Üyelik Girişi
Site Haritası
Önerilen Siteler

H.M.S. 20. Velilik Ve Ariflik Sırrı Ve Hakikati

20. VELİLİK VE ARİFLİK SIRRI VE HAKİKATİ

Melekler göksel ulvi ruhlardır. Mele-i âlâ’dan itaat edilen emir gelir. Melekler yasaklamanın değil emrin muhataplarıdır. Onlar “Kendilerine emredilen hususlarda Allah’a asi olmazlar ve emredileni yaparlar” (Tahrim/6). Allah “itaatkar” ve “emin” ifadesiyle Cebrail’in bu meleklerden olduğuna dikkat çekmiştir. Ancak emir veren kimseye itaat edilir. Ariflerede bazen bu meleklerden yardım gelir. Bunlara örnek olarak İsafil, Azrail, Cebrail, Mikail örnek verilebilir. Arifler bu meleklerin mazharı üzere olurlar. Tıpkı Adem’in kalbi, İbrahim’in kalbi vb. üzerine oldukları gibi. Başka bir ifadeyle arifler Adem ve İbrahim’e aitolan velilik (nebilik değil) menzillerine sahiptirler. Nebilikten bir tecrübeleri olsa bile, onun bazı makamlarındandır; yoksa bütünden değil. Söz gelişi rüya nebiliğin kırk altıda biridir örneği gibi. Nebilik ancak bir nebi adına gerçekleşebilir. Veli adına gerçekleşmez. Veli bu kadem üzere kemale eren ariftir. Veli, nebiliğin eserini zevk yoluyla öğrenir. Sufiler şöyle demiştir: “Allah’ı ancak Allah bilir”. Nebiyi nebi bilebilir. Veliyi ve mertebesini ise ancak o mertebedeki veli bilebilir. Velinin nebilikteki durumu, Kur’an’ı ezberlemiş insana benzer. Çünkü kişi Kur’an’ı ezberlerse, nebilik onun iki yanı arasına girmiş demektir. Nebilik Allah’ın bir tahsisidir.

Velilik ise kıyamet gününe kadar kazanılmıştır. Buna göre kişi onu elde etmek için çalışırsa, onun adına gerçekleşir. Fakat onu elde etmeye çalışmak da Allah’ın bir tahsisidir ve veliliği rahmetiyle dilediği kullarına tahsis eder. Allah Teala şöyle buyurur: “Kuşkusuz ki sen sevdiklerine hidayet edemezsin, fakat Allah dilediklerine hidayet eder” (Kasas/56). Başka bir ayette ise şöyle buyurur: “Kullarından dilediklerini onunla hidayete ulaştırır” (Şura/52). Öyleyse velilik ancak nebilik nuruyla (nübüvvet nuru) kazanılır. Veliler bu nurla desteklenmiş ve velayet nuru üzerindedirler. Veliler bu nedenle kulları üzerinde Hakk’ın valileridirler. Her veli kendi mertebesindedir. Veli, Allah’tan veliliği Hakk’ı gözetme ve O’nun emirlerine bağlanma yoluyla elde eden kimsedir. Farzlar ve nafilelerle Hakk’a yakınlık kazanmış ve nurla desteklenerek O’nun sevgisine mazhar olmuşlardır. Bu kulun (velinin) kesbidir. Allah’ın emirlerini ve farzlarını, nafilelerini yerine getirende kesbiyle veli adayıdır. Hakk onu velayet nuruyla destekleyeceğini belirtmiştir. Tahsis eden bu nedenle Hakk’tır. Kendisine Cebaril’den ruhani bir bağın uzandığını veli Hakk’ın emin olur ve ilmi bu kanalla Hakk’tan alır.

Veli ile Allah arasında bilinmeyen sırlar vardır. Onun kendisinde saklı olan sırlar ahirette ortaya çıkar. Allah’ın emin kulları olan veliler, dünya hayatında kerametlere kapılmazlar ve sıradan insanlar gibidirler. Tek kerametleri “ilmi keramet” olup oda Hakka aittir. Gücünde bulunsa ve tasarrufu altında olsa bile, ilmi keramet dışında bir şekilde görünmez. Böyle bir veli Muhammed ümmeti içinde, melek topluluğu içindeki Cebrail gibidir. O emir vermez, bununla birlikte batında itaat edilen bir kimsedir. Alah’ın emirlerindendir. Zikrettiğimiz bu makama sahip arif, nefsi hakkında temkin sahibidir. Nefsini ve Rabbini bilir. Bu açıdan kendi nefsine hakim olan insan, Allah’ın yarattığı en güçlü kişidir. Çünkü nefs, Rablık özelliğiyle alemde görünmek ister. Bu makam sahibine ise Allah efendilik özelliği taşıyan elbiseler (ilahi isim ve sıfatlar) giydirmiş, herhangi bir şeye “OL dese –arifin Allah katındaki mertebesinin üstünlüğü nedeniyle “ söz konusu şey meydana gelecek şekilde güçlendirmiştir. Onun gözündeki şeylerden biriside melek makamı ve nebi kalbi üzerinde olmasındandır. Hz. Peygamber böyle bir mümini güç sahibi olmakla nitelemiştir. Böyle bir insan, güçlü diye bilinen kimselerden daha fazla güç sahibidir.

Çünkü nefs hemcinsleri üzerinde başkan olma arzusunda yaratılmıştır. Bu özellik onun yaratılışından ve doğasından kaynaklanır. Bu nedenle nefsini ve Rabbını bilen ve O’nun haikatine uygun yaşayan kişi son derece güçlüdür. Onlar bu bilgi için yaratılmışlardır. Kulluğa ve Rabbine hakkını vermek, onları öyle bir bilgiden alıkoymamıştır. Onlar Allah’ın kulları adına seçmiş olduğu örnek yol üzerindeki kimselerdir. Onlar, en üstün mertebenin sahipleridir. Bu mertebede sabit kalırlar ve Allah katında ikrama mazhar olurlar. Bumertebeye sahip arif, Hakk’ın kendisine ayırdığı ve tahsis ettiği Efrad’dan biridir. Efendimiz’in “Ferd” isminden bir yansımadır, O’nun varisi olur. Arif bu nedenle yükümlülük otoritesinin altındadır. Zahirinde ve batınında kendisiyle nimetlenmek üzere Allah’ın verdiği her nimete şükür yükümlülüğündedir. Arif bu nedenle sürekli zahir ve batında Allah’ın ihsan ettiği nimetler içindedir. Fakat bu nimetlere şükrü eda edememe korkusu arifi hazdan alıkoyar. Allah bunların içinden seçtiklerinden, arifi imamlık ve önderliğe ehil kılar. Onların birbirlerine olan üstünlükleri ise Allah’ın bilgisine havale edilir. Kendi katındaki değerlerini bilen Allah’tır. Bu vasıfları sağlayan ise nefsinde dürülü olan Allah’ın nuru ve Kur’an sırrıdır. Bu nur velayet nuru olarak alemlere yansır. Yansıtan ve uygulayan Hakk’tır. Bu nedenle zahirde arif görünsede, batında işleyen Hakk’tır. Arifin zahiri bu nedenle şeriat-ı Muhammedi, batını Hakikat-i Muhammedi ile ziynetlenmiştir.

Bu konuda şu kudsi hadis faydalı olacaktır:  Resulullah (SAV) Efendimiz şöyle buyurdu:

“Bir kimse Allahü Teala katındaki menzilesini bilmek istiyorsa Yüce Allah’ın kendi yanındaki menzilesini öğrensin. Çünkü Allah’u Teala kula vereceği dereceyi kulun kendi nefsinde onun için verdiği derece üzerinden tayin eder...”

Bilesin ki, bu Hadisi şerifte Hakka izafe edilen nefis Yüce Hakkın zatıdır. Burada zata nisbetle nefis ikinci mertebe sayılır. Kula izafe edilen nefis ise nübüvvetin kendisidir. Nübüvvet nefsi ise velayet nefsidir. Bu da velayet nefsine göre ikinci mertebe sayılır.

Velayet ise nefsin özüdür. Ve burada velayet, mücerret Zat-ı İlahi’de ikinci mertebe sayılır. Hadisi şerifte geçen “Menzile...”kelimesinin manası, Zat-ı İlahi’ye ait arzunun tafsilidir, yayılışı ve dağılışıdır. Zat-ı İlahi’nin muradı ise zuhurdan sonra marifetin husulüdür.

Bu manaya şu Kudsi Hadis işaret etmektedir.

“Ben gizli bir hazine idim... bilinmemi istedim.”

Burada geçen ”Kul...” kelimesinden murad ise furkani bir akıldır. Yani her şeyi ayırt etme kabiliyetine sahip olan nefis. Ve bu, Zatından hasıl olan ismidir Mevlanın.

Kul, Yüce hakkı kendine göre bir menzileye yani dereceye indirir. Bu derece nübüvvet derecesidir. Burası aynı zamanda bir bağlantı merkezidir. Yani Hakkın cem kaynağından nüzul edip bu varlıklara tecelli ile dağılışı demektir. Buradan da beka makamına  çıkış sağlanır.

Bir başka manaya göre Devr-i daim.

En doğrusunu Allahü Teala bilir.

Allah’ım Efendimiz Muhammed’e salat eyle... Keza, bütün aline ve ashabına da... Bu salat yer ve semalar baki kaldıkça sürsün...

Ey merhametlilerin en merhametlisi!

AMİN



önceki sayfa               sonraki sayfa

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam183
Toplam Ziyaret488127
Hava Durumu
Saat
Takvim