Üyelik Girişi
Site Haritası
Önerilen Siteler

H.M.S. 53. Kur’an Hakikati

53. KUR'AN HAKİKATİ

Allah şöyle buyurur: “Rahman Kur’an’ı (a) öğretti” (Rahman/1-2) sonra şöyle demiştir: “İnsanı yarattı ve ona beyanı öğretti” (Rahman/3-4). Kur’an insana indirilmiştir ki, Allah’ın kendisine öğrettiği beyanı ifade edebilsin. Bu beyanı insan kabul edebilir. Kur’an’a ayırt etme bilgisi verilmiştir. Zira O, tüm isim ve sıfatları cem eden Zat’tır. İsim ve sıfatlarla fark mertebesine inmiştir. Bu nedenle Kur’an’a ayırt etme bilgisi verilmiştir ve alemde indiği kimsenin yerini bilir. Böylelikle Kur’an, Hz. Muhammed’in kalbine inmiş, kıyamete kadar ümmetindeki insanların kalplerine inmeye devam eder. Kur’an’ın kalplere inmesi yenidir, eskimez. Bu yönüyle Kur’an, sürekli vahiydir. Peygamber bu konuda öncelik sahibidir ve insanlara ulaştırma görevi O’nundur. Kur’an insan ile Hak arasında bir berzah haline gelmiş, peygamberin dilinde daha önce ortaya çıkmadığı bir surette ortaya çıkmıştır. Çünkü Allah, her mertebe için başkasına ait olmayan bir hüküm belirlemiştir. Kur’an-ı Kerim Hz. Peygamber’in kalbinde (nefsi natıka’da) “tek bir hakikat” olarak ortaya çıkmış, ilahi hayal onu bedenleştirmiş ve taksim etmiş, dil onu almış, harfe ve sese dönüştürmüş, kulağın duymasını onunla sınırlanmış ve Allah’tan aktaran olmuştur. Kur’an O’nun hüviyetini açmış alemlerde her mertebede temsil, tafsil edilmiş ve Kur’an fiili hale gelmiştir.

Bu hakikat itibariyle alemler ve içindekiler kendi mertebeleri temsil eden ve tafsil eden ve fiile döken Kur’an’dan ayetler olmuşlardır. Bu açıdan alemler temsili Kur’an, tafsili Kur’an ve fiili Kur’an’dır. İnsan ise O’nun özüdür. “İnsan ve Kur’an bir batında doğan ikiz kardeştir” hadisi bu hakikati belirtir. Kur’an insanın nefsi natıkasında dürülmüş ve o noktadan Allah’ın tecellileriyle çıkmaktadır. Allah “Onu komşu edin ki, Allah’ın kelamını duysun” (Hakka/39). Peygamber ilahi kelam hakikatini, Kur’an’ı kendi diliyle harf ve ses olarak okumuş, diğer insanlarda onu ve kendi hakikatini duymuştur. Bu durumda kelam hiç kuşkusuz ki, Allah’a aittir. Aktarma konuşana aittir. İnsan ilahi surete göre yaratılmış olduğundan onu nefsiyle kabul etmiştir. Kur’an’dan gelen ilahi rahmet (Rahman’dan geldiği için) her şeyi kuşatır. Nimetler bütün alemi kuşatır, ilahi isimlerin hükümleri izafet ve ilişkilerle aleme yayılır. Kur’an’ı aleme yayan bu hakikatle “Nefesi Rahman”dır. Her zerreye sirayet etmiştir. İlahi isimlerin varlıktan kalkması mümkün değildir. İlahi isimler beka sahibi olduklarından kalıcıdırlar. İnsan-ı kamil ilahi suretin zahiridir. Allah ise Zahir ve Batın’dır. Dolayısıyla zuhur eden batın olandan başka değildir. Öyleyse insan-ı kamil “Allah ile” bakidir.

Tıpkı Kur’an gibi. Zira onlar ikiz kardeştir ve ilahi hüviyetten ilahi suret üzere yaratılmışlardır. Bu nedenle insan-ı kamil, Kur’an-ı Natık’tır. Batındaki Kur’an’ı zahire çıkaran ilahi surettir. Hz. Peygamber asaleten, varisleri vekaleten insan-ı kamildir ve Kur’an’ı talim edenlerdir. Bu nedenle Hz. Resul “Beni gören Hakk’ı görür” buyurmuştur. O, Hakikati Muhammedi özelliğiyle alemlere rahmet olmuştur. Öyleyse O, bütün hakikatleri bakımından O’dur. “Muhammeden Resulullah” tevhidi bu hakikati içeren ifadedir. Muhammed=insan-ı Kamil, Resul-Kur’an’ı ifade eden, irsal eden hakikattir. Allah bütün bunları zuhura getiren hakikattir. İnsan-ı Kamil ve Kur’an, Allah’ın hüviyetini açmasıdır. Bu nedenle insan-ı kamil çift olmaz “O’nun benzeri bir şey yoktur” (Şura/11) ayeti Allah’ı ifade ederken, zahirende insanın eşi ve benzeri olmadığını ifade eder. Bu nedenle Hz. Peygamber en kamil zuhurdur, her zamanda vekaleten gelen insan-ı kamiller O’nun varisleridir. Hakk Kur’an’ı ile zuhur etmiş ve bunu insan-ı kamil kanalıyla yapmıştır. Kur’an “Cemi esma ve sıfatı cami Zat” olduğundan, insan-ı kamilde ilahi isim ve sıfatlarla tahakkuk eden Zati tecelli mahallidir.

Bu ise “abduhu” sırrıdır. “Resuluhu” sırrıdır. “Ben insanın sırrıyım, insanda Benim sırrımdır” buyurulan hakikattir. Zahiri ve batını nimetler insan kanalıyla gelir. İnsan-ı kamilin “alemlere rahmet” olma hakikati budur. Zira Allah sünnetullah gereği zuhurunu insan kanalıyla yapar. Kur’an Allah’ın ilmi ve kelamıdır. İlim zahiri ve batını ilahi kanunları kapsar. Allah ilahi kanunları ile sessiz ve harfsiz olarak alemleri kuşatmıştır. Kelamı, ilminin bir yansımasıdır. İnsanda bu nedenle ilmi ve kelamı alemlere ulaştırandır. “İnsana beyanı öğretti” (Rahman/4) hakikati budur. İnsan aracılığıyla alemlerdeki ilminin ve kelamının açılmasıdır. Alemlerde her tespit edilen her ilahi kanun zahir ve batın olarak Allah’a aittir. İnsan bu ilmi ve kelamı yayan, kullanan ve hepsinden fayda görendir. Kur’an ve O’nun açılımı olan sünnet bu nedenle Allah’ın hüviyetini açmasıdır. İnsanda ilahi suret (hüviyet) üzere yaratıldığından, bu hakikatlerle yaşamak üzere sorumlu tutulmuştur.



önceki sayfa               sonraki sayfa

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam197
Toplam Ziyaret488141
Hava Durumu
Saat
Takvim