Üyelik Girişi
Site Haritası
Önerilen Siteler

R. G. 10. Gavs-ı Azam Hüviyeti

10. GAVS-I AZAM HÜVİYETİ

Gavs-ı Azam, Hakk’ın mazharı vetecelligahıdır. Tüm isim ve sıfatları ile Zatının zuhur mahallidir. Gavs-i Azam hüviyetinde “Noktanın sırrı”nı taşır. Hz. Ali (kv)’nin “B anın altındaki nokta benim” buyurduğu haikatin “velayet nuru” ile gavsda zuhurdadır. Bu nokta nefsi natıka noktasıdır. Zati sıfatların mazharıdır. Tüm tecelliler Hakk’a aittir. Nefsi natıka “safiye-zekiyye” mertebesinde olduğundan “Hakk tecellisi” aynen açığa çıkar. Bu hakikat “Beni gören Hakk’ı görür” hadisinin nurundan “Gavs” a intikaldir. Bu ise “HÜVE NOKTASINDAN” zuhur eden ilahi hüviyettir. Zatından Zatına, Zatıyla isim ve sıfatarıyla tecellidir. Bu nedenle “Gavs” ta “tecelli hüviyeti” ile zuhura çıkan Hakk’tır. Batında Hakk, zahirde Gavs mevcuttur. Gavs, “Hüvezzahiri” ayetiyle Hakk’ın insan-ı kamil görüntüsüyle açığa çıkmasından ibarettir. Bu sırrın açığa çıkması için nefsi natıka tezkiye edilip “safiye-kamile-zekiyye” mertebesine ulaşılmalıdır.

“Sizler ölmedikçe Hakk’ı göremezsiniz” hadisiyle müşahede ehli olabilmek için “Ölmeden önce ölünüz” sırrıyla donanmak gerekir. Bu sırda insana “nefsi safiye” mertebesinde açılabilir. Artık o zat kendinde ve alemlerde Hakk’tan başka bir şey müşahede edemez. O zattan zuhura çıkan Hakk’tır. Abdülkadir Geylani Hz.de “aşkın” mana olarak mukabili olan “VEDUD” isminin ve bu isimle birlikte “KEMALİ AŞK” ın başka bir deyişle “HATMÜL VELAYET” sırrınında zuhur bulmuş olduğunun ifadesidir.

“Vahdeti Vücud” sırrı “Gavsiyye” ile ilk olarak açılmıştır. İslami şeriat olarak oturduktan sonra, Allah İslam’ın manevi-batıni yönlerinin açılması ve velayet hususiyetlerinin açıklanması için Hz. Pir’i göndermiştir. Sarsılmaz bir ilim ve hidayet kaynağı halinde ortaya çıkmıştır. Onun için kendisine “MUHYİDDİN” lakabı verilmiştir. Hadiste; “Ey Selman sizin taraflarda bir zat zuhur edecektir. İman Ülker yıldızında dahi olsa o eli ile alacak ve insanlara verecektir” buyurularak tarikat sırrı, el tutma, mürşide tabi olma ve seyri süluk yolarını açmıştır.

Rabbimizin her velisi için arzu etmiş olduğu ilahi kemalet isimleri, o velide zuhur eder. Bu ilahi isimler Rabbimizin lütfu ile evvela Deryayı Nuru Muhammedi’de doğar ve zuhur ederler. Onun için Efendimiz Hatemen Nebiyyin ve Hatmül Veli’dir. İnkilabı Kebir’in yaklaşık olduğu zamanlarda ise, bu ilahi kemalat isimleri Hatmül Velayet ile açığa çıkar. Hz. Pir bu sırrın zamanında kendinde açıldığını şöyle belirtmiştir: “Ben bütün evliyanın varacağı en son noktaya kadar gittim. Sonra Rabbim bana bir pencere açtı ve namütenahi seyrettim”. Hz. Pir’in nefsi natıkası, o pencerenin kendisidir. Nefsine olan hüviyet tecellileri ile Zati hakikatleri müşahede etmiştir. o pencerenin İLAHİ ALEM e kendisinden kendisine dönük olan VECHE si “BAZÜL EŞHEB” sırrıdır. Bir çok alemde olduğu gibi “Kesret alemine” dönük vechesi (yüzü) ise GAVSUL AZAM sırrıdır. Şehadet aleminde bu ismin sırrı ile icradadır (zahir yönü).

O pencerenin kesret alemine bakışındaki tatbikatta Allah”GAVSÜL AZAM” ismi ve hüviyeti ile icrasını tatbik ediyor demektir. Bu vechesi “velayeti Kiram” ve “peygamberan” tarafından müşahede edildiği için o NOKTA’yı tasdik ve teyiddedirler.

Diğer vechesi ise ALLAH’abaktığı için (batın yönü) namütenahidir. Allah’ı Künhü Zatı itibariyle tam anlamı ile bilip anlamak mümkün olmadığı için “BAZÜL EŞHEB” ismi ile o noktanın sonsuz ve namütenahi olduğu ifade edilmek istenmiştir.

“Bazül Eşheb” “Allah’ın Doğanı”manasına gelir. Mürşidi Kamil; “LEDÜN” ilminin aşıklarını anlamak için vazifelidir ve mecazi manada bir kuş gibidir. Zahir ve batın kanatlarıyla hareket eden “ilim ve hakikat” avcısıdır. “BAZÜL EŞHEB” deyimi ilahi yolda olanlar için zarif bir nüktedir. Bu deyim aynı zamanda ilahi manevi yolda ilahi terakkinin Hz. Pir’in yolunda uçarak ve yüksek bir hızla hareket ederek ve zahir ve batını birleştirerek zuhur ettiğinin ifadesidir. İşte bu hakikat içinde olan velinin hali tam idrake sığmadığı için, O’nun kalemi tekmil evliyanın başı üzerindedir. BAŞ, noktanın sırrını taşır. Bu hakikatle “Ba’nın altındaki Zatiyet noktasındaki kemali” zuhura çıkarttığını ve diğer velilere “kutup” vasfıyla ilimlerin bu noktadan intikal ettiğini ifade etmektedir. Bütün evliya KUTUP-GAVS sırrını bu hakikat üzere tasdik etmiştir. Bu sır HATMÜL VELAYET SIRRI ile de açılmaktadır. Her asırda bu noktadan sırlar açılmakta, bu sırların açıldığı “nokta zuhur mahalli” GAVS olarak ifade edilmektedir. Bu “Velayeti İlahiye” sırrındandır. Velayet Nurunun Zattan Zata intikali ile alemlerde seyridir ve kıyamete kadarda devam edecektir. Abdülkadir Geylani için şu hususiyet ehlullahça belirtilmektedir: O’nda Cem-i kutbiyet, gavsiyet, ferdiyet ile üç SUTUN üzere duran şahsi hüviyet zuhurdadır. Yani üç sırrıda hüviyetinde taşımaktadır.

Kutup eşyada, gavs kalplerde, ferdiyet ise hem eşyada hem kalplerde tasarruf eder. “Hakk ile Hakk” sırrı ile Hakk’ın arzusunun tecelligahıdır. Allah şöyle buyuruyor: “Bildiğin isimlerle Bana dua et, sana bilmediğin isimlerimi açayım, yakin olarak tenezzül edeyim, bilmediğin isimlerle dua edersen yine aynı tatbikatı yaparım”

Bu nedenle “Ya Rabbi bildiğim ve bilmediğim isimlerinle sana iltica ediyorum” demek makbul bir dua olur.

“LİLLAHİL VAHİDUL KAHHAR” isminde bütün isimler mahviyettedirler, onun için Allah o büyük günde, “getirin bütün isimleri” diye buyurduğunda, bütün isimlerinin tecelliyatı kendisinde toplandığından getirilecek isim kalmaz. Allah bu suali sadece açıldığı VELAYET NOKTASINA tevcih buyurmaz. Zira bu tatbikati O’nda yapmıştır. Allah’ın ulvi ve sufli bütün makamlarda sıfat ve Zat isimlerini zikretmesini bir bakıma “lillahil Vahidil Kahhar” sırrının tatbikatta olması demektir. Bu noktada “tam-mutlak tevhid” söz konusudur. Hz.Pir bu nedenle Vahdeti Vücud’u izah etmiş ve anlatmıştır. Bu nokta, Hz. Muhyiddin-i Arabi’de ”TEK VÜCUDDA MERTEBELERDE SEYREDEN ALLAH’tır” diye zuhur etmiştir. Hz. Pir ise aynı hususu “ALLAH, HERŞEY BENİM” buyurdu diye ifade etmiştir. Allah kulunda “ABD” mertebesinden “KADİR” ismi ile zuhura çıkmış ve “ALLAH” ismi ile İLAHİ HAKİKATİ’ni açmıştır. Vahdeti Vücud; TEK VÜCUD HÜVİYETİNDE ULUHİYETİN SERGİLENMESİDİR.

Hz. Pir, İslamın manevi yoldan hakikatine ermeleri için insanları VELAYET NURU ve MAKAMI ile çekmiştir. Tarikatlar marifetullahın öğrenilmesi için kurulan ilahi okullardır. Hz. Pir, maneviyatı “velayet” yönünden açıklamıştır. Bu nedenle “GAVSUL AZAM MUAZZAM” dır. Bu ilahi okulun tertibi icabı şeyh ve derviş; baba-evlat gibi yakındırlar. Şeyhin yetiştirdiği evlatlarda O’nun ilmen varisleridir (Maneviyatta babalık sırrı). Allah Resulu Sevgili Pirimize “Evladım Abdülkadir” buyurarak bu yolu açmış. “Bendeki ilmin varisidir” buyurarak bu ilahi okulun hususiyetlerinden birini açmıştır.

Hz. Pir, bu nedenle nübüvvet, risalet ve velayet sırlarını açmıştır. Velayetin hususiyetlerinden biriside Allah’ın ilahi hakikatini insanda açıp bildirmesidir. Bu hakikati bildirdikten sonra GAVSUL AZAM ismi ile bütün alemlerde “ilahi arzu” sunun hükümranlığını görmek mümkün olur. En büyük ilahi ikram Allah’ın kelamıdır. Bu nedenle “risale-i Gavsiyye” iyi anlaşılmalıdır. Kudreti Tasarruf her evliyada vardır. Tasarrufu Kudret, ZÂTÎ SAHİBURRAHMAN’a mahsustur. Zira O, noktanın sırrına ermiş, Zatın tecelligahı olarak Hakk’la direkt muhatap olmuştur. Zati Tecelliye mazhar olmuştur. “Gavs” smi bu tecellinin zuhur mahallidir.

Tecelli hüviyeti ile tamamen Hakk’a aittir. Hakk’ın, İnsan-ı Kamil vasfıyla görünmesidir. İnsan-ı Kamil asaleten Efendimizdir. O’ndan sonra, O’ndan veraset alan Gavs’lar ve kamil insanlar bu sırrın mazharlarıdır. Bu sır idrak edilmeden “Gavsiyye Risale” sinden istifade etmek sınırlı olup, kişinin kendi mertebesinden istifadesi kadar olacaktır. Gavs’ta hüviyeti ile görünen ve kelam eden Hakk idraki istifadeyi arttırmada önemli bir rol oynayacaktır.

Sadrettin-i Konevi Hz. nin Gavs-Kutup hakkında belirttiklerini vererek makaleyi sonlandıralım:

Resulullah (SAV) Efendimiz şöyle buyurdu:

“Bir kimse Allahü Teala katındaki menzilesini bilmek istiyorsa Yüce Allah’ın kendi yanındaki menzilesini öğrensin. Çünkü Allah’u Teala kula vereceği dereceyi kulun kendi nefsinde onun için verdiği derece üzerinden tayin eder...”

Bilesin ki, bu Hadisi şerifte Hakka izafe edilen nefis Yüce Hakkın zatıdır. Burada zata nisbetle nefis ikinci mertebe sayılır. Kula izafe edilen nefis ise nübüvvetin kendisidir. Nübüvvet nefsi ise velayet nefsidir. Bu da velayet nefsine göre ikinci mertebe sayılır.

Velayet ise nefsin özüdür. Ve burada velayet, mücerret Zat-ı İlahi’de ikinci mertebe sayılır. Hadisi şerifte geçen “Menzile...”kelimesinin manası, Zat-ı İlahi’ye ait arzunun tafsilidir, yayılışı ve dağılışıdır. Zat-ı İlahi’nin muradı ise zuhurdan sonra marifetin husulüdür.
Bu manaya şu Kudsi Hadis işaret etmektedir.
“Ben gizli bir hazine idim... bilinmemi istedim.”
Burada geçen ”Kul...” kelimesinden murad ise furkani bir akıldır. Yani her şeyi ayırt etme kabiliyetine sahip olan nefis. Ve bu, Zatından hasıl olan ismidir Mevlanın.
Kul, Yüce hakkı kendine göre bir menzileye yani dereceye indirir. Bu derece nübüvvet derecesidir. Burası aynı zamanda bir bağlantı merkezidir. Yani Hakkın cem kaynağından nüzul edip bu varlıklara tecelli ile dağılışı demektir. Buradan da beka makamına  çıkış sağlanır.
Bir başka manaya göre Devr-i daim.
En doğrusunu Allahü Teala bilir.
Allah’ım Efendimiz Muhammed’e salat eyle... Keza, bütün aline ve ashabına da... Bu salat yer ve semalar baki kaldıkça sürsün...
Ey merhametlilerin en merhametlisi!

AMİN   

Resulullah (sav) Efendimiz şöyle buyurdu:
“Allahü Teala Hazretleri her yüz yılın başında bu dini ikame edecek birini baas eder.”
Bu Hadisi Şerifte üç mühim mana vardır:
Kutbiyet, Müceddid makamı, Allah İsm-i Celali.
İşbu üç mananın tefsirini aşağıdaki cümleler içinde bulacaksınız.
Kutup, kutbiyet makamında tahakkuk edip oturabilmesi için, önce bir evvelki kutup ile arasında yüz senenin geçmesi lazım. Ta ki, ilahi isimlerin küllisi onda tam tecelli edilebilsin. O isimlerin hemen hepsi, Hadisi Şerifin metninde geçen Allah lafzı celalinin tesiri altındadır.
Burada bu kutubun meydana getirilmesine ’baas’ (diriltme) deniyor. Bu da ancak Allah tarafından yapılır. Yani, yalnız bu yüce ismin tecellisi sonunda olur. Diğer isimler, bunun tevabiidir, buna bağlıdır. Kaldı ki, ”Allah baas eder.”(Hac suresi, Ayet-7) mealine aldığımız ayette de, baas işini bizzat Allahü Teala yapmaktadır. Çünkü Allah lafza-i Celali, bütün isimleri camidir.
Dikkat buyurulursa, “Rahman baas eder” denmiyor. Çünkü Rahman da Allah İsm-i Celali’nin şumulündedir. Anla... Bu bapda hidayet eden Allah’tır.
Netice: Her yüz sene başında bir müceddid gelir. Esasta değil teferruatta, önemsiz değil, önemli değişiklikler yapar. Asrın icabına göre bazı ahkam çıkarır. Muannidler (inatçılara ) cevap verir. Açıklanması kendi zamanına kalan bazı meseleleri açıklar. İmam-ı Rabbani gibi.
Bu vazifeyi yapan aynı zamanda bir kutuptur.
Bu yazımıza son verirken, Seyyid Şerif Cürcani Hazretlerinin kutb’u tarfine de kısaca bir göz atalım.  Diyor ki: ”Kutb’a gavs da denir. Çünkü O, hacet sahiplerine aynı zamanda yardım eder. Allahü Teala’nın nazargahıdır. Ve Allahü Teala zatından ona en büyük mana tılsımını ihsan buyurmuştur. Bu manayı iyi anlamak için kendimizi ruhu bir safiyete devretmemiz gerekir.
Cenab-ı Hak feyzimizi artırsın.




önceki sayfa               sonraki sayfa

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam70
Toplam Ziyaret497290
Hava Durumu
Saat
Takvim