Üyelik Girişi
Site Haritası
Önerilen Siteler

T.İ. 60. İslam'da kadın; çalışma hayatı ve tesettür hakikati



İSLAMDA KADIN; ÇALIŞMA HAYATI VE TESETTÜR HAKİKATİ


Kuran’ı Kerimde insanın TEK NEFİSTEN (Nefsin vahidetin) halkedildiği açıklanmaktadır. Genel tefsirlerde bu Ademzevcide Havva olarak açıklanmaktadır. Nefsin Hakikati ve TEK olması nedir? Ayetlerde Adem’den ve Havva’dan bahsedilmemektedir. “Halakakummin NEFSİN VAHİDETİN” sümmeceale minha zevceha” (Zümer/6). (Sizi TEKNEFİSTEN halkettik ve ondan eşini halkettik). Buyurmaktadır. Yine Nisa suresi 1. Ayetinde “Ya eyyühennasuttekurabbükemellezihalakekumminnefsin vahidetin ve halaka minha zevceha” (Ey insanlar! Sizi TEK BİR NEFİSTEN halkeden ve ondanda eşini halkeden, ikisinden de birçok erkek ve kadın meydana getirip yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının. Kendisi adına birbirinden dilekte bulunduğumuz Allah’a karşı gelmekten ve akrabalık (rahim) bağlarını kapanmaktan sakının. Şüphesiz Allah üzerinizde gözetleyendir). Yine Enam-98 ayetinde “Ve HÜVEellezienşeekümmin NEFSİN VAHİDETİN” (Sizi TEK BİR NEFSTEN YARATAN HÜVEdir.(Hüviyeti Mutlaka Mertebesi). Yine Araf-189 ayetinde “HÜVEellezihalakakunmin nefsin vahidetin ve ceale minha zevceha” (Sizi TEK BİR NEFSTEN ve ondan eşini yaratan O (HÜVE) dir. (Hüviyeti Mutlaka- Hüviyeti Zat mertebesi).

Muhiyyid-in-i Arabi Hazretleri Fususul Hikemde NEFSİN VAHİDETİN’iHAKK’ın NEFSİ olarak ele almıştır. Bizim ZATİ NEFS dediğimiz HAkk’ın Nefsi dir. Nefs bir şeyin Zatını temsil ettiğinden HAKKIN ZATİ NEFSİ TEK BİR NEFİSTİR. Şimdi “Zevc”ini halketti buyurduğunda ne kastedilmektedir. “Zevc” kelimesinin Türkçe karşılıkları incelendiğinde Eş, çift, cins, tür, sınıf, topluluk, benzeri kendisi gibi olan anlamlarını taşımaktadır. Tasavvufta Vahdeti Vücud mertebelerini bilen kişi HAKKIN ZATİ NEFSİ’nin (Nefsin Vahidetin) zevcinin (benzeri ve kendisi gibi olan) Nefsi Muhammedi olduğunu hemen anlar. ZATİ NEFSİN bir mertebe zuhuru (Taayyünü evvel) NEFSİ MUHAMMEDİ. ZATİ NEFS Ahadiyet mertebesi iken, Nefsi Muhammedi Vahidiyet mertebesidir. Kaynağının Hüviyeti Zat mertebesi olduğunu Araf-189, Enam-98 ayetlerinin başındaki HÜVE açıklamaktadır.

Nefsi Muhammedi, ZATİ NEFSİN tafsili ve temsilidir. Nefsi Natıka ve Hakikat-i İnsaniyye-Hakikat-i Muhammedi denilende bu NEFStir.

İşte insanın hakikati olan NEFS, NEFSİN VAHİDETİN olarak Kuranda belirtilen Hakk’ın Zati Nefsi, Zati Nefsin temsili ve tafsili de “Nefsi Muhammedi”dir. “Nefsinizden bir Resul geldi” (Tevbe/128) buyurulmasıda her insanın Batıni hakikati olan (kadın ve erkek bütün insanların) nefsi natıkanın kaynağı ZAT-I HAKK’tır. Ehlullah bu hakikati açıklarken “ZAT NEFSİNİ LATİF KILDI HAKK dedi, kesif kıldı halk dedi” buyurarak alemlerdeki her mevcudun birimsel nefsinin kaynağının da benzerolduğunu ifade etmişlerdir. NEFSİN VAHİDETİN (ZATİ NEFS) ve ZEVCİ (NEFSİ MUHAMMEDİ) kadın ve erkek her insanın Batıni hakikatidir. Bu hakikate tasavvufta ehli “HAKİKKAT-İ İNSANİYE” diyerek bize her insanın Hakk’ın indinde eşdeğer ve ÖZDEBİR olduğunu ifade etmektedir. Allah kudsi hadiste “Ben kullarımı hanif olarak halkettim. Sonra şeytan onları saptırdı ve şirke iletti” buyurarak “HANİF) yani TEVHİD hakikatini idrak edecek şekilde halkedildiğini buyurmuştur.

Allah, her insanın nefsine TEVHİD AKİDESİNİ yani HADİ programını koymuş olduğunu açıklanmaktadır. Zira insanın nefsi natıkası, Zati Nefsin zuhuru ve izdüşümüdür. NEFSİN VAHİDETİN hakikati TEK-BİR olarak TEVHİD demektir. Bu nedenle Efendimiz “Nefsine arif olan Rabbine arif olur” buyurmuştur. Tevhide ve Vahdeti Vücud Tevhidine ulaşmanın yolu NEFSE ARİF olmaktan, bunun yoluda NEFSİN VAHİDETİN hakikatinden geçmektedir. Nefsini bu manada bilmeyen Tevhid akidesini yakinen müşahede edememiştir. Rabbına arif değildir. “Eşhedühüm ala enfüsihim” Nefislerine şahid (müşahede) oldular)ayetinde bahsedilen NEFİS HAKİKATİ budur. Enfüslerinde ve afakta ayetlerimizin HAKK olduğunu” ayetinde de bahsedilen hakikat budur. Özetle HAKİKAT-i İNSANİYYE’nin, kadın ve erkek her insanın NEFSİNİN, ZATİ NEFS ten köken aldığını ve bununda NEFSİ Muhammedi olduğunu idrak ederek insanlar arasında batınenHakk indinde farkı olmadığını her insanın idrak etmesi farzdır.

Zira “ilim öğrenmek kadın, erkek her müslümana farzdır”buyurmuştur Hz. Resul. Yunus’unda dediği gibi “İlim ilim bilmektir; İlim kendin bilmektir; Sen kendini bilmezsen, O nice okumaktır”. Zati Nefs ilmin merkezidir. Zira Hakk İlmini Zati Nefsinden, Nefsi Muhammediye’ye adeta kopyalayarak tafsile çıkarmasıdır. Nefsi Muhammedi bu itibarla Hakk’ın özüdür. İsim ve sıfatlarının ve Zatının zuhur mahallidir. Bu nedenle zahirde de batında da açılan O’nun ilmidir. Bu nedenle “Allah her şeyi ilmiyle kuşatmıştır” ayetiyle bize Hakk’ın zatıyla ve ilmiyle şehadet aleminde var olduğunu ifade etmişlerdir. İşte zahir (fizik, kimya, biyoloji, matematik vb.) ilim batini Zati Nefisteki İlmin tafsili ve temsilidir. Şehadet aleminde yapılacak olan her yeni keşif ve buluş Hakk’ın Zati Nefsindeki ilmin batından zahire çıkmasından ibarettir. Farz olan ilim Hakk’ın ilmidir. Zahirdeki her ilim O’nun birer şubesidir.

Zahirde (dünyada-şehadet) müşahede edilen ve kendisinin keşfedilmesi ve bilinmesi için İLİM FARZ kılınmıştır. “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” sözünün kaynağı bu hakikattir. “Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz” hadisinin kaynağıda budur. Fizik, kimya, biyoloji, tıp, matematik vb. ilim Hakk’ın SÜNNETTULLAH dediği hakikatin ta kendisidir. Zira bunların kaynağı da NEFSİN VAHİDETİN’dir. İnsanların nefsi tezkiye oldukça gerek zahiri gerek Batıni ilimler o nefse ilham edilerek, ZATİ NEFS teki ilimler insanın nefsi natıkasından zuhura çıkmaktadır. Hakk’ın bir şeye “OL” demesi ilminin batından zahire çıkmasıdır. Hakikat-i insaniye (Nefsi Natıka) bu nedenle Allah’ın Nuru ve Kuran’ın sırrı makamıdır. Hakikat-i İnsaniyye (nefsi natıka) Kuran-ı bünyesinde bulundurur. Kuran ise Cemi-i esma ve sıfatı cami ZAT olup Hakk’ın İLMİ ve KELAMIDIR. Bu nedenle alemler ve insan temsili, tafsili ve fiili KURAN’dır.

TEK ZATİ NEFS, insanın ve alemlerin nefislerinde kendini ve ilmini zahir etmiştir. Bu nedenle yapılan her keşif, buluş ve icad Hakk’ın bir vechini (yüzünü-hakikatini) keşiftir. “Ben gizli bir hazineydim. Bilinmekliliğimi sevdim. Halkı yarattım. Taki Beni bilsinler” kudsi hadisinde BEN dediği ZATİ NEFS’i olup, bizimde ben ben dememizin kaynağı ve nefsimizdir. Kendi nefsimizin kaynağının ve sahibinin Hakk olduğunu bilmek ve bu emaneti Hakk’a temiz bir şekilde teslim etmekte Müslümanlık’tır. Bu nedenle “Nefsini tezkiye eden kurtulmuştur. Nefsini karanlıklara gömen (kirleten) ziyandadır” (Şems 9-10) buyurulmuştur. İslamın özü emanet olarak verilen nefsin orijinal haliyle (tertemiz bir nefis- nefsin zekiyyetün) Hakk’a teslim edilmesidir. İbadetler araç, nefs tezkiyesi amaçtır. Tezkiyenin temel şartı da şirkten arınmak ve mutlak tevhide ulaşmaktır. Kendi nefsi hakikatten, insan olarak Hakk’ın nefsini taşıdığından habersiz insan Hakk’a ait olan bu nura sahiplenmesi ve onu kirletmesi şirktir. “Vücudundan (varlığından) büyük günah olamaz” olarak buyurduğu Efendimiz dkkat çektiği gizli şirk, nefsini bilmemektir. Özetle HER İNSAN (Adem) BATINEN NEFSİ NATIKASI (ZATİ NEFSİN İZDÜŞÜMÜ) İTİBARİYLE ALLAH’ IN NURUNU VE KURANIN SIRRINI taşıyacak şekilde halkedilmiştir. İnsanın şehadet aleminde erkek ve kadın olarak iki ayrı cins olarak yaratılması insan türünün çoğalması üzerine programlanmıştır. ADEM den kasıt İNSANDIR. Adem’in hakikati “Hakikat-i İnsaniye” olup, bu hakikate “ve nafahtümin ruhi” “O’na ruhumdan nefh ettim (üfledim)” hakikatidir. Bu ruh Allah’ın isim ve sıfatları olup Hakikat-i İnsaniyye’nin bedene (nefse) üflemesidir.

Tasavvufta erkek Aklı, kadın nefsi temsil etmektedir. ZATI NEFS Aklı küll olup VERİCİ dir. Verici er, alıcı nefs olarak adlandırılmıştır. İki kişi konuşurken, aktif konuşan er-akıl, pasif dinleyen nefs konumundadır. İkisinde de aktif olan aslında NEFS-İ NATIKA’dır.

Adem’e ruh verilmesi ile aktif hale geçmiştir. Bu nedenle ER vasfı doğmuştur. İnsandır ki kendindeki hakikat-i insaniyyeyi-ruhu bildi O zahiren kadında olsa batınen erdir. Bu hakikatten haberi olmayan zahiren erkekte olsa tasavvuf dilinde o kadındır. İşte “Cehennemde daha çok kadınları gördüm” hadisinde kastedilen nefsin hakikatinden haberi olmayan ve emanet edilen nefsini emmare mertebesine indiren ve sureten insan (kadın veya erkek) batınen hayvani vasıfları taşıyan herkes “KADIN” hükmündedir. Zira o eğitime muhtaçtır. Efendimizin “Dünya acuze bir kadındır” hadisinde kastedilen kadın Allah’tan gafil olan emmare nefistir. Mesnevideki hikayelerde Mevlana Efendimiz’in bahsettiği kadın emmarenefs olarak algılanmalıdır. Hz. Mevlana nefsin hakikatini de anlatırken yine kadın simgesini kullanarak “Kadın Allah’ın nurudur. Adeta mahluk değil halıktır” buyurmuştur. İşte bu nefsin hakikatidir. Yani nefsi natıkanın nefsi safiye halidir.

Aynı hakikati Efendimiz: “Bana dünyadan üç şey sevdirildi. Kadın, güzel koku, gözümün nuru namaz” işte burada kadın tezkiye olmuş nefsi (nefsi natıka hakikati-nefsi safiye) kastedilmiştir. Güzel kokudan kasıt tezkiye olmuş nefisten çıkan nefesi Rahman yani Kuran, gözümün nuru namazdan kasıt ise Hakk’ı müşahededir. Özetle nefs kadın, akıl erkek mesabesindedir.Nefs mertebeleri ve akıl mertebeleri ise paralel gider. Emmare mertebesinde akl-ı maaş olup, dünya sevgisi ve Allah’tan gafil olmak vardır. Bu nedenle Akla muhtaç olduğundan “KADIN”olarakvasfedilmiştir. Efendimiz “Akıl, kalpte Hakk ile batılı ayıran nurdur” buyurarak ERKEK (Adem) olmanın şartını açıklamaktadır. Bu ise mutmaine ve üzeri mertebelerde gerçekleşir. Yani emmare, levvame ve bir bölüm (fücur) mülhime mertebesi (KADIN) hükmünde, MUTMAİNNE ve üzeri nefs mertebeleri ER hükmündedir. Zekiye Güren Şamiye Annemin buyurduğu gibi “KALIPTA İŞ YOK”.

Özü ve hakikati itibariyle her insanın hakikati TEK tir. Nefsin vahidetin Hakk’ın nurunu taşıyan bu cevheri emmare mertebesine düşüren için ise Kuran “onlar hayvanlar gibidir hatta daha da aşağıdadırlar” buyurarak bu tip insanların HAYVANİ RUH hakimiyetinde olduklarını vurgulamaktadır. Emmare mertebesinde vahşi hayvan, levvame mertebesinde ehli hayvan mesabesindedir. Suret insan olsa da, siret hayvandır. Bu mertebede olanlar cinsiyet farklı olmaksızın hayvan-ı natık olup, siretleri hayvandır. İnsan-ı natık vasfı mutmainne ve raziye nefis mertebelerinde Kuran-ı Natık vasfı ise marziye ve safiye mertebesinde geçerlidir. Tesettür emrince Batıni ise kadın tezkiye olmuş nefsi temsil ettiğinden, nefsi cehalet karanlığından korumak, kendindeki nuru ve ilmi, muhafaza için verilmiştir.

Adem (ERKEK) olmanın diğer bir şartı da şu ayette belirtilmiştir: “Biz Adem’e bütün isimleri öğrettik” (Bakara/31). Ayrıca kudsi hadiste buyurulduğu gibi “Allah Adem’i kendi suretinde halketti” ve “Allah Adem’i Rahman suretinde halketti”. Kendi suretinde derken ZATİ NEFSİN’den (Nefsin Vahidetin) Rahman derken “Kendi isim ve sıfatlarından” bahsetmiştir. İşte tasavvufta ER olmanın şartı Zatı en güzel şekilde temsil ve tafsil etmektir. Bunun yoluda O’nun isim ve sıfatlarını gerçek hüviyetiyle temsildir. Yani MUDİLL karışmaksızın. Mudil karışıyorsa, şeytan hakimse erlik biter. O kadın hükmündedir. “Kadın şeytandır” dedikleri hakikat budur. Mudillin hakim olduğu nefs mertebeside EMMARE NEFS tir. Bu nedenle kadın hükmündedir. Zahiren kadın veya erkek olması bu hükmü değiştirmez. KALIPTA İŞ YOK. Beden kalıbı dünyevi olup, şehadet aleminin yürümesi içindir. Erkek (zahir) egemen toplumun, örf ve adetlerin din adına kadına (zahir) yaptıkları zulum Hakk’ın Nefsine zulumdür. Zalimin yeri ise malumdur.

Kuranın ER Dili olması ise Zati Nefsin Akl-ı KÜLL (VERİCİ) olması nedeniyledir. Zira ALICI BÜTÜN nefsiler NEFS-İ KÜLL olup dişi karakterdedir. ERLİK budur. Mevlana Hazretleri “Düğün Gecesi” derken  Akl-ı Küll ile Nefsi Küllün buluşmasını kastetmiştir. ZATİ NEFS te Künhü Zat cennetindeki yerini tarif etmiştir.

Adem (MANA ERİ) olmanın bir diğer şartı Elestte verdiğimiz söze sadık kalmaktır. “Evet Rabbımızsın” tasdiğini “işittik, itaat ettik” hükmünde, şehadet aleminde de tasdik eden manada er, hükmündedir. Bu tasdiği yapmayan ise manada kadındır. Emmare boyutundadır.

Gerçek MANA ERLERİ (Ricalul Gayb) Nefsine arif olup, Rabbine arif olanlar olup, Hakk’ı hem uluhiyet hem hüviyet tevhidi ile TEK-BİR VÜCUDDA müşahede edenlerdir. Hakkın “Seni nefsim için seçtim” ayeti bu erleri anlatır.

Kuran’ın OKU, Mesnevinin DİNLE diye başlaması MANA ERLERİNDEN GEÇEN RUH ve NUR un NEFİSLERDE HAYAT BULMASI İÇİNDİR: Meleklerde cinsiyet yoktur. İşte şehadet aleminin kayıtlanmalarından kurtulup, melekut alemine yükselen insanlar, karşındakileri “İNSAN” olarak görenlerdir. Onlarda Hakk’ın isim ve sıfatlarını müşahede edenlerdir. MANADA ER lik budur. Yoksa zahiren erkek, batınen erkek olabilirsiniz. KALIPTA İŞ YOK.

MANA ERİ olmanın bir diğer şartı “Allah’ın ve peygamberin Ahlakı ile ahlaklanmaktır”. Ahlak, takvadadır. Efendimiz veda hutbesinde cins, dil, din, ırk ayrımı yapmaksızın insanlar arasında üstünlüğün takvada olduğunu müjdelemiştir. Takva, ahlaktır. Efendimiz “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” ve“Din güzel ahlaktır” buyurarak, ehlullahta“Tasavvuf güzel ahlaktır buyurarak bize bu yolu göstermişlerdir.

Güzel ahlak ise Hakk’ın isim ve sıfatlarını en güzel surette zuhura çıkarmaktır. Mudil karıştırmaksızın. Bunun yolu ise TEVHİD hakikati ile yaşamaktır. Bu nedenle tevhid güzel ahlakın ve nefs tezkiyesinin anahtarıdır. Zira “Müşrikler necistir” (Tevbe/28) buyurulmuştur. Necasetten teharet olmadan yani şirkten kurtulmadan güzel ahlak olamaz. Takvanın en üst dereceside “Nefsini bilir Hu olursun, sıfatlarından kurtulur NUR olursun” kemalıyla anlatılmıştır. Kısaca Ahlaken temiz olan ER vasfında, ahlaksız olan ise KADIN hükmündedir. Kalıpta iş yok. Efendimiz “Kötü örnek, örnek olmaz” buyurarak bizi uyarmıştır. Ayrıca Efendimiz “Allah sizin dış görünüşünüze bakmaz, kalplerinize ve amellerinize bakar” buyurarak bizlere büyük ufuklar açmıştır.

MANADA ER olmanın bir diğer tarifi şu hadiste anlatılmaktadır. “İMAN, NEREDE OLURSAN OL, ALLAH’IN SENİNLE OLDUĞUNU BİLMENDİR”.

İşte nefsine ve rabbine arif olan böyle bir imana sahip olabilir. İşte “Allah ile” yaşayanlar MANADA ER’dirler. Allah’tan gafil ve delalette olanlar kadın hükmündedirler.

MANADA ER olmanın bir diğer şartı baştada belirttiğimiz HAKİKAT-İ İNSANİYYE olan NEFSİ MUHAMMEDİ nedeniyle zahiren kadın-erkek ayrımı yapmayan, her insanın hakikatini Hakk bilenler ayrımı nefs mertebesine göre yapanlardır. Bu ise irfan gerektirir. MANADA ERLER, ilim ve irfan ehlidir. İrfanı eksik ve yanlış olanlar MANADA KADIN hükmündedirler. İşte “kadından mürşid olmaz” hakikati budur. MANADA İRFAN EHLİ OLAN ARİFİBİLLAH zahiri kalıbı dişi olsada, manada erdir. Mürşid olabilir.

Veda hutbesinde kadınlar size emanettir buyurarak emanetin batının kendi olduğunu ifade etmiştir. Başta da belirttiğimiz gibi KADIN NEFS-İ KÜLL’ü temsil etmektedir. Hakkın emaneti nefislerimizdir.

Kadın ve erkek ayrılmaksızın nefs tezkiyesi farzdır. Nefs tezkiyesinin yolu şirkten arınmaktır. Yolu da ilim ve irfandır. Cehalet karanlığından ilim nuruna yolculuktur. Bunun için hem zahiri hem batıni ilim birleştirecek yolalınmalıdır. Efendimizin “İlim kadın, erkek her Müslümana farzdır” buyurduğu halde hala kız çocuklarının eğitimini engelleyenler, cahiliye döneminde kız çocuklarını toprağa gömenler mesabesindedir.

MANADA ER olmanın bir şartı da şu hadiste gizlidir; “Bir mümin kendisi için istediği şeyi, mümin kardeşi içinde istemedikçe kamil mümin olamaz”. Bugün zahiri itibariyle kadın olanlara, zahiri erkek egemen toplumun dayatmaları, onların önlerine engeller koymaları, onları ayrı görmeleri, onlardaki İNSANİ HAKİKATİ unutarak kadınları sosyal hayattan uzaklaştırmaları vb. herhalde bu hadisin anlattığı hakikatle yakından uzaktan alakalı olamaz. KADINI İNSAN olarak göremeyen yani ondaki HAKİKAT-i İNSANİYEYİ bilmeyen MANADA ER olamaz.

Kısaca İslamın temeli İNSAN’dır. Allah her insanın ilmi-ilahi programını kendi Zatı Nefsinden (ayan-ı sabite) kurgulamış ve onu Nefs-i Muhammedi (hakikat-i insaniye) kanalıyla Nefsi Natıka olarak şehadet aleminde bedenle zuhura çıkarmıştır. Bu her insanın BATINİ HAKİKATİ’dir. Bu öz açıdan İNSAN HAKKIN AYNASIDIR. Kuran insani nefsin mertebelerini de (emmare, levvame, mülhime, mutmainne, raziye, marziye, safiye) açıklayarak şehadet aleminde insani hakikate zahir hükümlerle değil, nefsinin mertebesine muamelede bulunmamızı istemiştir. Bu nedenle MANADA ER olabilmenin yolu hem nefsin hakikatini hem nefs mertebelerine arif olmak, hemde “nasa akılları (nefs mertebelerine) düzeyinde hitap ediniz” hadisince amel etmekten geçer. İnsan bu vasfa sahip değilse AYNA olamaz. Zira “Mümin müminin aynasıdır”. Sadece cinsiyet ayrımı bile tevhid hakikatinden sapmadır. Bunun nedenini de “NEFSİN VAHİDETİN” hakikati ile yeterince açıkladığımız kanısındayım.

Bir ölçü için bir örnek verecek olursak, bir erkek bir kadına cinsel obje, bir kadın bir erkeğe bir cinsel obje olarak görüyor ve şehvet hakim oluyorsa o kişinin nefsinde “hayvani ruh” hakim olmuş demektir. Eğer bunu frenleyemiyorsa “nefs terbiyesine” ihtiyacı vardır. Zira hayvani ruh nefse hakim olduğunda şehvet (benlik, tamah, arzular) ve gadap (öfke, kin, kibir, gurur, benlik) zuhura çıkar. Hayvani ruhun hakim olduğu mertebe nefsi emaredir. O da batınen “acuze bir kadın” dır. Sureten insan ise de batınen vahşi hayvandır ve hatta ayete göre ondanda aşağıdadır. İştekanunlar emmare vasıflı kişilerden, diğer insanları korumak için caydırıcı vasıfta olmalıdır. Kadına şiddet ve zulüm uygulayanlar, daha geniş ifadeyle insanlara zulmedenler onların hakikat-i nefislerini bilseler, bu zulmün kime ulaştığını idrak etseler bu zulmü yaparlar yada bu zulme ortak olurlarmıydı? Bu makale zahiren kadına ve insanlığa yapılan zulmü kime yapıldığını gösteriyor. “Nefsinize zulmetmeyiniz” derken kastedilen hakikati HAKK’tır.

Hakk’ın Nefsi “Nefsi Vahidetin” olup Zati Nefsin tafsili Nefsi Muhammedi ve nefsi natıka (Hakikat-i İnsaniyye) eş, benzer olarak halkedildiğinden, bir insana yapılan iyilik ve kötülük nefse nur veya zulmet olmaktadır. Bunu anlatan ayette “Kim iyi bir iş yaparsa faydası nefsi lehinedir. Kimde kötülük yaparsa nefsi aleyhinedir. Rabbin kullarına zulmedici değildir” (Fussilet/46). Hak ayette nefse yemin etmiştir (Şems/7). Hakkında yemin ettiği NEFSİN VAHİDETİN olup HAKKIN ZATİ NEFSİ ve onun tafsili ve temsili birimselnefsileridir. İşte hakikat-i insaniye, nefsi natıka taşımaları nedeniyle insanlara yapılan her türlü maddi ve manevi ihsan kişinin nefsi lehinedir. Nefs ÖZDE-BİR olduğundan bir nefse yapılan iyilik veya kötülük kişinin kendi nefsine aksetmektedir. Efendimiz bu hakikati ifade ederken “İNSANLARIN HAYIRLISI İNSANLARA FAYDALI OLANDIR” buyurmuştur. İşte NEFSİN VAHİDETİN zahiri NEFSİ MUHAMMEDİ hakikati itibariyle Efendimiz alemlere rahmettir. Zira kaynak O’dur. HÜVE dir. Aynı hakikatte şu hadisle doğrulanmaktadır: “Bir insana maddi veya manevi yardımda bulunan, hac ve umre sevabı alır”. ZATI NEFS bilinci ile yapılan yardım HAKKA rucu ettiğinden HACC, NEFSİ Muhammedi bilinciyle yapılan yardım UMRE demektir.İslam'da “kadın” kavramının doğmasının kaynağı NEFS kelimesinin ARAPÇADA DİŞİL KARAKTERLERDE olması nedeniyledir. Nefis alıcı-dişi, AKIL RUH verici-er konumundadır. Kur'an'ın ER dilindeki ağırlıklı oluşunun nedeni de budur. Zira HAKK; AKL-I KÜL ve RUH sahibi olduğundan aleminin tüm nefislerine kelam ettiğinden, bu dili seçmiştir. Bu hakikat anlaşıldığında HAKK, RUHU KÜLLi sahibi olduğundan, alemin tüm nefislerine kelam ettiğinden, bu dili seçmiştir. Bu hakikat anlaşılmadan sadece zahirde kalınır. İslam zahir olarak eksik temsil ve tebliğ edilmiş olur. Efendimiz “Her ayetin zahiri, Batını, haddi ve matla-ı vardır” buyurarak bizi bu dört vasfa davet etmiş, Kemal'in gerçekleşmesi için DÖRT VASIFLA her ayeti anlaşılması gerektiğini bize bildirmiştir. Ayrıca “şeriat sözlerimdir, tarikat fiillerimdir,  marifet tavırlarımdır, hakikat sırlarımdır” hadisi ile de bu dört mertebenin tahsilinin gerekliliğini bildirmiştir. Bir örnek verilecek olursa: “Adem su ve balçık halindeyken Ben peygamberdim” sözü hakikat bilinmeden anlaşılamaz.  İşte şeriatı Muhammedi'ye yukarıdaki iki husus tahsili Kamil manada yapılmadan Kemal İNSANİYET ile temsil edilemez. Bu nedenle kadına insan manası ile bakamayan ve onu bir cinsel obje veya hükmedilmesi gereken cins olarak gören kişi GİZLİ ŞİRK tedir. Bunu ifade eden hadiste ”Kişi nefsi için istediğini, sevgi arzuladığını, insanlar içinde istemedikçe Kamil Mümin olamaz”. buyurulmaktadır. Kız çocuklarını okutmayan veya ona kendindeki imkanları sunmayan kişi hangi vasfı taşımaktadır? Üstelik aşağıda vereceğim hadisler göz önüne alındığında KADIN manasını tekrar ele almamız gerektiği açıktır: “Kul çoluk çocuğunun nafakasını temin etmek için evden çıktığı zaman Allah her adımda ona 1 derece kaydettirir;  onların ihtiyaçlarını gördüğünde ise Allah onu tamamen mağfiret eder. ”çalışmak ibadettir” ve “insanların hayırlısı insanlara faydalı olandır”.

“Çalışmak ibadettir” ve “insanların hayırlısı insanlara faydalı olandır” ve  “insanlar arasında en Gayretli ve çalışkan kişi dünya ve ahiret işlerini önem verendir” ve “en üstün ibadet ilim tahsil etmektir” ve “İlim öğrenmek kadın ve erkek her Müslümana farzdır “. “Abdal veliler 40 Kadın 40 erkektir” ve “kızlar kendilerine Şevkat edilmesi gereken hizmete layık ve mübarektirler” ve “tedbir maişetin yarısıdır, insanlarla dostluk aklın yarısıdır; üzüntü ihtiyarlığın yarısıdır az çocuklu olmak 2 kolaydan biridir” ve “mahlukatın tümü Allah'ın yaratıklarıdır. Allah'ın en çok sevdiği kişi onun yarattıklarına en faydalı olandır” ve “Ben Allah'ın nurundanım; her şeyde- mahlukat benim nurundandır” ve “Dünya Tatlı ve yeşilliktir, kim dünyadan meşru yollarla ihtiyacını giderirse o kişi mübarek kılınır. Nefsin'in çirkin arzularına teslim olup da dünyaya alabildiğine dalan kimsenin Kıyamet'teki nasibi ateşten başka bir şey değildir” ve  “ana babasını muhtaç bırakmamak için çalışan Allah yolundadır. Eşini ve çocuklarını kimseye muhtaç bırakmamak için çalışan Allah yolundadır. Kendisini kimseye muhtaç etmemek için çalışan da Allah yolundadır;  hile ve dolaplar peşinde koşan ise şeytanın yolundadır” ve “ilim tahsil etmek ibadetten daha hayırlıdır” ve “kimsenin kimseye üstünlüğü yoktur üstünlük takvadadır” ve  “ilim öğrenin çünkü onu Allah için öğrenmek haysiyetin Allah korkusunun bir ifadesidir onu bilip onunla ameletmek ibadettir müzakeresi ise tesbihtir, onu araştırmakta cihattır” ve “ilim talep etmek Allah katında namaz, oruç,  Hac ve Allah yolunda savaşmaktan efdaldir” ve “Helal kazanç istemek farzdan önce farzlarındandır” ve  “Cihat kişinin Allah yolunda Kılıç sallaması değildir; asıl Cihat ana-babasına bakan, çoluk çocuğuna bakan kimsede tahakkuk eden bir gerçektir ki O kişi cihatta sayılır. Kimseye muhtaç olmamak için çalışan kişi de cihatta sayılır” ve “En iyiniz ahireti için dünyasını,  Dünyası içinde ahiretini terk eden kimse değildir; her ikisinden de nasibini alandır.  Çünkü dünya kişiyi ahirete ulaştıran ve kazandırandır” ve “insanlara kul olmayın” hadisler ile Efendimiz zamanında Hazreti Hatice annemiz ve birçok kadının ticaretle uğraşması ve Ethem binti Abdullah annemizin dericilik yapması, o dönemde kadınların yün eğirmesi ve ürettiklerini satması, bunlardan bir kısmını efendimize hediye etmesi, Esma annemizin doktorluk yapması ve insanlara şifa dağıtması ve Zeynep annemizin doktorluk yapması ve süt annelik ile beraber ev işleri yapmaları; Esma binti Ebubekir annemizin çiftçilik yapması; Semra binti Like el-esad annemizin çarşıları gözetip zabıta- polis görevi üstlendiği; kadınların her türlü ticarette alışveriş yaptıkları, güzel koku sattıkları rivayetlerle bizlere ulaşmıştır. Bu örneklerde yukarıda yeterli ve etkili hadislerden de Anlaşılacağı ve insan- kadın idraki ile kadının hem İlim irfan sahibi olması ve Kadınların çalışma hayatına isterlerse katılması yönünde önemli bir engel yoktur. Töreler,  adetler ve erkek egemen toplumun İslam adına dayatmaları gerçekçi olmayıp gereksiz tartışmalara yol açarak İslam dinini yaralamaktadır.  Yine belirtelim ki; kadına erkek gibi bir insan gözüyle bakmayan nefsi bilmemenin dolayısıyla Rabbini de Kamil manada Arif olamayan gizli şirk içindeki kişiler olduklarını deşifre etmelerinden başka bir şey değildir. Bu cehaletten ve gafletten kurtulmanın yolunu Efendimiz  “nefsine Arif olan Rabbine Arif olur” buyurarak bizlere bildirmiştir. “nefsinizden bir Resul geldi” (Tevbe/128) buyuralarak da; Kadın erkek her ferdin kaynağını “Nefsi Muhammedi”  olduğunu ifade etmektedir. Kadının nefsine zulmeden, kendi nefsi için istediği hakları kadın içinde istemeyen kişi nefsinden haberi olmayan cahildir. Nefsine Arif olmayan hadiste belirtildiği gibi Rabbine karşı İrfan'ı da yok veya eksik demektir. Efendimiz zamanında kadınların cuma ve bayram namazlarına katılması ve hacta ve tavafta Arafat ta kadın- Erkek bir arada bulunmasının bize “Nefsin Vahdetin” hakikatinin bu suretle yaşanması bundandır. Kadının batın itibariyle nefsi temsil ettiğinin ifadesi şu ayette açıktır: “Kadınlar sizin için tarladır. o halde tarlanıza nasıl dilerseniz öyle yaklaşın, nefsiniz için güzel ameller takdim edin ve Allah'a karşı Takva sahibi olun ve ona mülaki olacağınızı bilin ve müminleri müjdele” (Bakara 223) ve  “Dünya ahiretin tarlasıdır” hadisinin ışığında bakıldığında anlam kazanmaktadır. Dünya nefs mesabesinde olup her insan nefsi için Ne ektiyse onu biçer; bu hakikat s anlatan ayetler ise  “kim Salih amel işlerse nefsi lehinedir kim kötülük yaparsa nefsi aleyhinedir. Rabbin kullarına zulmedici değildir” (Fussilet/46). Söz konusu hakikate şu ayette işaret edilmektedir: “Kadınlar sizin için bir elbise sizde onlar için birer elbisesiniz” (Bakara 187). Erkek ve kadın hakikati nefsi taşımaktadır ve nefsindeki ilahi isim ve sıfatlar tecellisi her birisi elbiseler konumundadır. Erkek ve kadın birbirlerinin nefislerinden de ilahi isim ve sıfat tecellilerini elbiseleri seyrederler ve bundan faydalanarak Kemal'e Doğru yol alırlar. BU şekilde alıcı- verici olup nefisler birbirleriyle alışveriş içindedirler.  İyilik ve kötülükten nefisler etkilenir. “Üzüm üzüme baka baka kararır”  atasözünün hakikatinde bu nitelik vardır. Kadının- nefsin tesettür ile emredilmesi de bu sebep nedeniyledir. “Kadın örtülmesi gereken avrettir dışarı çıktığı zaman şeytan ona gözünü diker” hadisinde söz konusu nefs sırrı bahsettiğimiz manada kadın ifadesinde kullanılmıştır. BATIN manada her nefs, kadın- erkek söz konusu tehlike altındadır. İşte kadının nefsin tesettür ve setri avret sırrının batini anlamına geçelim.  ALIŞ-VERİŞ nefiste olacak, nefislerin hepsi alıcı-verici olduğundan, dışarı çıktığında yani bir başka nefisle etkileşim- iletişim içine girdiğinde, ondan olumlu veya olumsuz olarak etkilenen nefs olacaktır. Bu hakikat  hem erkek hem kadın nefsi için söz konusudur.  Bugün etkileşim- iletişim araçlarının çokluğu, cep telefonu- Bilgisayar -televizyon ve benzeri vb. şey dikkate alındığında; zahir tesettürü nefisde ki “Allah'ın nuru ve Kur'an sırrı” hakikatini korumak ve nefsi istikamet üzere tutmak olarak anlamalıyız. Nefsi Natıkanın Merkezi kalp olup kanın bütün vücudu dolaştığı gibi Nurda Tüm vücutta tezkiye olmuş nefisde hakimdir.

Yani vücuttan,  NUR olmuş nefisten NUR zuhur eder. Nefsi Safiye nurdur ve nefs kadını temsil ettiğinden ayet ve hadislerde bu hakikat kadın olarak belirtilmiştir. Bu hakikat Efendimiz tarafından  “Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi: kadın, güzel koku ve gözümün nuru namaz” şeklinde buyurulmuştur.  Hadiste kadın Tezkiye olmuş nefsi;  güzel koku, tezkiye olmuş nefisten çıkan nefesi rahmanı; göz nuru da tezkiye olmuş nefisten Zuhura çıkan” göz nuru”nu temsil eder. Ehli göz nurunu ve bu nurla tüm vücuttaki her şeyi Nur olarak müşahade eder. “Müminin ferasetinden korkun; Zira Allah'ın nuru ile bakar” hadisindeki Nur hakikati göz nurudur. Efendimizin bu nurla (vücut Nuru) ile arkasındakileri de görmesinin hakikati bu nurdur. Mevlana Hazretlerinin “kadın Allah'ın nurudur; adeta mahluk değil halıktır” buyurması da bu sırra dayanır.  Bunun için ”nefse setri avret ve tesettürle örtünmek” emri nefsin hakikatinde bulunan ALLAH NURUNUN muhafazası ve dış etkenlerden günah ve şirkten korunmanın simgesel ifadesidir. “Allah iman edenlerin velisidir, onların nefislerini zulmetten Nura çıkarır ve kafirlerin dostu tağuttur, onların nefislerini Nurdan zulmete götürür; işte onlar Ateş ehlidir onlar orada ebedi kalacaklardır” (Bakara/257) ayetinde bu husus belirtilir.  NEFSİ NATIKANI her türlü şirkten ve günahtan korumak, tesettür ve setri avretin hakikatidir. Zaten bu nedenle Efendimiz “şehvetle bakmak gözün zinasıdır” ve ”şehvetle bakmak şeytanın zehirli oklarından bir oktur” buyurmuştur. Allah da “Müminler gözlerinizi muhafaza edin” (Nur /30) emriyle şehvetle bakışı yasaklamıştır. Zahiren anlamın yetersiz bir anlamda olduğu açıkça anlaşılacaktır. Tesettür ayetleri incelendiğinde “Ey peygamber hanımlarına kızlarına ve müminlerin hanımlarına söyle; dışarı çıkarken üstlerine cilbablarını alsınlar; bu onların tanınmalarını ve Bundan dolayı incitilmemelerini sağlar. Allah gafurdur rahimdir.” (Ahzap/59) peygamber hanımları kızlara ve Mümin Hanımlar, Mümin nefisler demektir Mümin vasıfları nefislerin cilbab giymeleri mümin olarak taşıdıkları ilahi isim ve sıfatlar temsilidir bunların sergilenmesi yani Mümin vasfıyla Hakkı temsil etmeleri anlamındadır. Tanınma bu ilahi isim ve sıfatları giyinmeye yani Arif olma anlamında kullanılmaktadır. Kısaca “nefsini Arif olanlar” sizi tanısınlar ve sizin nefislerinizin Mümin olduğunu Arif olsunlar diyerek incitilmemeleri için bunun şart olduğunu vurgulamıştır. Eğer  incitirlerse Hakkı incitmiş olurlar. Bu nedenle ayetin sonunda Gaffur ve rahim olan Allah zikredilmiştir İncitme durumundaki hali belirtilmiştir. Örtünmek bugünkü manada düşünüldüğünde kişinin tanınması mümkün değildir ve şahsın nefsinin böyle tanınması gerekir ki NEFSİ NATIKA Vasfi bilinebilsin. Cilbabın da siyah renkte tercih edilmesi,  nefsin fena fillah hakimiyeti altına girmesi ve  Hakkın isim ve sıfatları ile Baki oluşunuzu temsil eder. Bir diğer tesettür ayetinde: “mümin kadınlara söyle, Gözlerini haramdan sakınsınlar ırzlarını korusunlar zinetlerini açmasınlar, bunlardan kendiliğinden görünen kısmı müstesnadır başörtülerini yakalarının üstüne Koysunlar. Zinetlerini ehli dışında başkasına göstermesinler. Ziynetleri yine bilinsin diye Ayaklarını da Vurmasınlar. Ey müminler hepimiz Allah'a Tövbe edin”  (Nur /31). Gözlerini haramdan korumak, nefsin dış etkilerden korunması anlamında olup göz kulak ve benzeri zahiri uzuvlar nefsin dışarıya açılan pencereleri olup nefsin korunması uzuvlara  hakim olmak ve  onları terbiye etmekten geçer. Rıza korunmakta olup NEFSİ NATIKA daki insanlık vasfını ve nur hakikatini dış etkilerden ve şeytan-mudill etkisinden korumaktır. Hemen bundan sonra gelen Zinet kelimesi insanlık vasfını taşıyabilmek için nefsin taşıması gereken tüm hasletlerin irfani olarak açıklanmasına ve korunması konusundaki hassasiyeti emretmektedir.  Nefsinizdeki nimetleri, ilim, ahlak, ilahi isim ve sıfatlar ile hakkın nuru olup “Adem'i kendi suretimde- Rahman suretinde halk ettim” buyurarak HAKK; Ademiyet yani İnsanlık vasfının kendiliğinden zuhura çıkan kısmı dışındakilerin, ehli insanlar(ARİFLER) dışında kimseye açılmamasını belirtmektedir. Gizli derken belirtilen mertebe nefsin hafi ve ahfa mertebesi yani Marziye ve Safiye mertebeleri kastedilmiştir. Zira Marziye ve Safiye mertebesindeki NUR VE İLİM Allah ile kulları arasındaki gizli hazine bilgileri olup bunların sırrının ifşası haramdır. Bunları açığa çıkarmak için “ayaklarını vurmasınlar“. Başkası bilsin diye, kibir, gurur ile benlik ve Enaniyete düşerek “Hakka karşı gelmeyin” denmektedir. Ayetin devamında bu benliğe düşmemek için tüm nefislere seslenerek “Hepinizle birlikteyim” buyurulmuştur. Benlik ve enaniyete düşmek şirk olup korkulacak olanın bu şirk olduğu ve emredilenin ise Tevhid olduğunu bildirerek; bu vasıf içinde olmamız, her nefisten istenmektedir.  Baş örtüsü de benlik vehminden ve şirkten kurtulup NEFSİN NURUNUN korunduğunun yani Tevhid hakikatine ulaşıldığının simgesidir. Saçlar kesret(çokluk) temsili olup örtülmesi kesretten vahdete erişildiğini simgesel ifadesidir. TEVHİD SIRRI nın ifadesi başörtüsü olup başörtüsünün yakalara salınması Vahdetten kesrete tekrar Tevhid üzere dönüldüğünün simgesidir. “Hikmeti Hikmet ehline verin, ehli olmayandan gizleyin” buyurulması nedeniyle nefislerdeki ilim ve irfan ancak ehline açılmalıdır. Zira Zinet gizli hazine olup hazineyi hırsızlara kaptıran haindir ”Allah hainleri sevmez”.  Zineti, ehli irfan dışında olanlara açanların tanımı ise “giyindiği halde çıplak”  ifadesinde yerini bulmuştur. Kadınların tesettürünün batını anlamlarını belirttikten sonra;  erkeklerdeki Sarık, sakal ve cübbe ile  hırkanın batını anlamına kısaca değinelim. Sarık, benlikten kurtularak, “Nefsine Arif ve Rabbine Arif” olarak şirkten kurtulup kalp huzuru ile Tevhid hakikatine ulaşıldığının zahiri simgesidir.  Sakal, “Kamil insan” olarak Tevhid'in hakikatine ulaştıktan sonra diğer insanları irşad etmek için insanların arasına karıştım” iddiasıdır. Cübbede, hırkada Hakkın isimlerini ve sıfatlarını taşıyarak Beka billah sarıyla Hakkı temsil eden halife manasını taşımaktadır. Batınen hem kadın tesettür ile hem erkek bahsedilen giyim ile zaten bu hakikatleri temsil etmektedir. Zahir ve Batın birlikteliği kemaldir.  Hem zahir hem batın TEVHİD EHLİ ARİF hem Zahir hem batın söz konusu bahsedilen vasıfları  taşıyan  Kamil nefse sahip Mümin ve Müslüman kimliği taşıyor demektir.” Müslüman elinden dilinden kimsenin zarar görmediği kimsedir”  Hakikati ile Hakkı ve İslam dinini temsil etmektedirler. Eğer Zahir Batın bütünlüğü yoksa bu bir iddiadır ve ispatı gerekir. Bu nedenle Hazreti Mevlana “Ya göründüğün gibi ol ya olduğun gibi görün” buyurmuştur.” içi dışı bir- özü sözü bir” olmaktan kasıt da budur. Her iddia ispat ister; Allah her şeyi bilen işiten ve görendir ve nefisleri Terbiye ve tezkiye ile tevhid ve nefsi irfan yolu ile bu sırra ulaşılabilir. Bu nedenle ayette “nefsini tezkiye eden felaha Erer” (Şems/9) buyrulmuştur. Allah nefisleri tezkiye etmemizi emretmiş ve Her insanın nefsini batınen kendi nuruyla şerefli kılmış ve Her nefsin  ölümü tadacağını bildirerek nefsin kazanç ve kayıplarıyla ahirette nerede olacağını bildirerek bizleri uyarmış ve  kendi nefsinden nefs  vererek Bizleri kendine davet etmiştir. Bu nedenle “nefsini en iyi bileniniz, Allah'ı en iyi bileninizdir” hadisi ile bizlere yol göstermiştir. Allah hiçbir nefse zorluk-güçlük göstermeyeceğini ve kaldıramayacağından fazla yük yüklemediğini bildirmiş nefsimize NURUNU emanet etmiştir. O’nu bunu orijinal hakikat ile muhafaza etmemizi emretmiştir. Dinin bütün Emir ve yasakları nefsin hakikati olan Nur ve Kur'an sırrının korunması ve bu mertebeden düşen nefsin tekrar Nura ve Kuran katına ulaşması için gereken yol ve yöntemleri bildirmiştir.” Allah'ım Nefsime takvasını ver, nefsini tezkiye et, sen tezkiye edenlerin en hayırlısısın duasını bize armağan eden efendimize Salat ve selam ile konuyu bitirelim. Ve şu hadisi Tefekkür edelim  “kimsenin kimseye üstünlüğü yoktur üstünlük takvadadır”.




önceki sayfa               sonraki sayfa

içindekiler
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam130
Toplam Ziyaret548195
Hava Durumu
Saat
Takvim