Üyelik Girişi
Site Haritası
Önerilen Siteler

T.İ. 72. Adem ve Havvanın Batını ve Zahiri Sırrı



ADEM VE HAVVANIN BATINI VE ZAHİRİ SIRRI



Ayette “Ey insanlar! Sizi tek bir nefisten (NEFSİN VAHİDETİN) yaratan o nefisten (MİNHA) de eşini yaratan ve ikisinden bir çok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının” (NİSA/1) buyurulmaktadır.  Adem ve Havva’nın batını halkiyeti “NEFSİN VAHİDETİN” sırrındandır. Hakikat-i İnsaniye olup batınen birbirinin aynıdır. Bu konu “NEFSİN VAHİDETİN” ve “NEFSİ NATİKA” makalelerinde ayrıntılı olarak mevcuttur.

Benim bu makalede değinmek istediğim zahiri halkediş sırrına bugünkü tıp ilmiyle bakmak olacaktır. “Allah Adem’i topraktan yarattı. Sonra ona “OL” dedi ve o da oluverdi” (Ali İmran/59) buyurulmuştur. TOPRAK hakikatine ‘de “DÖRT UNSUR” TOPRAK, SU, HAVA, ATEŞ makalesinde ayrıntılı olarak değindik. Toprak HAKK ve HAKKIN NEFSİ ve İLMİ olup, “Adem’in (İNSAN)  Hakk suretinde halkedilişi” bu sırdandır. Havva’nın Adem’den zahiren halkedilişi içinde; “Havva, Adem’in kaburga kemiğinden yaratıldı” buyurulmuştur.

BATINEN ÖZDEBİR olan Adem- Havva,  zahirende BİR ‘dir. Adem’in zahiri vücudundaki 46 kromozomda dürülen “ İLAHİ İLİM” ZUHURUDUR.  Erkeklik kromozomu “XY”  olarak ifade edilmektedir. İşte bugün TIP “ STEM CELL= KÖK HÜCRE” ile klonlama yöntemiyle “Kuzu vb” çoğaltmıştır.

İşte Adem’in zahirini oluşturan “XY” den “X” kromozomu alınarak klonlanmış ve dişi Havva “XX” olarak halk edilmiştir. Zahirdeki tek farklılık budur. Kaburga  “kemik iliği “ kaynağı olması ve “kök hücre” nin kemik iliğinden alınmasında yatmaktadır.

“Kadın kaburga kemiği gibidir. Kadın eğri bir kaburga kemiğinden yaratıldı; onu doğrultmaya kalkarsın kırarsın, kırılması da boşanmasıdır” buyurulması da batınen kadının NEFSİ temsil etme sırrındandır. Nefse yumuşak muamele edilmesini Efendimiz: “Nefsiniz bineklerinizdir. Ona rıfk ile muamele edin” ve  “Nefsinizin de sizin üzerinde hakkı vardır; ona hakkını verin” buyurarak bizleri bu konuda uyarmaktadır. Nefs hakikati ve izzeti dışında bir muameleye uğrarsa (nefse zulüm) Hak ile irtibatının kopması demektir ki bu zulüm O’nun boşanmasıdır. Şu evlenme hadisi bu konuda ufuk açacaktır.

Peygamber Efendimiz (sav): “Benim mucizem Kur’an’dır” buyurmuşlardır. Fatiha Kur’anın özeti olduğu üzere her ayet ve surede Allah’ı insanı, dolayısı ile alemleri bir yönüyle izah etmektedir. Kişi okuduğu ayet ve surelerle nefsinde bu ayet ve sureleri talim etmektedir. Alemler fiili Kur’an, temsili Kur’an, tafsili kur’an olduğundan kişi nefsinde Allah’ı, insanı, alemleri okudukları ile okuduğu ve idrak ettiği yönleriyle kavramaya çalışmaktadır. Zammı sure ile Fatiha’nın özellikleri ayrıntılanmakta ve okunulanlar yönüyle ve kişinin nefs mertebesi ve idrak düzeyiyle ilgili olarak, kişiye Hakk ve alemler açısından yeni bilgiler sunmaktadır. Örneğin kişi İhlas suresini okuduğunda Allah’ın Zatı ve Zati sıfatlarını kavradığı gibi, Allah’ın kendindeki ve alemlerdeki tecellilerini, insan ile ilişkili durumlarını, farklılıklarını kavrama yoluna girmektedir.

Zammı sure okunmasıyla, okuyan kişi, okuduğu yönüyle adeta Hakk ve alemler ile irtibata geçmektedir. “Ne var alemde, o var Ademde; Ne var Ademde, o var alemde” hükmüyle hem kendi nefsi natıkasına, hemde alemleri oluşturan nefs-i külliye adeta hizmet etmekte, onlara zuhur ediliş nedenleri, Allah’ı hatırlatmakta, adeta manevi zekatını alemlere vermektedir. Bu nedenle namaz ve zekat bir çok ayette yan yana zikredilmektedir. Allah’ın Rububiyetini idrak etmektedir. Okuduğu zammı sure ve ayetler ile Hakkın kelamını alemlere duyurmakta, hem kendi nefsine, hemde alemlere Hakk’ın tüm bilgilerini sunmakta, adeta onları okudukları yönüyle harekete geçirmektedir. Zaten fiili Kur’an olan alemlerden de, kendisine bilgi akışının imkanını da sağlamaktadır.

Miraç olan namazıyla, Hakkla irtibat kurduğu mertebenin altındaki tüm nefisler ile irtibat imkanı sağlamakta, böylece Hakkın kelamı o mertebelere de adeta talim edilmektedir. Kendi nefsinde oluşan, oluşacak olan bilgilerin temelide atılmış olmaktadır. Namaz sırasında talim edilen bu bilgiler, namaz dışında da kişiye bilgi ve uygulama sahasını sunmaktadır. Namazda elde edilen bilgiler, pratiğe çevrilmektedir. Özellikle namaz esnasında Hakkla irtibatta olan namazdaki birey, namazdan çıkıp halkın arasına karıştığında Hakk’la olan irtibatını unutmayacaktır. Halkla olan münasebetlerini Hakk ve Hakkın koyduğu kurallar ile sürdürecektir. Bu surette namazda özellikle Hakk’ta halkı seyrederken, namaz dışında halkta Hakkı seyredecektir. Böylece halkın Hakkın isim ve sıfatlarını yönüyle zuhurları olduğunu idrak edecek bu suretle kesrette vahdeti ve vahdette kesreti yaşamına sokması kolaylaşacaktır.

“O’nun ahlakı Kur’an idi” diyen Hz. Aişe (ra) namazdaki kişinin namazda okuduğu Kur’anın ahlakına bürüneceğini ifade eder. Namazda aldığı bilgi ve Kur’an ahlakı ile namaz dışındaki zamanlarınıda bu Kur’ani ahlakla, Peygamber ahlakı ile geçirmeye çalışacaktır ve ahlaki açıdan Kur’an ve Peygamber Efendimiz, kişiye ahlaki yönden ayna olacaktır. Kişinin nefsi, Kur’an ahlakı ile donanacak ve nefs mertebelerini daha kolay aşıp, kamil ve saf nefse ulaşması daha kolay olacaktır. Bu yönüyle namaz en güçlü nefs mücahedesi, terbiyesi ve tezkiyesi yoludur.

Kişi Kur’andan okuduğu bölümleri arttırdıkça, nefsine talim ettiği bilgi ve ahlakta o kadar artacak ve bilgilerde o kadar artacaktır. Kişinin bilgi düzeyi arttıkça, nefs tezkiyesi arttıkça, Kur’anda kendini o kişiye açacak, kendindeki bilgileri namazdaki kişiye sunacaktır. Hz. Resulullah (sav) “Kur’an’ın zahiri, batını, haddi ve matlaı vardır. 7 batını hatta 70 batını vardır” buyurarak kişinin Kur’andan alacağı bilgilerin eksilmeyeceği, Kur’anın kişiye kendini devamlı açacağını bildirmiştir.

Nefs tezkiyesi arttıkça, kalpte miraç mertebeleri ilerledikçe Kur’anda namazdaki kişiye kendini o düzeylerde açacak, kişinin öğrenip, yaşamına adapte edeceği bilgilerde artacaktır.

Kur’anı İlmi Zatı temsil ettiğinden ve Zatın İlmi sonsuz olduğundan kişiye Kur’anın sunduğu ilimlerde sonsuz olacaktır. Allah’ın İlmi Zatını temsil eden ve cemi esma ve sıfatı cami Zat olarak tarif edilen Kur’an kişiye önce kendi nefsini ve oradan Rabbını tanıtacaktır. “Nefsini bilen Rabbını bilir” hadisi gereğince namazda Hakkın kelamı olan Kur’anı okuyan kişi bu kanalla Hakkı bilme, tanıma ve O’na uyma yolunada girmiş olacaktır. Nefsinde arttırdığı Kur’ani bilgiler ve ahlak oranında yaşamıda Allah’ın istediği ve görmek istediği bir forma dönüşecektir. Kişinin yaşamı adeta edindiği bilgi ve uygulama düzeyinde Kur’ani bir yaşama dönüşecektir. Peygamber Efendimizin ahlakı Kur’anda övülmüş olup, peygamber efendimizde “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” diyerek gerçek amacın Kur’an ahlakı olduğunu vurgulamıştır. “Gözümün nuru namaz” diyerek bu ahlakı elde etmenin en önemli ibadeti namaz olduğunu vurgulamıştır. “Namaz nurdur” ve “Namaz dinin direğidir” hadisleri ilede bu bilgileri adeta perçinlemiştir.

Namazdaki kişi, okuduğu ayetler ve sureler ile nefsini Kur’ana ayna olarak tutmakta, Hakk ve kelamı yoluyla nefsini tezkiye etmektedir. Nefsi natıkası mertebesine göre, namazda bazı özellikler, huyları ve karakterleri ona gösterecek, Allah’da ilham yoluyla nefsindeki özellikleri ve sıfatları kendisine bildirecektir. Namazdaki kişi nefsini bu yolla da tanımış olacak, Rab ismi ile nefsindeki tecelli ile kendisini yönettiğini ve nefsinin kemale erme yolundaki kolaylıkları ve engelleri o kişiye ilham ettiğini anlayacaktır. Kişi nefsinde edindiği bu bilgilerle, hem nefsini hem de nefsindeki Rab tecellisini hissedecektir. Bu yolla Rabbı olan Allah’a adım adım yaklaşacaktır. Doğaldır ki her nefs mertebesindeki tecelli farklı farklı, o nefsin özellikleri ve vasıflarına göre olacaktır. Bu nedenle tasavvufta tevhid ve nefsi irfan yoluna girerek, nefsi natıkanın aslı olan Allah’ın Zati Nuruna ve Kur’an sırrına doğru yol almalıyız. Bu şekilde nefsi irfan yolu ile nefs hakkındaki bilgilerimiz artacak, nefsin aslına arız olan kötü ahlaki vasıflardan kurtulmak için gayret yoluna girmiş olacağız. “İlim kadın erkek her müslümana farzdır” hadisine göre hem nefsimiz, hemde Rabbımızın Kur’ani bilgilerini öğrenmek ve hayatımıza uygulamak yoluyla Allah’a yakınlaşmış oluruz. Her öğrenip hem uygulanıp, hayatımıza soktuğumuz hem zahiri, hemde batıni bilgi, bizlere yarar sağlayıp, yeni ilimlerin ve bilgilerinde temelini oluşturacaktır. Kişi nefsindeki Allah’ın ilahi isim ve sıfat tecellilerini ve bunların fiiller ile olan ilişkisini irdeleyecek, bu yolla Rabbını bilmesi kolaylaşacaktır. Namaz da okunan ayetler ve zammı sureler bu konuya aracılık etmiş olacaklardır. Surelerin ve ayetlerin nurlarıyla nefsi arınarak aslına doğru yol alınmış olunacaktır. “Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz” hadisi şerifince kişi, hayatı boyunca Kur’an ve Sünneti Muhammediyi yaşamına adapte etmek suretiyle devamlı bir terakki ve ilerleme içinde olacaktır. Bu yol ilede Allah’la ve alemlerle olan ilişkileri çok önemli bir boyuta dönecektir. Bu suretle namazdaki kişi Hz. Adem (as) gibi arza halife olacaktır. Kendi nefsinin hakimi olacak, Rabbını, Allah’ını daha yakından tanıyacak, O’na olan ibadetleri yeni bir boyut kazanacaktır. Halife olan insan, Allah’ın Zat, sıfat, isim ve fiil tecellilerini en iyi yansıtan, Kur’ani özellikleri hayatına sokan bir ayna mesabesinde olacaktır.

Kur’anın sureleri, onun menzilleri demektir. Her surenin bir takım ayetleri olduğu gibi, herkese ait bir menzilin Allah katında bir takım delaletleri vardır. Fatiha Suresi, kulu ve Rabbi bir arada topladığı için toplayıcı Kur’andır. Diğer surelere ise namazda sadece kulun okuyacağı kısımlarla Rabden farklılaşmasını sağlayan bir ayrıcı Furkan’dır. Kur’andan okunan bu sure, kulun Allah katındaki menzilini belirlemede anahtar rolü oynar. Sünnet olan sureyi tamamlamaktır. Hadiste şöyle buyrulur; “Kıyamet günü Kur’an okuyan kimseye şöyle denilir: “Oku ve yüksel. Varacağın yer, okuyacağın son ayetin katında bulunmaktadır” Bu nedenle ve idrakle Kur’anla olmak gerekir. Allah Hz. Peygambere bu açıdan “De ki: Rabbim ilmimi arttır” (Taha/114) diye emretmiştir. Kur’andan okunan surelerle ve ilmiyle nefsimizdeki ilmi arttırmamız ve menzilimizi yükseltmemiz murad edilmiştir. Bu açıdan kul, Allah’ı hakkel yakin bildiğinde (tahakkuk) gören ve görülen Allah olur: Müşahede eden ve edilen O’dur. Allah’ın nuruyla Allah müşahe edilmiş olur. Bu makamda Hz. Ali (kv) “Görmediğim Allah’a ibadet etmem” buyurmuştur. Kulun varlığı bu durumda silinir, geride Rab kalır. Kul Hakkın tecellisiyle fani ve baki olur.

Kur’an okumak, batında nefsi natıkasına emanet edilen Kur’anı zuhura çıkarmaktır. Bismillahirrahmanirrahim ile Be’nin altındaki nokta, künhü zatını la taayyün aleminin sırrını temsil etmektedir. Böyle bir bilinçle okumak ile Allah’ın tüm taayyün ve tecelli mertebelerini nasıl zuhura çıkardığını aynı zamanda yaşamaktır. “Be” ile Allah ismi ile irtibat sağlanır. Yani Uluhiyeti Zatla, tüm ilahi isim ve sıfatlarla Allah Zati ismi ile künhü Zat arasında irtibat sağlanır. Bu ise uluhiyet ile irtibatın sağlanmasıdır. Kişi Rahman ismi ilahi isim ve sıfatların gerçek, hakiki hüviyetleri ile zuhura çıkmasını sağlayacaktır.

Rahim ismi ise gerçek hüviyetleri ile zuhura çıkan ilahi isim ve sıfatları, hakiki hüviyetleri itibariyle fiile döndüren mertebedir. Böylece “Bismillahirrahmanirrahim” diyen kişi adeta kendini ve kendindeki alemleri gerçek, hakiki hüviyetleri ile harekete geçirecektir.

Bu nedenle Muhyiddin-i Arabi “Kur’an okuyan kimse Allah (cc)’ın tercümanıdır” buyurmuştur. Kur’an okuyan kimse hem nefsi natıkasına, hem de alemlere Allah kelamından O’nu tercüme etmektedir. İzah etmektedir. Faaliyete geçirmektedir.

Mevlana Hz. de “Manalar kelime libaslarına, harf elbiselerine bürünerek ortaya çıkar” buyurarak Kur’andaki manaların Hakk lisanı ile manalarının nefsi natıkaya, alemlere talim edildiğini ifade etmektedir. Kudsi Hadiste buyurulduğu gibi; “Beni zikredenle Ben beraberim” denilerek namazda ve Kur’an okunurken Hakkla beraber, Hakkla okunduğu bildirilmektedir. Namazda bu irtibatı sağlayan ise “billahi” kelimesidir. Allah’la olunan manalar, Arapça lisanından okunsa da manalar kişide kendi lisanından ilham olarak kendisine mertebesine göre bildirilecektir. Bu Allah’ın kuralı ve lütfudur.

Bu şekilde Kur’anı kıraat eden bir kişide üç marifet hasıl olacaktır.

      1. Marifet-i Nefs: Kendi zatını ve hakikatini bilmek
      2. Marifet-i Mübdi: Kendisinin mucidini bilmek Halkedeni tanımak
      3. Mucidine karşı fakr ve ihtiyacını bilmek

Kur’anı Zat kaynaklı olduğundan, kelamı ile kıraat edilenleri batından zahire çıkarır. kişinin okuduğu mertebe itibariyle batınındakini açığa çıkarmasıdır. Namaz Hakkla (billahi), Hakkı, Hakkça zuhura çıkardığından yaşamın en üst derecesidir. Be nedenle Şemsi Tebrizi hakiki namazı şöyle tanımlamıştır: “Namaz bir andır, bütün anları içine alan bir andır”. Böyle bir namaz ancak künhüzatının tam idrak edilemeyeceği idrakiyle, besmelenin (noktası) olarak kılınan bir namaz olmalıdır ki, tüm taayyün, tecelli ve zamanları “AN” a sığdırsın. Bu namaz ise insan-ı kamilin kıldığı namazdır. İkra (oku) emrinin zuhura çıkarılmasıdır. Nefsi natıkasında batında dürülü Kur’anın açığa çıkarılmasıdır.

Kur’anı Kerimi okuma kuralları şöyle belirtilmiştir: “lâ yemessehu illel mutahharın” (Vakia/79) (Ona tamamen temiz olanlardan başkası el süremez). Abdest ve namaz bölümünde bahsedildi. “Feiza karatel Kur’ane festeiz billahi mineşşeytanirracim” (Nahl/98) (Şimdi Kur’an okuyacağın zaman o kovulmuş şeytandan (Allah’la) Allah’a sığın). Euzu bölümünde bahsedildi: “Kur’anı güzelce tane tane bir ölçü üzere oku” (Müzemmil/4). Kur’an manaları anlayarak okumak, her mertebedeki manalarını idrak ederek okumaktır.

Kur’anın her ayetinin zahiri, batını, haddi ve matlaı vardır. Zahiri, dış, zahir anlamı, batını iç içe sonsuz manalarını, haddi her ayetin sınırlarını, matlaı ayetin köken aldığı mertebesini kaynağını göstermektedir. Batını anlamlarında, zahiri anlamlarında sırları ve zaman ve mertebeye göre anlamları vardır. İhlasla Kur’anı okuyan her kişide Allah manalarını kişinin bulunduğu nefs mertebesi ve tevhid anlayışına göre açar. Bu açış namaz sırasında olabileceği gibi, namaz dışında ayetlerin manalarını tefekkür ederkende olur. Namazda okunan ayetlerin bu suretle açılmasına vesile olur. Bu nedenle hadisi şerifte “tefekkür gibi ibadet yoktur” buyurulmuştur. Ayrıca Kur’an zahir olarak şehadet aleminde Arapçadır. Ancak üst mertebelerde esma mertebesinde Rabça, sıfat mertebesinde Hakkça, uluhiyeti zat mertebesinde Allah’ça, Mutlak Zat mertebesinde Zatçadır. Şehadet aleminde Arapça aslından okunarak, daha üst mertebelere ulaşmak mümkündür. İhlasla okunan Kur’an, irfan yolu ile bu mertebelerin idraki ile, Allah bu manaları kişiye kendi dilinden ilham yolu ile bildirecektir. Bu da Kur’anın yüzünü, aslını, hakikatini ihlaslı kullara açmasıdır.

Kişiye bulunduğu nefs mertebesinde ve tevhid anlayışına göre, gerekli ilimleri ilham yoluyla bildirecektir. “Bildiği ile amel edene Allah bilmediklerini de öğretir” hadisinin hükmü içerisine girer. Yeter ki ihlaslı amel edilsin, ihlasla namaz kılınsın, Allah’la irtibat sağlanabilsin. “Beni zikredin, bende sizi zikredeyim” (Bakara/152)

Kur’an okuyan kişinin söylediği söz vardır. Her söze yüklü mana, söz ve manaya eklenen ruh ve nur mevcuttur. Bu dört husus bireydeki nefesi rahmanı zuhura çıkarmak için gereklidir. “Ben ademe ruhumdan nefh ettim” (Sad/72) buyurarak ruhundan, nefsi natıkada aslı nur olduğundan kendi hakikatini idrak eden bir kişiden çıkan kelam bu dört hususu birden taşır. Yani Kur’an okuyan veya sohbet eden arif, söylediği kelama, manaları ruhu ve nuru yükleyerek karşıdaki kişiye hitap eder. Ancak böyle bir kelam, karşıdaki kişiye hayat ve nur bahşeder, kelamdaki manaların açılımını sağlar. Namazda bu husus çok özeldir. Bu özelliklerin eğitimi namaz sayesinde olur. “Billahi” ile Allah’la, Allah kelamına, kelamın ruhu ve nuru eklenerek mertebeler aşılarak miraç gerçekleşebilir. Arif kişi “daim namaz” içinde, daim Hakkla olduğundan, arif kişinin her kelamı bu özellikleri taşır. Bu nedenle Hz. Mevlana; “Arif bir kişi ile bir saat sohbet, yüz senelik nafile ibadetten hayırlıdır” buyurmuştur. Ancak böyle bir kelam kişiyi irfan yolunda ötelere götürür. Yüz yıllık yolu bir saatte aldırmış olur. Arif kişinin okuduğu Kur’anda bu vasıfları taşıdığından, bu özelliklerle arif kişi, Kur’an ile alemlere ruh ve nur yaymış olur. Böyle bir meclis, Hakkın zikredildiği meclis olur ki Peygamber Efendimiz bu meclisleri övmüş şu hadisi söylemiştir: “Cennet bahçelerine uğrayınız. Meyvelerinden yiyiniz”

Hak sohbeti yapan arifin meclisi cennetten bir örnektir. Alemler, tafsili Kur’an, temsili Kur’an fiili Kur’an olduğundan, Kur’anı bu mana, ruh ve nurla okuyan arif kişi; Kur’anla, alemleri adeta hareke geçirmektedir. Hakkın alemleri halk ettiği şekliyle onu idrak etmektedir. Alemlerle ve kendinle kesin bir irtibat sağlamaktadır. Bu irtibatın sağlanması ile “billahi” ve “besmele” hükmüde zuhura çıkmaktadır. Allah ile, Allah adına, Allah için batındaki Kur’an hakikatleri zuhura çıkarılmış olmakta ve bu hakikatler zahirde ve batında müşahede edilmektedir. Buda kelime-i şehadetin temelini oluşturmaktadır. Kur’an okunurken, ayet ve surelerin temsil ettiği vahdeti ve kesreti idrak edecek, vahdetin ve kesretin Uluhiyeti Zatın farklı açılardan zuhurlar olduğunu idrak edecektir. Bu suretle Hakk’la halkta yaşamanında eğitiminin temelleri her namazla atılmış, bina yapılmaya başlanmış olacaktır. Halkın içine dönüldüğünde bu eğitim ile halkın arasındaki yaşamda kolaylaşacaktır. Zira, “Nerede olursanız O (İlahi hüviyetiyle) sizinle beraberdir” (Hadid/4) ayetinin hükümleri namazda açığa çıkmıştır. Allah halk içinde de kişiyle olduğundan, kişi halkla irtibatında Hakkı, Hakkça uyguladığında namazda gibidir. Hakla olduğu ve Allah için amel işlediği oranda “daim namaz” eğitiminide yapmış olacaktır.

Namazdaki kişi Kur’an okuduğunda alemler oluşana kadar açığa çıkan taayyün mertebelerinide kat etmektedir. Taayyün mertebelerine tasavvufta nikah mertebeleri adıda verilmektedir. Bunu belirten hadisinde Hz. Resul (sav):

“Peygamber (sav) ashabından birine sordu?

      - Evlendin mi?
      - Hayır, vallahi evlenecek bir şeyim yok ki…
      - Yanında “Kulhuvallahu ahad” damı yok?
      - Var.
      - İşte al sana Kur’anın üçte biri! İzacae’ yi biliyormusun?
      - Evet
      - İşte Kur’anın dörtte biri! “Kul ya eyyühel kafirune” yi biliyormusun?
      - Evet
      - İşte sana Kur’anın dörtte biri “İza zülzilet” Biliyormusun?
      - Evet
      - İşte “Evlen evlen” buyurdu.

Kur’anı okuyan kişi Allah ile ilişki içinde olduğundan “nikah” olarak adlandırılmıştır. Arifibillah Hacı Bekir Sıdkı Visali Hz. (ra) Kur’anın sırrını açıklayarak, Kur’anın bir harfinin (mesela Kaf) nurunun şehadet alemini aşarak “misal alemi”ne ulaştığını; bir kelimesinin nurunun “melekut alemine” ulaştığını; bir ayetinin nurunun ceberut alemini kapladığını bir surenin nuruyla lahut (Zat) alemine dahil olduğunu vurgulamıştır. İşte Kur’an okuyan kişi kendi nefsinde ve alemlerdeki her nefiste tüm taayyün ve tecelli mertebelerinde Hakk’la olmakta ve nefesi rahman vasıtasıyla ilişki içindedir. Bu ilişki Allah’ın Zatı, sıfatları ve esmalarıyla ilişkidir. Bu ilişki ile Allah bu yönleriylede Kur’an aracılığıyla tevhid edilmiş olmaktadır. Allah kudsi hadisinde şöyle buyurmuştur:

“Salacağınız bir ip sizi Allah’a ulaştırır”. Ayeti kerimede “Allah’ın ipine sarılınız” buyurarak Kur’anı kastederek Kur’anın okunmasının Allah’a ulaşma ve Allah’la olmanın yöntemi olarak açıklamıştır. Diğer kudsi hadisinde; “Ben kulumun zannına göreyim. O halde Benim için hayır zannında Benim için hayır zannında bulunsun. Ve Ben, Beni andığı zaman kulumun yanındayım” buyurmuştur.

Kur’an sırf hayırdır ve Allah’ın kelamıdır ve kişi nefsindeki zanlardan Kur’an’la uzaklaşmış olarak Allah’ladır. Allah’ı anmakta ve Allah’la beraberdir. Bu nedenle namaz sırf hayır ve sırf rahmettir. Başka bir kudsi hadiste ise şöyle buyurmuştur: “Bir kimse Beni kendi kendine anarsa, Bende onu Zatımda anarım… Yine bir kimse Beni cemaat içinde anarsa, Bende onu o cemaatten daha hayırlı bir cemaat içinde anarım”

Kişi namazda içinden-gizli olarak Hakkı zikrettiğinde Allah’ta onu Zatında anmaktadır. Her ne kadar melekler cemaat isede, meleğin insanın batınını bilme kudretleri yoktur. Bu nedenle Kur’anı nefsinde okuyan kişi Allah’ın Zati Nefsine, yani Zatına, ilmine dahil olmakta, Allah’la Allah’ı anmakta, Allah’ta ona tecelli ile onu anmaktadır. Kur’anı açıktan-cehri okuduğunda melekler ve alemler okunan Kur’andan haberi olmaktadır. Bu nedenle Allah, cematinden daha hayırlı bir cemaatte anmaktadır. Yani alemlere o şahsı tanıtmakta alemlerdeki her varlıkta onu sevip anmaktadır. Kendi nefs mertebesinden alemlere rahmet olmakta, karşılığıda rahmet olmaktadır. Başka bir kudsi hadiste Allah şöyle buyurmaktadır: “Tam ihlasla “lâ ilahe illallah” şehadetini yapanlar olmasaydı cehennemi dünya ehline musallat ederdim. Eğer bana ibadet edenler olmasaydı Bana asi olanlara bir anlık dahi mühlet vermezdim”

Kamil insan ihlasla “lâ ilahe illallah” dediği için o kişinin ibadeti ve şehadeti genele yayılır. Yani tek tek herkesi kapsar. Allah’ın tevhid edilmesi diğer  kişileri cehennemden yani Allah’ın Celal isimleriyle tecellisinden korur. Bu ise Mutlak Birliği bilenin alemlere rahmet olmasıdır. “Seni alemlere rahmet olarak gönderdik” (Enbiya/107) ayetinin Peygamber den varislerine yansımasıdır. Bunu açıklayan hadisinde Hz. Resul (sav); “Yeryüzünde “Allah, Allah …” diyen baki kaldıkça kıyamet kopmaz” buyurmuşlardır. Bu Mutlak tevhidi yapan Allah’ın yeryüzünde halifesi İnsan-ı Kamildir. Dünya ehlinden murad nefsi emmare ve onun hilekar ahlakıdır. Bu ise kahır ve gazap cehennemidir. İnsan-ı kamil bunlara ulaşacak bu tecellileri de engelleyerek rahmet olacaktır. Diğer ibadetleri yapanlarada kendi nefs mertebeleri düzeyinde ve oranında bu rahmete ortak olmaktadır. Namaz ise bu rahmetin en üst düzeyde açığa çıktığı Allah’ın lütfudur. Alemlere rahmet vesilesidir.

“İnneni enallahu lâ ilahe illa ene fabudni ve ekimis salat eli zikri” (Taha/14) mealen; “Muhakkak Ben Allah’ım. Benden başka ilah yoktur. Öyleyse Bana ibadet et ve Beni zikretmek için namaz kıl”

Uluhiyetini ve Rububiyetini idrak edilmesi için ibadetler araçtır. Amaç Hakka vuslattır. Miraçla tahakkuk etmektir. Namaz tüm ibadetleri içinde bulundurur. Allah isminin yani uluhiyetin içinde olduğunu idrak vesilesidir. Uluhiyetin tasarrufu altında olmaktır. Namazda O’nu zikreden O’nunladır. O’da o kişiyi zikreder. Namazdaki kişi Uluhiyetin içine girmekte ve Allah’ın nefsimizdeki vasıfları bildiğini ve bu malum bilgiye göre ona rahmetle muamele edeceğine inanmaktadır. Allah’ın rahmeti ise her şeyi ve kişinin nefsindeki kötülükleride içine alır. Onları ya örter, ya affeder, yada dilerse kötülüklerini iyiliklere çevirir. Yani nefsi tezkiye eder. “Bana itaat edene itaat ediciyim” buyurarak, kulun dilemesinide itaat etmesini murad etmektedir. “Allah onların kötülüklerini iyiliğe dönüştürür” (Neml/70) ayetinin hükmü altına girer. “Allah tevbe edenleri ve temizlenenleri sever” (Bakara/222) ayeti hükmünce namazda Hakk tarafından sevilen kul vasfını kazanır. Namaz ve diğer ibadetleri ile Hakk’la beraber olan kişiyi Kendine seçer.

“Ben seni Zati Nefsim için seçtim” (Taha/41) hükmüyle adım adım seçilenlerden olup Rabbının özel terbiyesi dairesinde yerini alır.

Namazdaki kişi seçilmişlerden olduğunda özel olarak Hakk’ladır. O’nunla görür, işitir, söyler. Her fiili O’nunladır. Nitekim ayeti kerimede; “Muhakkak ki Ben sizinle beraberim, işitirim ve görürüm” (Taha/46) buyurulmuştur. Kul bu mertebeyi farz ve nafile ibadetlere sabırla devam ederek kazanır. “Ben, Beni zikredenlerle beraberim” buyuran Allah Teala bu beraberliğin namaz boyunca hatta namaz dışında da devam ettiğini ilan etmektedir. Kul her halinde Hakkın uluhiyeti altındadır. Her halinde Hakkı zikrettiğinde ve hatırladığında da O’nunla olur. Şu ayeti kerimeler bu gerçeği anlatmaktadır: “Sizin ilahınız sadece Allah’tır ki, O’ndan başka ilah yoktur. İlmi ile her şeyi kapsamıştır (Taha/98), “Nerede olursanız O sizinle beraberdir” (Hadid/4), “Sana katımızdan zikri (Kur’anı) verdik” (Taha/99).

Buyurarak uluhiyetini Kur’an ile açığa çıkardığını açıklamıştır. Bu gerçek “Muhammeden Resulullah” hakikatidir. Namazda Kur’an ile Allah’la olan insan zikrettiğinde tevhide ulaşır. Zikir, zakir, mezkur BİR olur. “Muhammed” “Kur’an” “Allah” bütünleşmiş, bir olmuştur. Yani namaz “lâ ilahe illallah Muhammeden Resulullah” tevhidinin yaşandığı tevhid eylemidir. Kişinin nefsinde dürülü ve örtülü olan Kur’anı zuhura çıkarma eylemidir. Bu nefsi natıkasını “Kur’an-ı Natık” haline dönüştürmesinin en etkili yöntemidir.

“Kim Kur’an’dan yüz çevirirse, o zaman muhakkak ki o, kıyamet günü ağır bir yük yüklenir” (Taha/100) buyurularak nefislerimizi bugünden uyarmaktadır.“Mümin olarak salih amel işleyen kimseler artık zulümden (nefislerine) haksızlık yapılmasından ve (kazandıkları derecelerin) azaltılmasından korkmazlar” (Taha/112) buyurarak Kur’an ve zikir üzere olanları bugünden müjdelemektedir. Kul bu nedenle “Rabbim ilmimi arttır” (Taha/114)duasıyla Peygamberini örnek almaktadır. Namaz ve irfan yolu ile ilmini arttırma gayretinde olmalıdır. Bu suretle kişi ayetin hükmü içine girer, “Sonra Rabbi onu seçti. Böylece onun tevbesini kabul etti ve onu hidayete erdirdi” (Taha/122).

Hidayetin hakikatide alemlerde Hakk’tan başka bir şey müşahede etmemektir. Bu ise Mutlak Tevhiddir. “O’nun vechinden (zatından) başka her şey helak olacaktır” (Kasas/88) ayetinin kişiye hakikatiyle açılmasıdır. Miraçtır. Hidayetin Kur’an ve Sünnete riayetle gerçekleşeceğinin, namazın Miraç için vesile olduğunun idrakine ulaşmaktır. Fatiha ise Kur’anın ve Sünnetin anahtarıdır. Zatın gizli hazinesinin kulda açığa çıkması içinde anahtardır. Bu nedenle Kur’anın özü, sırrı ve özetidir. Bu açıdan “Fatihasız namaz olmaz” buyurulmuştur. Fatiha ile “gizli hazine” açılır, nefs Fatiha ile Kur’an ilminin tecellisi altına girer. Hidayeti talep eden kul olarak Allah’a, Allah’la, O’nun kelamıyla müracaat eder. Tecellilere Hakkıyla riayet ederek “abduhu” (Hu’nun kulu) vasfını kazanır. Bu ise Allah’ın muradıdır. Elestte verilen sözün yerine getirilmesidir. Batıni olarak ahde vefa yerine getirilmiş ve hakiki sıla-i rahim gerçekleşmiş olmaktadır. Kelime-i şehadetteki “Muhammeden abduhu ve resuluhu” hakikatine ulaşmaktır. Hakikat-i Muhammedi ahlakıyla ahlaklanıp Nuru Muhammedi’ye ulaşmaktır. Göz nurunun, Nuru Muhammedinin ve Allah’ın nurunun nefsi natıkasındaki tecelli olduğunu idrak etmesidir. Nefsi natıkasındaki bu nurun namazda gözden ve alından zuhura çıktığını fark etmektir. “Nurun ala nur” (Nur/35) hakikatiyle tanışmaktır. Namaz ve irfan yolunun hedefide miraç olan bu haldir. Peygamber Efendimiz (sav); “Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi: kadın, güzel koku, gözümün nuru namaz” buyurmuştur. Kadın hakikatte nefsi natıkanın asli vasıflarını, hakikatini temsil eder. Nefsi natıka, özellikle namazda tezkiye olur. Namazdaki kişiden, arınan nefsinden güzel koku açığa çıkar. Bu ise “nefesi rahman” tecellisidir. Kur’an okuyorken bu nefesi rahman tecellisinde güzel koku zuhura gelir. Arınmış (tezkiye) nefsin müşahedeside “göz nuru” dur. Bu üçlü en kemalli olarak namazda açığa çıkar. Bu nedenle “gözümün nuru namaz” diye belirtilmiştir.

Kul bu nurla “Tahir” ve “mutatahhir” yani tertemiz olur. “Nefsini temizleyen felaha erer (kurtulur)” (Şems/9) ayetinin sınırları içine girer. “Benim kullarımın arasına katıl. Cennetime gir” (Fecr/29-30) ayetinin hükmüyle irfan cennetine dahil olur. Bu ise tam kurtuluştur. Kul bu mertebeye ulaştığında “Euzu bike minke” (Senden Sana sığınırım) hadisinin sırrına ulaşmış olur. Zira her müşahede ettiği Hakk ve O’nun izafetleri ve itibarları olan isim ve sıfatlarıdır. O’ndan başka bir şey müşahede etmez. Namazın müşahede oluşunun sırrı budur. Allah’ın nuruyla Allah’ı müşahede eder. Bu nedenle arifler “Allah’ı ancak Allah görür” buyurarak bu mertebenin hakikatini ifade etmişlerdir. Kul “Benimle görür, Benimle işitir, Benimle söyler, Benimle tutar, Benimle yürür” kudsi hadisinin hükümleriyle tanışır.

Allah Rahman suresinde; “Rahman. Kur’anı talim etti. İnsanı halketti. Ona beyanı öğretti” (Rahman/1-4) ayetleriyle insanın ilmi hakikatlerine ve nefsi natıkasına Kur’an ile tecelli ettiğini ve insanı Kur’an ile kardeş olarak halk ettiğini buyurmuştur. İnsanın Kur’an ile beyan (kelam) etmesi gerektiğini açıkça ifade etmektedir. Amaç Kur’an-ı Natık olmak bu şekilde yaşamaktır. Hz. Ali (kv)’nin “Ben yaşayan Kur’anım” buyurduğu hale ulaşmaktır. Nefsini ilim ve tezkiye ile aslı olan Kur’an ile süslemektir. Namaz bu eğitimin alındığı en etkili ibadet yöntemidir.

Nefsi natıkanın aslı “nur” ve “Kur’an”dır. Kur’an Allah’ın Zatı, sıfatları ve isimlerini (Cemi esma ve sıfatı cami Zat) açıklayan, temsil eden Allah kelamı ve ilminin özüdür. Bu nedenle alemler fiili Kur’an temsili Kur’an ve tafsili Kur’an’dır. Kur’an sırf “nur” olduğundan, kişinin nefsi natıkası ve alemler nurdur. “Allah yerlerin ve göklerin nurudur” (Nur/35) ayetiyle bu hakikat açıklanır. Namazda bu nur “göz nuru” “alın nuru” olarak müşahede edilir. Ehline malumdur. Göz ve alın nuruyla, Allah’ın lütfuyla bu nur kişinin kendinle ve alemlerde müşahede edilir. Kur’an olmadan bu nura ulaşılmaz ve müşahede edilmez. “Allah dilediğini nuruna ulaştırır” (Nur/35) ayeti, “Allah ve Resüluna itaat edin” (Enfal/1) ayeti ve “Bana itaat edene itaat ediciyim” kudsi hadisi ışığında bakıldığında, Allah’ın nunura ulaşma yolu, Kur’an ve şeriat-ı ve Sünnet-i Muhammediye uymaktır. Şeriat-ı Muhammedi hükümlerine uyulmadan bu hakikatlere ulaşılmaz. “Allah Ademi Kendi suretinde yarattı” ve “Allah Ademi Rahman suretinde yarattı” kudsi hadislerinde Allah insanı Zatı, sıfatları ve isimleri üzerinde yaratmıştır. Zatı, sıfatları ve isimleri “Nur” olduğundan, kendide “nur” olup insan olduğunda “hakiki halife” özelliklerini taşır.

Peygamber Efensimiz (sav) “Ben Allah’tanım müminlerde benden” ve “Allah önce benim nurumu yarattı” buyurarak nur-u Muhammedinin Allah’tan olduğunu vurgulamıştır. Bu nurdan tüm müminlerinde hissesi vardır. O’na varis olmanın delilidir. Bu nura sahip kişinin kendi vücudunu “nur heykeli” olarak müşahede ettiği ehline malumdur. Peygamber Efendimiz sırf nur olduğundan gölgesi yoktu. “Nur heykeli” olarak müşahede bu vasfın müminlere Nuru Muhammedi’nin yansımasıdır. Kişiler bu nuru müşahede etselerde etmeselerde, bu nur kanalıyla alemlerle iletişim içindedirler. Bunu müşahede eden arifibillahlar ise bu nur vasıtasıyla feyzlerini alemlere sunarlar. Bu ise sırf rahmet üzerinedir. Böyle arifler şöyle ifade edilmiştir.

            Korkma de ona Kur’anı Natık
            Gönül Kabesine gir ol mutabık.

   SIRRI KUR'AN KASİDESİ

   Dinle ey ârif-i kâmil hakikati Kur'an sırrını,
   Etmemiş bu sırrı ifşa hem ârifan hem veli
   Harf-ü savttan hem münezzeh gayrimahlûk kelâmı
   Yüzbin küsur harfi cami ol Kur'an-ı ezeli
   (K) kaf arştan büyük nurdan bir dağ misali
   Kaf dağının üstünde arşı rahman suveri
   Diğer harfler hem kafın aynıdır hem nuranî
   Sığmaz bu harfler dünyaya âlemi misâl mahalli.
   (Belhüve Kur'anün mecid) buyurdu   
   Kur'an-ü mecid âlemi misâl harflerinin esası
   (K) — «Velkuranülmecid» esrarı, âlemi misal harfleri
   Yüzbin nurdan dağları
   Alemi misal yirmidokuz harfin oldu aslı, temeli.
   Bu harflerin onbeşi noktalıdır bilmeli
   (T.K.Y.) bu üçü oldu iki noktalı
   (S.Ş.) bu iki oldu üç noktalı
   (B,C,H,Zel,Ze,dat,Zı,Gayn,F.N.) bu onu oldu birer noktalı
   Anla ey kâmil ruhî bu noktalar sırrını
   İlmüledün sırrı hilâfet burası

   Hem Niyazi buyurdu divanında bi garaz
   Noktayı fehmeylemektir ilmü irfandan garaz
   Oku hafız, Kur'anı gece gündüz hem kâlbî
   Zahir olur Kur'an'dan ol nurların esrarı
   Otuzaltı bin kelimatı cami ol Kur'ani ezeli
   Bu kelimat alemi melekût hem münevver şehirleri
   (Elif) surette harf, kıraette kelime-i elfazı
   (Elif) Alemi melekût şehirlerinden bir şehri
   (Elif) Zat, (lâm) sıfat, (F) efalin esrarı
   Zahir oldu bu sırdan hem vahdeti vücudu
   Lenefidel bahrü kable entenfede kelimatü Rabbi
   Yedi derya misali derya tükenir tükenmez kelimati
   (İnnehü lekurranün kerim) buyurdu Kur'anı Kerim
   Alemi melekût kelimatının esması
   Sığmaz bu kelimat misali alemi melekût mahalli
   Hem kudretin tasarrufu âlemi melekût esrarı
   Oku hafız Kur'anı gece gündüz hem nuru
   Zahir olur Kur'an'dan o nurların esrarı
   Altıbin küsur ayeti cami ol Kur'an-ı ezeli
   Bu ayetler âlemiceberut misalinin erkânı
   Venünezzilü minelkuranül mahüve şifaün verahmetün lilmü'-minin
   Her ayetin te'siri âlemiceberut esrarı
   Velekad ateynake seb'an minelmesani velkuranelazîm
   Kur'an-î azîm âlemiceberut ayetinin esması
   Oku hafız Kur'an-ı gece gündüz hem sırrı
   Zahir olur Kur'an'dan o nurların esrarı
   Yüzon küsur sureleri cami ol Kur'an-ı ezeli
   Bu sureler alemilâhut hem mukaddes Resûlları
   Sureyi Yusuf, Sureyi Nuh, Sureyi Hudu hem sureyi İbrahim-i Halil-i.
   Kur'an-ı hâkim âlemi lâhut surelerin esması
   Oku hafız Kur'an-ı gece gündüz hem hafi
   Zahir olur Kur'an'da o nurların esrarı
   Allah-ü nurüssemavati velardı ayetinin esrarı
   Şecere-i mübareke-i zeytune ol Kur'an-ı ezeli
   O mübarek şecere ne şarktadır ne garpda
   Zatla kaim kelâmı tenvir eder âlemi
   Misalinur ey salik havfi Muhammed
   Misali zücace ey âşık sırrı Muhammed âyeti
   Misali mısbah ey arif ruhî Muhammed kelimati
   Misali mişkat ey zâkir kalbi Muhammed hurufi

   Misali kevkeb kevkebdürri ey hafız lisanı Muhammed tebliği
   Sıdkı bu tefekkürle oku bu Kur'an-ı
   Ahfandadır eşcarı
   Hafandadır süveri
   Sırrındadır ayeti
   Ruhundadır kelimatı
   Kalbindedir hurufu
   Hem lisanda gölgesi
   Hafızların zihninde, samilerin üznünde (kulağında)
   Hem elfazı Mushafta ol Kur'anın gölgesi
   Oku hafız Kur'an-ı gece gündüz hem kavli
   Zahir olur Kur'an'dan o nurların esrarı

İşte NEFSİN , HAK ile Kuran ile süslenmesi onun evlenmesi, uzaklaşması ise boşanmasıdır. Bu nedenle Sadreddin-i  Konevi Hz.leri taayyün ve tecelli mertebelerinde KURAN SIRRININ nefiste zuhur etmesine “NİKAH MERTEBELERİ” adını vermiştir. İşte tüm taayyün ve tecelli mertebelerin de HAKK (Akl-ı Kül) ile NEFS’in süslenmek (ruh üflenmesi ) nikah olup, bu evlenmeden “Veled-i kalbi Muhammedi “ olan “MANA ÇOCUĞU “ doğar. Bu mana çocuğu büyütülerek ve buluğa erdirilerek  MÜSLÜMAN olunur :

İşte Efendimizin  “Evleniniz. Ben sizin çokluğunuzla övünürüm“ hadisinin sırrı budur. Zahiren ise “Az çocuklu olmak iki kolaydan biridir” buyurarak bizleri batınen Müslüman olmaya ve tebliğ ile “Müslüman” olan kişilerin sayısını arttırmaya davet etmektedir. Kadını (NEFSİ) öven hadislerinde:

“Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi:  Kadın, güzel koku, gözümün nuru namaz” ve “Dünya bir metadır. Dünya metasının en hayırlısı Saliha kadındır” buyurarak bizleri “NEFS TEZKİYESİ” ve ve “nefs emanetine sahip çıkmaya” davet etmektedir. Zira “SAFİYE NEFS= SALİHA NEFS) ten güzel koku (Nefesi Rahman) çıkar ve “GÖZ NURU” zuhur eder.

“Kimsenin kimseden üstünlüğü yoktur. Üstünlük “TAKVADADIR”  buyurarak; kadın-erkeklerin zahiren eşit olduklarını ve batınen farkın TAKVA=NEFS TEZKİYESİ KALİTESİ olduğunu vurgulanmıştır.



önceki sayfa               sonraki sayfa

içindekiler
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam63
Toplam Ziyaret426208
Hava Durumu
Anlık
Yarın
33° 35° 24°
Saat
Takvim