefs mertebelerine göre cennet veya cehennem boyutunda devam ederler. Zira ahiret aleminde dünya alemine göre “ahir” dir. Orada da ilahi hüviyet ile beraber olunur.

“Nerede olursanız O (hüve) sizinle beraberdir” (Hadid/4) ayeti her mertebede ve düzeyde O’nun bizimle olduğunun ifadesidir. “O (hüve) her an bir tecellidedir” (Rahman/29) buyurularakta her tecellinin ilahi hüviyeti idrak etmeniz için bir fırsat olduğunu açıklar. Bu nedenle insanın istidatlarını zayi etmemesi ve nefs tezkiyesi yolunu tutması emredilmektedir. ”Salih amel O’na çıkar, güzel söz O’na yükselir” ayeti nefsimizden çıkan her mananın BİHU sırrı ise ZATINA ulaştığını ifade etmektedir. Alemlerde tek ilahi hüviyet batında ve zahirde temsil ve tafsil edildiğinden “Nereye dönerseniz Allah’ın vechi (zatı) oradadır” (Bakara/115) buyurulmuştur. “Herşey helak olucudur. O’nun Zatı (vechi) müstesna” (Kasas/88) ayetide taayyün ve tecellilerin geçici olduğunu ve O’na döneceğini ifade eder (BİHU sırrı). BİHİ ile tek vücud hüviyetinde taayyün mertebelerinde başlayan seyr, BİHU ile yine O’nun Zat noktasında toplanır.

Bütün bu seyir alemlerin özetidir. Eşyanın hakikatine vakıf olana bu malumdur. Vahdeti Vücud Şuhudu bu hakikati anlatır. Kısaca bu söylediklerimizi ifade edersek şöyle diyebiliriz, ALLAH, TEK VÜCUD HÜVİYETİYLE Zatıyla kaim ve batın, Vücuduyla mevcud, sıfatlarıyla muhit ve tecelli, esmasıyla tecelli ve malum, kudretiyle fail, fiiliyle zahir, eserleriyle meşhud, batını ile sır olarak ULUHİYETİ’ni alemlerin her zerresinde sergileyendir.

BİHi ve BİHU SIRRI, Zatından Zatına, Zatıyla, Zatı için, Zatça, nefs mertebelerinde uluhiyetin sergilenmesidir. Bu nedenle insana “la ilahe illallah muhammeden resulullah” tevhidi zorunlu kılınmıştır. “La ilahe illallah” TEK VÜCUD hüviyetinde uluhiyeti, “Muhammeden Resulullah” ise bu hüviyetin içindeki mertebeleri idrak için şarttır. VÜCUD TEK VE BİR, MERTEBELERİ VE DÜZEYLERİ ÇOKTUR. MERTEBELERE ŞERİAT ÖLÇÜLERİYLE UYMAK ZORUNLUDUR.

Bütün bu hakikatleri yaşayıp, nefsine nur etmek uzun bir zaman ve sabır işidir. Allah hazmını lütfensin… AMİN.





önceki sayfa               sonraki sayfa

içindekiler



Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam185
Toplam Ziyaret514186
Hava Durumu
Saat
Takvim