Üyelik Girişi
Site Haritası
Önerilen Siteler

Subhaneke Allahümme ve Bihamdike

SÜBHANEKE ALLAHÜMME VE BİHAMDİKE…

“Sübhaneke Allahümme ve bihamdike ve tebareke kesmüke ve teala ceddüke ve lâ ilahe gayrüke”

Mealen: Allah’ım! Sen bütün kusurlardan pak ve uzaksın. Seni daima böyle kusursuz kabul eder ve yüceliğini her zaman hamdınla dile getiririm. Senin adın mübarektir. Senden başka ilah yoktur.

“Sübhaneke” derken Allah’ı tüm noksan sıfatlardan tenzih ediyoruz. “Allahümme” derken tüm ilahi esma ve sıfatları cami Zat ismi olan Allah ismi ve manası ile Allah’ın tüm esma, sıfat ve Zat tecellileri ile hakikati Muhammedi (mim) ile alemlerde zuhura çıktığını ifade etmiş oluruz. “Bihamdike” derken tüm bu zuhurların, açığa çıkışların O’nunla olduğunu ifade ediyoruz. Zatını ve açığa çıkışlarını “bihamdi” (O’nun kendi hamdıyla) tam olarak övüp kabul etmiş oluruz. Tabi ki O’nun hamdıyla, O’nun zuhurlarını, açığa çıkışlarını. İnsanda O’nun zuhurlarından olduğundan insanın övgüyü, hamdı tam manasıyla yapmasıda mümkün değildir. O’nu ancak O’nun hamdıyla yüceltebilir. O ancak, kendini hamd ettiği şekilde yine O’nun hamdıyla övülebilir. Bu zuhura çıkışları ve hamd “teşbih” hükümlerini oluşturur. Bu nedenle “Sübhanallah” lafzı tenzihi; “Elhamdülillah” lafzı teşbihi; “Allahuekber” lafzı tenzih-teşbih ile birlikte “tevhid” hükümlerini ve manalarını kapsar. Tenzihi ve teşbihi birleştirerek O’nu birleyerek tanımak, Allah’ı tevhid etmektedir. Bu nedenle “lâ ilahe illallah” kelamı hepsini bünyesinde bulundurur. Bu ise Mutlak Tevhide ulaşmaktır. Bu kelamlardaki manalar ile İlahi Zat tenzih, teşbih ve tevhid edilmektedir. Allah ismiyle O’nu, ilahi hüviyetini anmak, O’nu hayatın merkezine almak, O’nunla yaşamak ve anmak mübarek bir bilinci gerektirir. Bu şekilde Hakk tenzih, teşbih ve tevhid edilerek O’nun ilahi hüviyetiyle yeni bir kimlik kazanılmış olur. Aynı zamanda O’ndan başka ilah olmadığı ifade edilerek, kişi kendi varlığını Hakkın uluhiyetine teslim ederek Müslüman kimliğiyle namaza başlar. Alemlerdeki zuhurları ile birlikte ilahi hüviyetten başka ilah olmadığını ilan eder. Mutlak tevhid ile namazına devam eder.


HAMDIN SIRRI

Hamd mertebesi zahirde fiil ve isim mertebeleridir, bunların konusu fiil mertebesidir.

Hamd sıfat ve bunların isimlerinin mertebesinde “hamd” değil, “medih” haline gelir. Eğer sıfat kalırsa bu durumda hamd, sıfat ve fiil mertebesini birleştiren Zata aittir.

Konusu Zat olan hamd, “Hamdin Hamdi” dir. Bu sıfatın kendisini ve sahibini, yani Zatını övmesinden ibarettir. Bu nedenle Peygamber Efendimiz “lâ uhsi senaen aleyke ente, kema esneyte ala nefsike” (Ben Seni layıkıyla sena edemem, sen nefsini sena ettiğin gibisin” diyerek Zata dönük Hamdi, yine Zatı Nefsiyle kendisinin yapabileceğini belirtmiştir.

Tenzih-teşbih ve tevhid ile ilgili bilgi aşağıda ayrıntılı bir şekilde hakikat ve marifet mertebelerinden ifade edilmiştir. Lugat anlamları ile;

Tenzih: Suç ve noksanlıktan uzak saymak, kabahatsiz olduğunun anlaşılmasının sözle ifade etmek; arındırma, uzak sayma, kusur kondurmama anlamlarını taşır.

Teşbih: Benzetmek, benzeyiş, bir nitelikte saymak ve zannetmek.

Tevhid: Birkaç şeyi bir etme, birleştirme, birliğine inanma, bir sayma, “la ilahe illallah” sözünü ve manasını kavrama olarak belirtilmektedir.

Tasavvuf ehli katında ise bu kelimelerin yaşam sahası içine bir çok izahları vardır. Bu kelimeleri söyleyecek kimseler hangi idrak düzeyinde iseler o mertebeden konuşacaklar. Hakikat ve marifet mertebesinden bu kelamların anlaşılıp yaşama sokulması “Allah bilinci” oluşmasında çok önem arzeder.

Tenzih: Genelde yapılan tenzihler taklidi ve hayali beşeri tenzihlerdir. “Hakiki-Mutlak Tenzih” hakikatiMuhammedi idrakiyle yapılır. “Hayali-taklidi” tenzihler ikilik üzerine bina edilmiştir. Mutlak Tevhidden önceki mertebedir. Hakkı noksan sıfatlardan tenzih etmeye çalışan kimse önce “kendini-nefsini” tanımalıdır. Nefsini noksan sıfat görmekten tenzih etmesi lazım gelmektedir.

Çünkü alemlerde noksan sıfat yoktur. Alemler Allah’ın isim ve sıfatlarının çokluğunun oluşturduğu mertebelerden ibarettir. Alemlerde Allah’ın isim ve sıfatlarının tecelli ile açığa çıkışları vardır. Bunların çokluğu ve izafi-itibari oluşları nedeniyle birbirlerine bakışları açısından “izafi noksanlıklar” varmış gibi görünür. Bütün isim ve sıfatlar Hakka ait olduklarından onlarda noksanlık bulmak mümkün değildir. Hissedilen noksanlık izafi-göreceli bir anlayıştır, mutlak manada değildir. Mutlak olan şey ise, Allah’ın ne isimlerinde ne de sıfatlarında ne fiillerinde noksanlık olmadığıdır. Her çoğalan şey birbirlerine bakış açılarından izafi noksanlıktır. Bizim şartlanmış anlayışlarımıza göre noksan bir şey görüyorsak işte o bizim Hakkı bilmedeki noksanlığımızdır. İrfan düzeyimizdeki eksikliğimizdir. Bu noksanlığı Hakk’a isnad edemeyiz. Eğer Hakka isnad ediyor isek, yapacağımız ilk şey, kendi nefsimizdeki noksanlıkları görmek ve irfanımızı arttırmak olmalıdır. Nefsimizi noksan görmekten arındırmak olmalıdır. Nefsimiz arındığında ve irfanımız arttığında noksan görmemiz ortadan kalkacağından, her şeyin hikmetini daha iyi idrak etmiş olacağız. Bu alemlerdeki tüm varlıklarda zuhur eden “Hakkın bir isminin suretidir” anlayışı bizde hakim olmuş ise, irfanımız bu mertebeye ulaştıysa, alemlerde noksan görmeyip, her şeyi yerli yerince tespit etmiş oluruz.

Bu anlayışın oluşması ile marifetullah ile yani “irfan yolu” ile gerçekleşir. Mutlak-Hakiki Tenzih ise bu anlayışı ve Hakkın hiç zuhurunun olmadığı Ahadiyeti Zat (Mutlak Birlik-Hüviyet Gaybı) mertebesinde isimleri O’na bağlamaktadır. Bu Mutlak Zati Birlik mertebesinde Hakk “tenzih” edilir. Taayyün (ortaya çıkma) ve tecelli mertebelerinde zuhura çıkma yönü ile “teşbih” edilir. Allah ancak hiçbir zuhurun dolayısıyla hiçbir suretin olmadığı Ahadiyeti Zat mertebesinde tenzih edilir ki, bu “Hakiki Mutlak Tenzih” tir. Zuhurları idrak edildiğinde bir suretle kayıtlanmış olur. Bu da “Zatı mukayyet (kayıtlanmış Zat) mertebesidir. Allah bu kayıtlanmış suretlerde ancak “teşbih” edilir. Bu açıdan bakıldığında “tenzih-teşbih-tevhid” idrakinde taayyün (açığa çıkma) mertebelerinin bilinmesinin ne kadar önemli olduğu ortaya çıkacaktır. Bu nedenle gerçek tenzih Allah’ı zihinde suret kaydından arındırmaktır. Zihnimizde bir suret oluşuyorsa bu tenzih değil, teşbih etmektir. “Rabbin, o izzet sahibi, onların isnad ettikleri vasıflardan münezzehtir” (Saffat/180) ayeti hakiki tenzihi ifade etmektedir.

Bu tenzih “Muhammediyet” mertebesinde yapılabilecek olan tenzihtir. Hakiki-Mutlak tenzihtir. Ahadiyeti Zatın idraki ile oluşacak irfandır. Çünkü bu mertebede henüz zuhur yoktur. Tecellide yoktur. Bu mertebede Zatın Zatıyla Zatında olduğu mertebedir. Bu mertebeyi aklın idrak etmesi mümkün olmadığından, hakiki tenzih bu mertebeye aittir. İnsan bu konuda acz içindedir. Aczini ifade ederek “tenzih” te bulunur. Hz. Resul (sav), bu mertebeyi kastederek “Künhü Zatını idrak edemedik” buyurarak bu yolu bizlere açıklamıştır.

Teşbih: Kur!anı Kerimde “teşbih” i içeren misal ve benzetmelerle Hakk’a yol gösteren birçok ayet vardır.

“O yüce Mabud, ki senin üzerine Kur’anı indirdi. Ondan bir kısmı muhkem ayetlerdir ki onlar kitaben aslıdır. Diğer bir kısmıda müteşabih ayetlerdir. Artık kalplerinde eğrilik bulunduran kimseler fitne oluşturmak ve tevil arzusunda bulunmak için o kitaptan müteşabih olanına tabi olurlar. Halbuki onun tevilini Allah’tan başkası bilemez. İlimde rüsuh sahibi olanlar ie “Biz iman ettik hepside Rabbımızın katındandır” derler. Bunları tam akıllı zatlardan başkası düşünemez” (Al-i İmran/7)

Yukarıdaki ayette “teşbih” ten açık olarak bahsedilmektedir. Teşbihin bir diğer yönü ise, kişinin irfan eğitimi sırasında idrakinde değişen fikirleri oluşturur.

Eğitimin başlarında müteşabih olan hususları, ayetleri ve hadisleri, daha sonra nefsinde yaşayarak, ilmen ve şuhuden hakikati açıldığında, müteşabih olanlar muhkeme dönüşecektir. Değişen ise sadece nefsindeki irfan düzeyidir.

“O’nun misli (benzeri) yoktur. O işitici ve görücüdür” (Şura/11) buyurarak “O’nun misli yoktur” denilerek Hakiki Tenzih yapılmış olur. “O işitici ve görücüdür” denilerek teşbih yoluna gidilmiştir. Teşbih, varlıklardaki tüm isim ve sıfatların Hakka ait olduğunun ve her mevcudun istidadı ölçüsünde bunları yansıttığının idrakine ulaşılmasıdır. Bu açıdan bakıldığında varlıklardaki “kayıtlanmış” ve “sınırlanmış” özelliklerle Hakka ayna olduklarının idrakine varılmasıdır.

Cenab-ı Hakk alemlerde fiilleri, isimleri ve sıfatları yönüyle zuhurdadır. İnsanda bunlarla birlikte Zati tecellisinide bulundurur. Hakk, zuhura çıktığı suretten zati, sıfati ve isimleri ile “kayıtlanmış” ve “sınırlanmış” olarak açığa çıkar. İşte bu idrak ile “teşbih” anlayışı ortaya çıkar. Hakkın şehadet alemine zuhuru ve tecellisi teşbih hükümlerini açığa çıkarır. “Teşbih bu açıdan Allah’ı tecellileri ve zuhurları yönünden tanımağa çalışmaktır” denilebilir. Tevhid, tenzih ve teşbih hükümlerini birleştirerek Allah’ı bilmektir.

Mutlak Tevhidin oluşup oluşmadığınının anlaşılması için irfan yolu gerekir. Tevhid anlayışının oluşmadığı kişinin varlıkları Allah’tan ayrı görmesi ile anlaşılır. Allah’tan ayrı varlıklar olduğu önyargısıyla tevhidden uzaklaşılır. Varlıkları Allah’tan ayrı ayrı görmek, O’nun uluhiyetinden ayrı tutmak, her varlığı bağımsız ve Allah ile ilişkileri olmadığı anlayışı tevhidden uzak olmaktır. Şirkte bulunmaktır. Bu da noksan tenzih ve teşbih idrakinde oluşur.

Hakikat ehli, alemlerdeki varlığın Hakk’ın varlığından başka bir şey olmadığını idrak ettiğinde, nefsini noksan görmekten tenzih eder. Allah’ın Ahadiyeti Zatıyla BİR ve TEK olduğunu idraktir. Alemlerin O’nun isim ve sıfatları ile farklı zuhurları olduğunun ve her suret zuhurun kendi nefsi mertebesinde Hakkın “kayıtlanmış” ve “sınırlanmış” suretler olduğunun idrakine varılmasıdır. Hakkı tek ve bir, mertebelerinin çok olduğunun şuuruna erilmesidir. Böylece Hakk alemlerde birlikte tevhid edilmiş olur.

Teşbih, varlıklarda ilahi cemali seyretmektir. Zuhurlarını kendi mertebelerinde ve düzeylerinde Hakk’la beraber görmektir. Hakkın esma ve sıfatları ile zuhurda olduğunu (açığa çıktığını) bilmektir. Suretlerin batınında Hakkı görmek, açığa çıktığı mertebesinde Hakkı idrake çalışmaktır.

“Nereye dönerseniz Allah’ın vechi (zatı) oradadır” (Bakara/115) ve “Nerede olursanız o sizinle beraberdir” (Hadid/4) ayetlerinin hakikatine ulaşmaktır. Bu ayetlerin hakkıyla anlaşılmaması, bakılan yerlerin Allah’tan ayrı görülmesi “kesret teşbihi” dir.

Görünen yerlerin TEK ve BİR olan Allah’ın o mertebeden, o suretle zuhura çıktığını Hakk’la beraber değerlendirilmesi “Vahdet teşbihi” dir. Tevhid hem tenzih ile teşbihin hem cem ile farkın hem batın ile zahirin hem de kesret ile vahdetin BİR görülmesi ve idrak edilmesidir.

“Rabbimi genç bir delikanlı suretinde gördüm” hadisi “Tevhid teşbihi” dir.

“Nasıl göreyim, bir nurdur O” hadisi “tevhid tenzini” oluşturur. “Bir nur gördüm” ve “gözümün nuru namaz” hadisleri ise tevhidi teşbih mertebelerini oluşturur.

“Ayetlerimizin Hakk olduğunu afakta ve nefsilerinizde göreceksiniz” ayeti “Tevhid-i Vahdet” mertebesidir. Hem tenzihi hem teşbihi bünyesinde toplamıştır.  “Kulumun zannına göreyim” buyurarak kesret-teşbih tevhidini açıklayıp, bizlere her yüzden idrak edilebileceğini vurgulamaktadır.

Sübhanallah, tenzih hükümlerini, Elhamdülillah teşbih hükümlerini, Allhuekber ve “la ilahe illallah” tenzih-teşbih ve tevhid hükümlerini bünyesinde bulundurur. Tenzih ve Teşbihin daha iyi idrakle anlaşılması için bazı tanımlar şöylece açıklamaya çalışılmıştır:

Tenzih: Hiçbir zuhurun olmadığı Ahadiyeti Zat mertebesinin bilinmezliğini idrak ve itiraf etmektedir.

Teşbih: Allah’ın halk ettiklerini zuhurları itibariyle bilmek, zuhurları oluşturan Allah’ın isim ve sıfatları kanalıyla Allah’ı idrak etme yoludur.

Tevhid: Tenzih ve teşbihi birleştirerek Ahadiyeti ve Samediyeti Zatı kavramaktır. Tüm taayyün ve tecelli mertebelerinde O’nu birlemektir.

Tenzih: Hakkı zuhurlarıyla kayıtlamamaktır. Suret kaydından kurtararak ve suretlerin batınında Hakkı idrak etmektir.

Teşbih: zuhurlarda kayıtlanan Hakkı, zuhur mertebesi itibariyle kayıtlandığı mertebede Hakkı isim ve sıfatları kanalıyla zuhurlarda müşahede etmektir.

Tenzih: Tevhide aykırı her türlü noksanlıktan ve özellikten, düşünceden O’nu arındırmaktır.

Teşbih: Hakkın zuhurlarında O’nu tevhid edecek özelliklerle kabul etmektir.

Tevhid: Tenzih tevhidini ve teşbih tevhidini Mutlak olarak birleştirmektir. Allah’ın Zatıyla kaim ve batın, vücuduyla mevcud, sıfatları ile muhit ve tecelli, esmasıyla malum ve tecelli, kudretiyle fail, fiiliyle zahir, eserleriyle meşhud batını ile sır olduğunu idrak ederek tüm taayyün (açığa çıkma) ve tecellilerini birleştirmektir. Bu yolla Mutlak Tevhide ulaşmaktır. Mutlak Vücudun Tek ve Bir, mertebelerinin ve düzeylerinin çok olduğunun şuuruna varılmasıdır.

Tenzih: Hakkın zuhurlarından, suretlerden Batın ve Evvel isimleriyle sırda olduğunu idraktir.

Teşbih: Hakkı zuhurlarda zahir ve ahir isimleriyle idrak etmektir.

Tevhid: Hakkın ilahi hüviyetini hem zahir, hem batın, hem evvel, hem ahir isimleriyle BİR olarak birlemektir. “O evveldir, ahirdir, zahirdir, batındır” (Hadid/3) “Nerede olursanız o sizinle beraberdir” (Hadid/4) ayeti ışığında her taayyün ve tecellide ilahi hüviyetinin idrakidir.

“Nereye dönerseniz Allah’ın vechi (zatı-hakikati) oradadır” (Bakara/115) ayetiyle de her yüzde ve mevcudda O’nu idraktir. Hakkın ilahi hüviyetiyle her mertebe zuhura çıktığını ve açığa çıktığı suretle “kayıtlanmış” ve “sınırlanmış” olduğunu, Hakkla beraber bulunduğunu idraktir. Alemlerdeki zuhurun Tek ve Bir Vücudun taayyün ve tecelli oranında isim ve sıfatları kanalıyla çoğaldığını idrak etmektir.

Çokluğu oluşturanın İlahi Zat olmayıp, çoğalanın Zatın izafetleri olan isim ve sıfatları olduğunun bilincinde olmaktır. Çoğalanın Zatının itibar ve nispetleri olduğunun idrakine varmaktır. Bu idrakle kesrette vahdet ve vahdette kesret hükmüyle yaşamaktır. Ahadiyeti Zat mertebesinde vahdeti ve kesreti bünyesinde bulundurduğunun idrakiyle Mutlak Tevhid’e ulaşmaktır.

Tenzih: Gizli hazinede (Ahadiyeti Zat mertebesinde) hiçbir noksan kusur olamayacağını idraktir.

Teşbih: Hakkın taayyün, tecelli ve zuhurları ile Allah’ın Zatını temsil ve tafsil ettiğinin idrakine varmaktır. Her mevcudun zuhurunun kendi mertebe ve düzeyinde Hakkı ayrıntıladığının ve kayıtladığının şuuruna varmaktır. Zuhurdaki kesretin (çokluğun) isim ve sıfatların tecellisinin çokluğundan olduğunun bilincinde olmaktır. İsim ve sıfatların Zata ait olduğunun ve bunların çokluğunun kesreti oluşturduğunun idrakine varmaktır.

Tenzih: Kesretin kaynağının Tek ve Bir Zat olduğunu, kaynağın Ahadiyeti Zat mertebesi olduğunu kavramaktır.

Tenzih: “Ben gizli bir hazineydim” buyuran ilahi Zatın zuhurunda olmadığı mertebeyi (Ahadiyeti Zat) idraktir.

Teşbih: “Bilinmekliliğimi sevdim. Halkı zuhura getirdim” manasıyla tüm taayyün ve tecelli ve zuhurların Hakk’tan olduğunun şuuruna varmaktır. Hüviyet gaybında gizli hazinedeki bereketleri Hakkın, cömertliğiyle tecellileri ile zuhura çıkardığının idrakine varmaktır. İzafi yokluktan, gizli hazineden zuhura çıkan varlıkların O’ndan ayrı olmadığını idraktir. Zuhura çıkan her mevcud zuhur mahalli olup, ilahi hüviyetten eserler taşır. Her mevcudun kendi mertebesinden ve düzeyinden ilahi hüviyeti temsil ve tafsil ettiğinin bilincinde olmaktır. Gizli hazinedeki yeri ve kıymeti kadar Hakkın hüviyetini temsil eder.

İnsan ise bu hazinenin değerini idrak edebilecek surette yaratılmıştır. “Allah Ademi kendi suretinde yarattı” ve “Allah Ademi Rahman suretinde yarattı” hadisleri bu gerçeği ifade eder.

Allah “Ey Ademoğlu! Seni Kendim için, alemleri de senin için yarattım” buyurarak insanın kendi indindeki yerini açıklamış, insanı halifesi olarak zuhura getirdiğini, insanın sırrının kendi sırrı olduğunu vurgulamıştır.

“Ben insanın sırrıyım, insan benim sırrımdır”. İşte insan namazda bu sırları taşıyan Hakkla kelam etmek üzere Hakk’ladır. “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O semi ve basirdir” (Şura/11) (leyse kemislihi şeyün ve hüvessemiül basir)

Kendi hakikatini idrakle yapılan teşbih, tenzih Hakk’tan Hakk’a aid olmuş olur. Aynı şekilde hamdda Hakk’a raci olur, Hakka döner. Kulun kendi nefsiyle Hakka bağladığı, kendi istidadı hasebiyle taayyün etmiş olur.

“Sana biat edenler, gerçekte Allah’a biat etmektedirler. Allah’ın eli onların elinin üstündedir” (Fetih/10) ayetiyle

“Kim o Resule itaat ederse, hiç şüphesiz Allah’a itaat etmiş olur” (Nisa/80) ayetlerinin sırrı tenzih ve teşbih yolu insana açılır. Hakk Teala, Resulullah (sav)’ın hüviyetinin aynı ve hakikati olduysa, Resulullah (sav)’ın hüviyetindeki teşbih, Hakk Tealanın hüviyetindeki tenzih için sabit olur ve Hakk Tealanın hüviyetinde olan tenzih dahi, Resulullah (sav)’ın hüviyetindeki teşbih için sabit olur. İşte biz bunun için tenzihinin aynında teşbih ile ve teşbihinin aynında tenzih ile sorumlu olduk ki tevhide ulaşabilelim. Zira Resulullah (sav) ın teşbih olunan suretinde zahir olan Hakk Tealanın münezzeh olan hüviyetidir. Ve teşbih olunan suret dahi Cenab-ı Hakkın ahadiyet mertebesinde münezzeh olan hüviyetidir. Sen hayat, ilim ve diğer isim ve sıfatların kemalatından Cenab-ı Hakka her neyi teşbih ve isbat edersen et onların tümü mertebe-i ahadiyette Cenab-ı Hakktan tamamıyla menfidir, zuhuru yoktur. İşte bu da tenzihtir.


önceki sayfa               sonraki sayfa
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi6
Bugün Toplam197
Toplam Ziyaret488141
Hava Durumu
Saat
Takvim