Üyelik Girişi
Site Haritası
Önerilen Siteler

H.M.S. 6. İlim Nuru – Hakikati Ve Mertebeleri

6. İLİM NURU – HAKİKATİ VE MERTEBELERİ

İlim Hakk’ın Zat’ın aynısı olup O’nun nurunun alemleri ihata etmesidir. Her zerre O’nun ilmini taşır. İlim Zatının Nefesi Rahman’la her zerreye sirayet etmesidir. Bu nedenle Hakk’ın açığa çıkışıda ilimdir. Zati Hüviyetini ayette şöyle açıklamaktadır: “Hüvel evveli vel ahiri vez zahiri vel batın ve hüve külli şeyin alim” (Hadid/3) (O İlahi hüviyetiyle ahirdir, evledir, zahirdir, batındır ve O ilahi hüviyetiyle her şeyi bilicidir). Her zerreye sirayet ettiği için her zerredende ilmiyle haberdardır. Diğer Zati ve subuti sıfatları içinde aynı hakikat geçerlidir. İlahi ilme insan en üstün vasıfla sahip olabilecek istidatta yaratılmıştır. Allah Zati İlmiyle kulu Hızır’ıövmüş ve “Katımızda rahmet verdiğimiz ve ilim öğrettiğimiz kullarımızdan birisi” (Kehf/65) buyurmuştur. Rahmeti ve İlmini insanda tecelli ettiğini ifade etmiştir. başka bir ayette ise şöyle buyurmuştur: “Allah’tan korkunuz, Allah size öğretir” (Bakara/282). Başka bir ayette ise şöyle buyurmuştur: “Allah’tan korkarsanız, sizin için Furkan yaratır. Sizin için nur yaratır, onunla yürürsünüz” (Hadid/28).

Ehlullah’a ilmi nasıl elde ettiği sorulduğunda şöyle cevap vermişlerdir: “Siz ilminizi ölümlülerden, biz ise ölümsüz diriden (Hayy) almaktayız”.

Hibeleri yüce ve ihsanları büyük Allah, rahmeti ile ilmini Kendi Zatına yönelenlere bahşetmekte ve onları himmet sahibi yapmaktadır. Bu hale sahip olmayan akılcılar ve delilerle hareket edenlerin tümü, Hakk’ın vehbiolarak açtığı bu “ledün ilminden” habersizdir. Söz konusu ledün ilmi aklın ulaşamıyacağı kadar uzaktadır. İlimler üç kısımdır: Birincisi akıl ilmidir. Bu ilim, insanda zorunluluk hükmüyle gerçekleşen ve delilin yönünü öğrenmek tarzıyla delili incelemekle gerçekleşen ilimlerdir. Zahiri ve batını olarak ayrılsada ilmin her kısmının sahibi Allah’tır. Zahir ilmi delillerle batına ulaşılmaya çalışır. Batın sonsuz olduğundan Hakk’ın ilminin sonuda omadığından deliller bir noktada tıkanır. Ondan sonraki batın ilimlerin iman nuru ile tasdiki gerekir. Bu nedenle akıl ilminin kuşkularıda kendi cinsindendir. Zahirdeki her delil batını destekler, batın ilmini bilen ise zahirede hakimdir. Açılacak ilmi “ledün hakikati” ile tasvir edebilir. Bu ise batın (ledün) ilminden zahire yaklaşımıdır.

İkinci ilim haller ilmidir. Haller ilmi sadece zevk (yaşama, tatma) yoluyla elde edilebilir. Dolayısıyla akılcı kişi, onu tanımlamayaz ve öğrenilmesi için delil koyamaz. Balın tatlılığını, sıbır otunun acılığını ve cinsel ilişkinin hazzını bilmek, aşkı, çoşkuyu, arzuyu ve bunlara benzeyen şeyleri bilmek bu gruba girer. Ledün ilmide ancak hal ile yaşanır. Delil ortaya konsada akılcı tatmadığı için şüpheyle bakar veya reddeder.

Üçüncü ilim sır ilmidir. Sır ilmi, aklın gücünün üzerindeki ilimdir. Başka bir ifadeyle Ruhul Kudüs’ün nefsi natıkaya (sır-hafi-ahfa) üflediği ilimdir ve peygamber ve o ilme tahsis edilmiştir. Ledün ilmi hakikatide budur.

Sır ilmi ikiye ayrılır: Bir kısmı, birinci tür ilimler gibi akılla algılanır. Fakat sır ilmini bilen o bilgiyi teorik düşünce yoluyla elde etmiş değildir. Bulunduğu ilim mertebesinin nuru, o bilgiyi kendisine vermiştir.

İkinci tür sır ilmi ise ikiye ayrılır: Bir kısmı birinci kısma katılır, hal ile idrak edilir. Ancak sır ilmine vakıf olanın hali daha değerlidir. Mertebesi ve ilmi nuru bu hakikati ve hali ona talim ettirir. Diğer kısım ise, rivayet ilimleri türündendir. Bunlar özü gereği doğruluğa ve yanlışlığa konu olan ilimlerdir. Bunu rivayet edenin nefsi marziyye ve safiye olduğundan masum veya mahfuz olmalıdır.

Örneğin hZ. Peygamber’in “Bir cennet vardır” şeklinde bildirdiği haberler rivayet ilmi, kıyamet için “Orada suyu baldan tatlı havuz vardır” şeklindeki ifadesi hal ilmindendir ve o bir zevktir.

Hz. Peygamber’in “Allah var idi ve O’nunla birlikte başka bir şey yoktu” ve bu anlamda verdiği haberler ise teorik düşünceyle algılanabilen akıl ilimlerindendir.

Sırlar ilmi olan bu üçüncü sınıfınözelliği şudur: Bir insan sır ilmini bildiğinde bütün ilimleri öğrenir ve kuşatır. Zira ilim sıfatı alemleri muhittir. Her zerreye sirayet etmiştir. Zahir ve batın olarak her şeyi kuşatmıştır. Diğer ilimlerin sahipleri böyle bir imkana sahip değildir. Dolayısıyla kuşatıcı ilimden daha değerli bir ilim yoktur. O, bütün bilinenleri içerir. Böyle bir kişinin verdiği ilimden şüphe edilmemelidir ve şahitlik edecek mertebeye doğru yol almamız icab eder. Zira verdiği haber akıl ölçülerine sığmıyorsa, biz o sır ilminden faydalanacak düzeye gelmemişiz demektir. Bu nedenle nefs tezkiyesini ilerletip, sır-hafi-ahfa mertebelerinin talibi olmalıyız. Bildirenin masumluğu ve mahfuzluğu konusunda şüphemiz yoksa, bahsedilen ilme şahit olmayız: “Onların şahitliklerini yazacağız ve onlar sorumlu olacaklar” (Zuhruf/19). Kişinin sorumlu olduğu şeyden faydalanması için, Allah şahit olanda o ilmin nurunu oluşturacaktır. Bu ise himmettir. Karşısındakini tasdik Allah’ın ve Resulunün himmetini gerektirmiştir. Zamanı gelince bu ilim nurunun açılması ile tasdik ve şahit olduğu bilgi kendisine müşahede olarak açılır. Bu kişinin sezgisi ve ferasetidir.

Hz. Peygamberi’in “Ümmetimin içinde sezgi sahipleri varsa Ömer onlardan birisidir” buyurmasının yararı bu şekilde kişinin nefsinde tecelli eder.

Akıllı-arif insanların bu ilmi reddedenlerin bulunacağını yadırgamamaları gerekmektedir. Hızır ve Musa kıssası bunu gerektirmektedir. Herkes ledün ilmine mazhar olamaz. İnkar edenlerle tartışmak yerine Salih kulun söylediğini söylemeliyiz: “Bu aramızın ayrılmasıdır” (Kehf/77).

Nebevi ilimlerin sunduğu ilimlerde bu üç gruptandır. Bu ilimleri tasdik etmek, kıyamet gönü “Biz bundan habersiz idik, dahası zalim olduk” (Enbiya/97) demekten daha hayırlıdır.

Dile getirildiğinde estetik değer taşıyan, kulağa güzel gelen, anlaşılan ve zihne yaklaşan, akledilir olur ve onu duyan anlayışlı insanda bir tat meydana getiren her ilim teorik ilimdir. Çünkü o bilgi teorik aklın algı alanındadır ve araştırırsa akıl onu tek başına öğrenebilir. Bu ilim bu özelliklere sahip değilse ve hal olarak idrak edilmemişse o zaman sır ilimlerindendir. Muhtemelen tutucu-zayıf akıllar sır ilmini anlamsız diye bir kenara atar. Bu nedenle inkarın önüne geçmek için bu ilmi sahibi bu ilmi çoğunlukla misaller vererek veya rumuzlarla ve teşbihler ile aktarır. Hal ilimleri sır ilimleri ve akıl ilimleri araında bulunur. Bunlara inananların çoğu tecrübe sahipleridir. Akli ilmin hal ilmine döndürülmesini bu tecrübe ile sağlarlar. Bu da onların sır ilmine yaklaştırılmasıdır. Akıl sır ilmin sınırlarına giremez. Sır ilmi hal sahibine aktarıldığında o kişinin gönlü serinler ve o ilme doğru yaklaşır.

Bu nedenle “İnsanlara akılları düzeyinde hitap ediniz” buyurulmuştur. Onların akıllarının düzeyi nefis mertebelerinde sahip oldukları ilim nurudur. Ya o düzeyde ilim verilecek, yada bir üst mertebeden ilim nuru aşılanarak hem onların inkarlarının önüne geçilecek, hemde ilim nurunun artışı sağlanacaktır. Bunu ise nefsi ve Rabbi bilen arif yapabilir. Bu yolda rehber-öğretmen-mürşidin gerekliliğinin bir nedenide budur. Kişinin bulunduğu nefs mertebesinden, Hakk’a vuslata kadar eğitiminde gözetmen rolü oynar ve onun mertebesine göre ilim nuru aşılar. İlim-ahlak ilişkisindeki sırda bu hakikatte yatmaktadır. Kişi akıl ilmini haline yansıttığında o ilmin gerektirdiği ahlaka bürünür. O ahlak hali ile ilim ve iman nuru artar. Sır ilimlerini talep edecek ahlaka sahip olur. Bu nedenle arif akıl ilmi ile sır ilmi arasında adeta köprüdür. İlim sırrına ulaşıldığında ise “Peygamber ve Allah’ın ahlakı ile ahlaklanınız” hadisi fiilen gerçekleşmiş olur. Bu ise ilmin nihai hedefidir. İlim nuru bu ahlak ile taçlanmıyorsa sırtta yüktür. Kişiye sadece dünyada nispeten fayda sağlayabilir. Ahirete intikali ise sınırlıdır.




önceki sayfa               sonraki sayfa

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam45
Toplam Ziyaret486441
Hava Durumu
Saat
Takvim