Üyelik Girişi
Site Haritası
Önerilen Siteler

T.İ. 42. Kaza ve Kader


KAZA VE KADER


Hakk’ın İlm-i Zat programında hükmettiklerine KAZA, hükmettiklerinin şehadet aleminde zamana bağlı olarak zuhuru çıkmasına KADER ismi verilir. KAZA’yı ilgilendiren program İlm-i Zattaki her insanın ayan-ı sabitesi olup ilmi program olarak ZAT mertebesindeki düzenlemelerdir. Bu düzenleme ilahi isim ve sıfatlar olup kişinin “manevi genetik kaza şifreleridir. Bu şifreler 99 tabanlı bir karmaşık düzenlemedir. Her esmanın her bir değeriyle zuhura çıkabilmesi için “KURAN TABANLI” düzenlenmiştir. Bu mertebe kelem-i tevhidin “la ilahe illallah” bölümünü oluşturur. Zira ilm-i program uluhiyetin bir düzenlemesi olup, manevi genetik şifrelerini oluşturan her isim ayrı ayrı istihkaklarını Hakk’tan talep ederler. Bu talep şahadet aleminde her insanın nefsinden yaptığı taleptir. Talep, nefisteki malum bilgiye ve imtihan sırrına uygun olarak gerçekleşir. Kuran tabanlı nefs hakikati şehadet aleminde amelleri, niyetleri ve ilhamıyla Hakk’tan olumlu veya olumsuz olarak istihkaklarını talep eder. Şehadet aleminde gerçekleşen bu hakikat kelime-i tevhidin “Muhammeden Resulullah” bölümünü oluşturur. Muhammed = Hadi üzerine programlanmış insanı, Resul = Kuran ve Sünneti temsil eder. İnsan ve Kuran’ın kaynağı ise Hakk’tır. Allah ismi bunları cem eder. Kaza programında manevi genetik şifrelerin harekete geçmesi, şehadet alemindeki etki ve tepkilerdir. Bu nedenle kaza-kader programı statik değil, her an hareketli bir programdır. Zira Allah için “AN” vardır. O an bütün zamanları “DEHR” ismiyle kapsamıştır. Hakk her AN her şeyden  haberdardır. O, gizliyi ve gizlinin gizlisini ve şehadeti yakinen bilendir. O’nun bilmesi ezeli ve ebedi olup, cebri zorlayıcı bir bilme değildir. İrade sıfatını zorlayıcı bir bilme değildir. İrade sıfatını insana vererek insanı hür bırakmış ve imtihan sırrını ona sunmuştur. “La ilahe illallah”. O’nun emr-i iradesi, “Muhammeden Resulullah” O’nun emri teklifi basamaklarıdır. Kader “mutlak” ve “muallak” olarak iki bölümde programlanmıştır. Mutlak kader, “La ilahe illallah” ile şekillenen kısımdır. Muallak kader ise Muhammeden Resulullah” kısımına aittir. İşte insanı ilgilendiren bölüm de budur. Zira insan şehadet aleminde yaşarken neyin mutlak neyin muallak olduğunu bilemez. Muallak kader Kuran ve Sünnette belirtilen “ilahi kavramlar”dır. Bunlara riayet ile insanın manevi genetik şifreleri “HADİ” formatında açılır. Riayet ve itaat edilmezse “manevi genetik şifreleri”, MUDİLL vasfında açılır. Kudsi hadiste: “Bütün kullarımı hanifler (tevhid üzere) olarak yarattım. Sonra şeytan onları hilelerle kandırarak Bana ortak koşmalarını emretti” buyurulur.

Maddi-genetik şifremizde akciğer kanseri bulunan iki insandan biri sigara içiyorsa, malum bilgi sigara içenin genetik kodunun kanser formunda açılma ihtimalinin en az 30 kat fazla olduğunu belirtir. Zira “ilim maluma tabiidir.” İçmeyen de ise bu şifrenin açılma ihtimali en az düzeydedir. Bu örnekte olduğu gibi diğer hastalıklarda da kişisel ve çevresel faktörler genetik yapıda bulunmasına rağmen “Ayet” ve “Hadis” tabanlı yaşam ile her genetik yapısında hastalık taşıyan kişide hastalığın zuhura çıkmayacağını göstermektedir. Manevi genetik şifrelerimizde (Zat mertebesinde KAZA ile henüz hükmedilmemiş malum bilgi), şehadet alemindeki yaşantımıza (kişisel ve çevresel faktörlerin etkileriyle) göre zuhura çıkar veya zuhura çıkmaz. Bir örnek verilirse, “sadaka belayı defeder ve ömrü uzatır” ve “sıla-i rahim ömrü uzatır” hadisleri bizlerin manevi-genetik şifrelerinde bulunan bazı programları, şehadet alemindeki yaşantımızla değişebileceğini göstermektedir. Kuran ve  Sünnetteki tüm yaşam program için konulan ilahi kanunlar bu vasıftadır. Ve bunlar emr-i teklifi ile insanın irade ve ihtiyarına bırakılmıştır. Emr-i iradi ise (KAZA) emr-i teklifiden (KADER) gelen malum bilgi üzere teşekkül eder.

Kısaca, “Muhammeden Resulullah” vasfını (HADİ) taşıyan kişi, kendi kaderi üzerinde etkili ve dinamik bir rol oynayabilir. “La ilahe illallah” hükmü nefisten gelen HADİ veya MUDİLL vasıflı uyarıcılarla İlmi Zat mertebesinde son hükme bağlanarak zuhura çıkar. İnsan Hakk’ın bir kaderinden diğer bir kaderine kaçabilir. Hz. Ömer, ordusuyla Şam’a hareket ettiğinde, Şam’da veba salgını olduğunu öğrenerek, ordunun Şam’a girmesini erteler. Bir sahabinin kendisine “Allah’ın kaderinden mi kaçıyorsun Ya Ömer?” sorusuna “Evet Allah’ın kaderinden diğer kaderine kaçıyorum. Zira ben, Resulullah’tan bir yerde salgın hastalık varsa, oraya girmeyin. Oradaysanız da çıkmayın emrini duydum.” diyerek cevap vermiştir. Her insanda kendi yaşam sınırlarında her an Kuran ve Sünnet çerçevesinde uyarak (HADİ vasfıyla) Hakk’ın bir kaderinden diğerine İLAHİ İLMİ REHBER EDİNEREK yönelebilir. Zira Hakk mutlak hayırdır. Bize şer görünen şeyler ise izafidir. Kişi nefs muhasebesi yoluyla şerlerdeki hayırları, hayırlarda gizli şerleri bulabilir. Bu nedenle kaza-kader programı dinamik bir faaliyettir. Bu faaliyetin merkezi nefisteki malum bilgidir. İnsan her an nefsindeki malum bilgi ile Hakk’a bilgi verir. Hakk’ta ona bu bilgi üzerinden muamele eder. “Tecelli meclaya tabidir” ve “ilim maluma tabidir” tasavvuf kuralları bu hakikati ifade eder.

İnsan kader programında etkin bir rol oynar. “Mutlak kader” programında ise rolü yoktur. Her insan bunu bilemeyeceği için, her anın muallak olabileceği idrakiyla hareket ederek, kaderi üzerinde İLİM VE İRFANLA nefsiyle mücadele ederek, kaderi üzerinde rol almaya gayret etmelidir. Bu ise Kuran ve Hadis ilmini nefsine talim ile mümkündür Ancak akla şöyle bir soru gelebilir. Cümle ibadetler ve diğer haller İlahi isimlerin gereği olduğuna, kulun bunlarda rolü tam bilinmediğine göre, herkes bulunduğu hal üzere mecbur durumdadır. Bu da zorlama (cebr) olur. Zorlama ise zulümdür. Allah ise zülmetmez, kullar kendi nefislerine zulmetmektedirler. Bu konular tahkik edilirse hakikatte şu esaslara dayandığı görülür. Birincisi: Mahiyetler önceden yapılmış değildir. İkincisi: İlim maluma tabiidir. Üçüncüsü: Emr-i iradi ve emr-i teklifi birbirlerine etki eden iki temel faktördür. Bu üç asla vukuf hasıl olunca, imkan dahilinde kader sırrını anlamak mümkün olur. Mahiyet, ayanı sabite olup, cümle eşyanın ilahi ilimde suret ilmi programlardır. Yani her mevcudun Zattaki programı olup “ilahi isim ve sıfatların kayıtlı ve sınırlı düzenlemeleridir. Henüz ilimde olup, zuhura gelmemiştir. İşlenmemiş bir fiilin düşüncesinin zihinde oluşu gibi. henüz ilim halindedir. Ayan-ı sabite (mahiyet) henüz zuhura çıkmamıştır.

Hakk’ın ilmi Zat’ının aynıdır. Bu itibarla ilim Zat’ın aynasıdır. Bir sufiye sormuşlar: “Hakk’a zulüm isnadından nasıl kurtuldun?” -“Mülkünde kendinden başka bir varlık koymadım” Cümle mülk O’nun olduğuna göre, zulüm kime ve nasıl olur. Mülkünü dilediği gibi kullanır. İlim maluma tabiidir ayrı bir makalede incelendi. Emr-i iradi - emr-i teklifi yukarıda belirtildi. İnsanın manevi genetik şifreleri olan ayan-ı sabite ile ilişkiler ayrı bir makalede belirtildi. Bütün bunlar incelendiğinde insana düşen görev, kader konusunda, “emr-i teklifi” ile etkin-dinamik bir rol oynadığının farkına varması, benlik şirkinden ve diğer şirklerden arınarak ve Kuran (Ayet) ve Sünnet (Hadis) üzere yaşantısına devam ederek Hakk’a zulüm isnadından kurtulmuş olur. “Bütün iyilikler Allah’tan, kötülükler nefsimizdendir” ayetini rehber edinmeliyiz. Şu dua ile noktalayalım makaleyi: “Allah’ım hükmettiğin ve halkettiğin şeylerin şerrinden sana sığınırım. Halık her an bir tecellidedir. Tecellileri ZATİ, SIFATİ ve ESMAİ olup farklı sonuçlar doğurur. İnsan tecelli-i Zati’yi def edemez. Bu kaderin “la ilahe illallah” kısmı içindedir. Hükmün kader olarak şehadet aleminde aynen zuhurudur. Fakat insan tecelli-i esma ve sıfatı defe kadirdir. Bir esmadan değişik esmaya müracat ile bir kaderi başka bir kader ile değiştirebilir. Tecelli-i kahriyi, tecelli-i lutfi ile def edilebilir. Hastanın “Azab” isminden, “Şafi” ismine müracaat ile doktora müracaatı buna bir örnektir. Bu ise, “Muhammeden Resulullah” sınırları içindedir. İlaç ve doktor şafi isminin zahiridir. Zahirdeki azabın defi Allah’ın bir isminden diğer bir ismine müracaatla mümkün olur. Yani bir kaderden diğer bir kadare iltica edimiş olur Efendimiz bu hususta şöyle buyurmuştur. “Kader, kader ile redd olunur”. Ateşi suyun söndürdüğü malum bilgisi yangını önler. Kişi “Muhammeden Resullullah” hakikatinin kendisine sunduğu malum bilgileri kullanarak yaşantısındaki “Kader” mefhumunu kayıtlı ve sınırlı olarak kontrol edebilir. Zira kendiside “Hakk’ın sureti” olarak yaratılmıştır. Ancak bunu da Hakk’ın ilmini kullanarak yaptığından bu değişiklik asalaten Hakk’a ve vekaletten insana mahsustur.

Yani “Muhammeden Resulullah” ile bize verilen tüm ilim Hakk’ındır. Ve “La ilahe illallah” hakikati bu sınırları içine almış ve hepsini cem etmiştir. Bu hakikat iyice anlaşılırsa, kaza ve kader, konsunda önemli bir sır da anlaşılmış olur. “Muhammeden Resulullah” malum, “La ilahe illallah” ilimdir. İlim ise maluma tabiidir. Sen malum bilgiye nefsinde ne kadar ulaşıp tatbik ediyorsan, Hakk’ta sana irtibatını ve birlikteliğini o düzeyden yapmaktadır. “İnsan başıboş bırakıldığını mı sanar”, “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” “Ne kadar az aklediyorsunuz” gibi ayetler bizi harekete ve ilme müracaata davet etmektedir. İnsanı yüceltecek tek şey ilim ve ameldir. “İnsan bildiği ile amel ederse, Allah ona bilmediğini öğretir ve ilmine varis kılar” hadisi ve “ilim öğrenmek her kadın ve erkek müslümana FARZdır” hadisi bizi zahir ve batın tüm ilimlere talip olmaya ve bu suretle Hakk’ı bilmemiz yolunda gayret etmeye davet etmektedir.



önceki sayfa               sonraki sayfa

içindekiler
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam18
Toplam Ziyaret487962
Hava Durumu
Saat
Takvim