Üyelik Girişi
Site Haritası
Önerilen Siteler

T.İ. 32. Hüviyet-i ve Ayine-i Muhammedi



HÜVİYET-İ VE AYİNE-İ MUHAMMEDİ


Hakk’ın Zatı O’nun hüviyet-i Mutlakasıdır. Zat-ı Hüviyeti gizli hazine iken Amâdan ilk taayyün ile hüviyet-ini Hüviyeti Muhammedi olarak zuhura getirmiştir. Zati Hüviyet ile Hüviyet-i Muhammedi arasındaki fark taayyünsüzlük ile taayyün farkıdır. Hakkın batın-evvel halinden ilk zuhuru, açığa çıkışı Hüviyeti-i Muhammedi adını alır. Hüviyeti Zatın ilk zuhurudur. Tıpkı kapalı (gizli hazine) bilgisayar açıldığında ilk çıkan “Windows” programı gibi. Bilgisayarın ana programı Yani Zatın açılış programı “Hüviyeti-i Muhammedi”dir. Herşey O’ndan köken alır ve sonraki zuhurlar bu öz programın temsili ve tafsilidir. Hüviyet-i Muhammedi genel olarak HAKİKAT-İ MUHAMMEDİ adını alır. Nefs-i Muhammedi, Ruh-u Muhammedi, Akl-ı Muhammedi, Nur-u Muhammedi O’nun hakikatinin ve hüviyetinin itibarlarıdır. Tek hüviyet hakikati farklı açılardan farklı isimler almıştır. Akl-ı Muhammedi başkalarına ilmi nakşetme ve Zati İlmin kaynağı olması açısından bu ismi almıştır. Başkalarını aydınlatma ve gösterme ve Kendini bildirme itibarlarıyla da Nur-u Muhammedi adını almıştır. Başkalarına hayat verme açısından ve ilahi isim ve sıfatların kaynağı olması itibariyle de Ruh-u Muhammedi adını almıştır. Başkalarına kaynak olma ve ana tecelli mahalli olması itibariyle de Nefs-i Muhammedi adını alır. Hepsine birden hakikat-i Muhammedi adı verilmiştir. Herkesin ve herşeyin ana kaynağı olması itibariyle bu isim verilmiştir.

Zati hüviyeti en iyi göstermesi ve yansıtıp yayması itibariyle de Ayine-i Muhammedi adını almıştır. Hüviyete AYNA olması nedeniyle tasavvufta HÜVE HÜVE remziyle gösterilir. O en güzel ayna (Miratullah) olup, ayine-i efal, ayine-i esma, ayine-i sıfat, ve ayine-i Zat olup her tevhid mertebesinin temsili hakikatte O’dur. Bu açılardan temsil ve tafsil kabiliyeti ve niteliği kadar Muhammedi olunabilir. Zira tecellinin kaynağı O’dur. Tecelliye Hakk ile riayet kulluktur. abduHu sırrına yol ancak hüviyet-i Muhammedi kanalıyladır. “Peygamber ahlakı ile ahlaklanmak” bu kanaldan gerçekleşebilir. Efendimiz bu hakikatleri açan hadislerinde şöyle buyurmaktadır: “Allah önce Benim nurumu ve nefsimi halketti”, “Allah önce Benim ruhumu, aklımı ve kalemi halketti”, Nur, Ruh, Akıl, Nefs tek hüviyetin itibarlarıdır. Bu dört itibarıyla AYİNE olmaktadır. Bu nedenle hadiste “MÜMİN MÜMİNİN AYNASIDIR” buyurulmaktadır. Birinci mümin Zati Hüviyet olup ikinci mümin MUHAMMED’dir. Bu sır HÜVE HÜVE remziyle tasavvufta belirtilmektedir. Birinci mümin (HÜVE) yerine NEFSİ MUHAMMEDİ’yi ikinci mümin yerine kendinizi koyduğunuzda aynada kendinizi seyredersiniz. Hatalar, kusurlar, eksiklikler ve benzeyişler o aynada görünür. Nefs tezkiyesi yoluyla aynalarda kendinizi KAMİL SURET’te görebilmek mümkündür. Salavat, istiğfar, zikir ve her türlü ibadet Ayine-i Muhammedi de kendini KAMİL görebilmenin yollarıdır. Efendimiz bu hakikati şu hadisiyle bildirmektedir: “Ben Allah’tanım, müminlerde Benden” ve “Ben Allah’ın nurundanım ve herşeyde Benim nurumdandır”. Kısaca herkesin ve herşeyin kaynağı O’dur. Nur-u Muhammedi ana kaynak olup herkes ve herşey batında O’nun nurunu taşımakta ve O’nu temsil ve tafsil etmektedir. Nefsini tezkiye ettikçe O NUR’un zahire çıkmasıdır. Namazda zahir olan O NUR olup Efendimiz bu nura atfen “GÖZÜMÜN NURU NAMAZ” buyurmuşlardır. Muhammedi Ayna’dan görünen Hakk’tır. Ehlullah bu sırrı şu dizelerle açıklamıştır:

            Her iki cihanda her şey HAKK ile KAİM
            Mirat-ı Muhammedden ALLAH görünür DAİM

Alemler ve Adem O’nun temsili ve tafsilidir. Ademden kasıt insan-ı kamil olup alemde O’nun nurunun, hakikatinin zuhurudur. Adem ise O’nun sırrıdır. Miratullah sırrıyla Adem’denHAKK görünür. “Adem’i kendi suretinde halketti” buyuran Hakk, Adem’de de NUR-U MUHAMMEDİ ile zuhura çıkmaktadır. Zira Adem’in kaynağı da HAKİKAT-İ MUHAMMEDİ’dir. Aynada görünen ZATıdır. Nu nedenle “Ne var alemde o var Adem’de” buyurulmuştur.

Efendimiz bu sırrı “Beni gören Hakk’ı görür” hadisiyle açmıştır. Kendisi hem öz hem tafsil olarak “Kuran” olup, Hakk’ın ilminin zuhura çıkışının ana kaynağıdır. Alemlerde bu nedenle fiili, temsili ve tafsili KURAN’dır. Efendimiz bu hakikati “BENİM mucizem KURAN’dır” buyurarak açmıştır. Benliğinin yani Nefsi Muhammedinin KURAN olduğunu beyan etmiştir. Bunu açan hadisinde “İnsan Kuran ikiz kardeştir” buyurmuştur. Kuran “Cemi esma ve sıfatı Cami Zat” olup insan bu nedenle ilahi isim ve sıfatları taşıyan ve temsil- tafsil edebilen tek varlıktır. Temsil-tafsil edebildiği kadar kemalat sahibidir. Ruh-u Muhammedi ise asaleten insan-ı kamil olup “Cemi esma ve sıfatı Cami ZAT” olarak ruhulAzam’ın ve RuhulKudusün temel kaynağıdır. Ruhul Azam ve Ruhul Kudüs ise Allah’ın Ruhudur. “Adem’e ruhumdan nefh ettim (üfledim)” buyurulan hakikat budur. Efendimize ruhların babası denmesinin nedeni RUH-U Muhammedidir. “Allah önce benim ruhumu ve nurumu halketti” buyurulması bu nedenledir. Tüm ilahi isim ve sıfatlarla tahakkuk eden “miratullah” yani “Allah’ın ayna”sıdır. Ayine-i Muhammedi de Zatını izhar eden ise Hakk. Bu hakikate şöyle bir örnek verebiliriz. ÇEKİRDEK ÖZ olup ANA PROGRAMI bünyesinde barındırır. Çekirdek toprağa ekildiğinde, çekirdek programındakini AĞAÇ olarak temsil-tafsil olur. Meyve verir. Meyvenin aslı yine çekirdektir. Efendimiz bu hakikati “Biz son gelen ilkleriz” hadisiyle açmıştır. Hakikati Muhammedi çekirdeği alemde tafsil olmakta, Adem o ağacın meyvesi olup, O’nun sırrı da çekirdektir. İnsan-ı kamil o ağaç ve meyvesidir. Yani meyveli ağacın hepsi insan-ı kamil olan hüviyet-i Muhammedi’dir. Kudsi Hadiste “Ben insanın sırrıyım. İnsanda Benim sırrımdır” diye belirtilen hakikat budur. Hakikat-i insanniyye, Hakikat-i  Muhammedinin tafsilidir. İnsanın nefsi natıkasını Kuran-ı Natık yapması Efendimizin hakikatini temsil ve tafsil ettiğinin ve O’na ayna ve varis olduğunun delilidir. Zira O Kuran’dır. Nefsi natıkaya nefh edilen ruhtur. Nur-u Muhammedi bu nedenle NUR-I HU dur. Hüviyet Nurunun zuhuru Nur-u Muhammedi olup “Allah göklerin ve yerin nurudur” (Nur/35) buyurulmasının temelinde bu yatar. Zira Kuran nurdur. Her şey VÜCUD NURU tecellisiyle zahir olmuştur. İlk NUR ise nur-u Muhammedidir. Efendimiz bu nedenle “BİR NUR GÖRDÜM” buyurmuştur. Tüm peygamberlerde ve velilerde zahir olan MUR-U MUHAMMEDİ olup bu nur varisliğin delilidir.

Velayet Nuru bu nedenle Kamil insanlardan Nur-u Muhammedinin temsili olarak kıyamete kadar zuhur edecektir. Nefsini O’na ayna kılan ve Hakikat-i Muhammedi’ye vuslat ile erişen ise velayetin temsil ve tafsil edildiği mazhar olacaktır. Allah’ın kamiltecelligahıolabilecektir. Hakk hüviyetini şöyle belirtmektedir. Kuranda “Hüvel evveli, vel ahiri vez zahiri, vel batın” (Hadid/3). O’nun evveli-batını NUR-U Muhammedi yani Hüviyet-i Muhammedi olup, Efendimiz bu sırrı şu hadisiyle belirtmektedir: “Adem su ve balçık halindeyken Ben peygamberdim”. Alemdeki zahiri ve ahiri de Hakikati Muhammedi’dir. İnsan-ı kamil ile en kemalli olarak temsil edilmektedir. Zamanın kamili O’nun zahir temsilcisidir Sırren. Asaleten Efendimiz vekaleten velayet sahipleri Hakikat-i Muhammedinin varisleridir. İşte böyle bir mümin AYİNE-İ MUHAMMEDİ sahibidir. Efendimiz bu sırra şu hadisiyle vurgu yapmaktadır: “Müminin kalbi beytullah, arşullah, hazinetullah, miratullah”

“Allah’ım beni nur eyle”

İnsanın hakikatini nefsi natıkası oluşturur. Nefsi natıka hakikati itibariyle “Allah’ın Nuru”nu taşır. Bu hakikat insan şehadet aleminde zuhura çıktığında ve doğumdan sonra elde edilen bilgi, ahlak ve sıfatlarla ya örtülür ya da sabit kalır. Efendimiz kendisi varlığıyla “NUR” olduğundan gölgesi yere düşmezdi. Bizlerin öğrenmesi ve uygulamamız için bize yolu gösterdi. Zira şehadet aleminde bu nur her nefs mertebesinde farklı zuhur etmektedir. Efendimiz “Beni nur eyle” derken Allah’ın nefsini tezkiye etmesini istemektedir. Tezkiyenin iki anlamı vardır. 1. Arınmak 2. Bereketlenmek ve feyzin artması. Birinci anlamda tezkiye zulmetten (cahillik – karanlıktan) nura olan yolculuktur. “Nefsini temizleyen (arıtan) kurtuluşa erer” (Şems/9) ayeti bu hakikati anlatır.

İkinci anlamda tezkiye ile nefs Rabbin tecelli mahallidir. Rabbın tecellisi ile nefs hem arınır hemde feyze ve ilme – irfana oluşurkinefs asli haline dönmeye başlar.

Nefse olan tecelli Hakk’ın isimleri, sıfatları ve Zatıyla olan tecellidir. İsimleri nur, sıfatları nur, Zatıda NUR olduğundan kişi Hakk’ın her tecellisinde gaflette değilse nurlanır. “Nur üzerine Nur” olur. Bu nur kalpten tüm vücuda yayılır. Zira nefsi natıkanın merkezi kalptir. Kalp zahiren kanı her zerreye nasıl ulaştırıyorsa, nefsi natıkada kendindeki nuru vücudun her zerresini nurlandırır. Hadisin başındaki “gözümü nur eyle, kulağımı nur eyle, elimi nur eyle, sağımı nur eyle, solumu nur eyle…” buyurması nefsi natıkanın nurun batınından zahire yansımasını taleptir. “Sağımı ve solumu, önümü – arkamı nur eyle” derkende nefsi natıkanın nurunun zahirde başkalarına ve aleme seyrini anlatmaktadır. NUR başkalarınıda aydınlattığından, nefisteki nur ilim, hayat, irade vb. olarak taliplerede yansır. Onlarıda nur eyler. Arifibillah zahir ve batın nur olması nedeniyle, alemlere rahmet olurlar. Efendimiz “alemlere rahmet oluşunun” ariflerden aleme yansımasıdır. Efendimiz asaleten, onlar ise vekaleten bu nuru alemlere sunarlar. Kaynak NURU MUHAMMEDİ dir.

Zata vuslatın yolu Nefsini, NUR-U Muhammedi ile ziynetlendirmek ve AYİNE-İ MUHAMMEDİ de KEMAL SURETTE kendini görebilmekten geçmektedir. İrfan yolu ve tevhid ile nefsi bilmek ile vuslat mümkündür. Ehlullah “vuslat marifettir” buyurmuşlardır. Hakk’a vuslat bu nedenle ümmet-i Muhammed’e has bir özellik olup O’ndan geçmeyen O’nun hakikatine varmayan hiçbir yol vuslat yolu olamaz. Ayine-i Muhammedi de önce efalini düzeltmek, sonra ilahi isim ve sıfatları gerçek hüviyetiyle temsil ve tafsil ederek Zata vuslat söz konusudur. Miraç yolculuğu denilen vuslatın özü tevhid olup her mertebede Muhammedi olmak ile bu sırra ulaşabilir. Zira KAYNAK VE ÖZ O’DUR, Hüviyet-i Hakk, Hüviyeti Muhammedi ile müşahede edilir.


önceki sayfa               sonraki sayfa

içindekiler
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam18
Toplam Ziyaret487962
Hava Durumu
Saat
Takvim