Üyelik Girişi
Site Haritası
Önerilen Siteler

H. Ş. 158. İsmi Azam, Uluhiyet ve Hüviyet Tevhidi

158. İSMİ AZAM, ULUHİYET ve HÜVİYET TEVHİDİ

“Allah’ın en büyük ismi/ism-i azam şu iki ayeti kerimedir. “Sizin ilahınız bir olan ilahtır. O’ndan başka ilah yoktur (la ilahe illa hüve) O Rahmandır Rahimdir” ve Ali İmran suresinin girişindeki “Elif Lam Mim. Allah kendisinden başka ilah olmayandır. O Hayy ve Kayyumdur” (Allahu la ilahe illa hüvel Hayyül Kayyum)

İsmi azam Allah’ı tüm isim, sıfatları ile ve hüviyeti ile bilmektir. Bunun için uluhiyet ve hüviyet tevhidinin birleştirilmesi gereklidir. Allah ismi bu iki tevhidi birleştirir. Ancak Allah ismi Uluhiyet tevhidinin nihai sonucudur. Hüve (Hu) ise Hüviyet tevhidinin ifade edildiği Allah ismidir. Bu iki tevhid yukarıdaki ayetlerde iç içedir. Bu iki tevhidi birleştiren ism-i azamın tecellisi içine girer.

Mutlak Zatı itibariyle Hakk’a dair marifet şu şekildedir: Mutlak Zatı yönünden Hakk’tan bir şeyi nehyetmek veya bir şeyi O’nun hakkında var saymak veya bu iki hükmü birleştirmek ve yaratmayı gerektirmek ve O’nu belirli hükümlerle sınırlamak mümkün değildir. Hakk belirli vasıflarla sınırlanmaz. O, hüviyeti Zatı itibariyle sınırlanamaz. Hak, vasıflandığı her sıfatın var olması esnasında bütün bu hüküm ve sıfatları olduğu gibi, bunların zıtlarınıda kabul eder ve onlarla tahakkuk eder.

Bütün bunlar taayyün ve tecelli açısından tek bir hakikattir. Bu taayyün, bütün taayyün ve tecellileri, sıfatları isimleri, nispetleri, izafetleri farklı cihet ve itibarları kapsar. Bu taayyünde ve kesret Mutlak Zatın itibarlarıdır.

Allah için zaman ve mekan yoktur. O her şeyle her zaman beraberdir. “Nerede olursanız O (İlahi hüviyetiyle) sizinle beraberdir” (Hadid/4) ve “Dikkat ediniz, O (İlahi hüviyetiyle) her şeyi bilicidir” (Fussilet/54). Allah hüviyetiyle alemlerdeki her zerreyi, alemlerden müstağni olarak, zahiren olduğu gibi Batıni olarakta kuşatmıştır. Bunu belirten ayette, “O (İlahi hüviyetiyle zahirdir, batındır, evveldir, ahirdir” (Hadid/3). O her şeyle hüviyetiyle o şeye (hüviyetine göre) beraberdir. Herhangi bir varlık ile beraber olan bir şeyin o şeyi sınırlayacağında şüphe yoktur. Bu nedenle eşlik edende, onu sınırlar. Bu nedenle “Nerede olursanız” buyurulmuştur. “Kayıtlanmış” ve “Sınırlanmış” hüviyetten zuhur eder. Allah ise hüviyetiyle hiçbir şekilde sınırlanamaz. O her şeyle hüviyetiyle beraberdir ve uluhiyetini bu “hüviyet beraberliği” içinde yürütür.

Allah taayyün eden her şeyde, hem taayyün eder, hemde bunun dışındadır. Bu bağlamda Allah şöyle buyuruyor: “Üç kişinin dördüncüsü, beş kişinin altıncısı O’dur (hüviyetiyle)” (Mücadele/7).

Allah ise ilmen kuşatılamaz. İzafi hüviyetler O’nun ilahi hüviyetinin temsilcisi ve “kayıtlanmış” ve “sınırlanmış” taayyünleridir. Bu nedenle Allah “O’nu (ilahi hüviyetini) ilmen kuşatamazsın”  buyurmuştur. Allah bu nedenle Künhü Zatı (Mutlak Hüviyeti Zat) olarak bilinemez, taayyünleri itibariyle bilinebilir bunu Hz. Resul (sav): “Künhü Zatını idrak edemedik” diyerek ifade etmiştir. o’nun hüviyetinin eserlerini taayyünleri itibariyle tanırız. Taayyünleri isim ve sıfatlarıdır. Onlarla irfana ulaşırız. Hüviyetini bunlarla idrak ederiz. Ayrıca TEK VÜCUD HÜVİYETİNDE (HÜVE), ALLAH ismiyle uluhiyetini müşahede ederek marifete sahip oluruz. Hakkı bilmede (marifetullah) yaratılmışların en kamili olan Hz. Peygamber bir duasının sonunda şöyle buyurmuştur: “Senin övgünü hakkıyla ifa edemem Senin künhüne vakıf olamam”. Bu nedenle Hakk marifet değil, Künhünü ihata etme yönünden nefyedilmiştir. Yoksa marifet men edilmiş değildir. O’nun uluhiyetini ve hüviyetini taayyünleri itibariyle marifet övülmüştür. Bunun kamil noktası uluhiyet ve hüviyet tevhidinin birleşmesidir.

O (İlahi Hüviyet) alemlerde müşahede edilir. Alemlerdeki fiilleri ve eserleri ile de uluhiyetini idrak eder. Uluhiyet hükümleri, hüviyetindeki isim ve sıfatlarının izafet ve itibarlar ile değişmesinden ibarettir. “Gaybın anahtarları O’nun katındadır. O’ndan başkası onları bilemez” (Enam/59) ayetinde belirtilen “gayb” gizli hazinedir. Hazinedekiler ise tüm ilahi isim ve sıfatlardır. Bunları alemlerde açtığında, insan bunların eserlerini alemlerde ve kendi nefsinde müşahede eder. Hem hüviyeti hem uluhiyeti hakkında irfana ulaşır. “O’ndan başkası bilemez” ifadesi tam manasıyla kendinden başkası bilemez demektir. Açtığında, açılan kişi Allah’ın ona açtığı kadarını bilebilir künhüne vakıf olamaz. Açmadıklarınıda bilemez. “Ben gizli bir hazineydim. Bilinmekliliğimi sevdim. Halkı zuhura getirdim (yarattım). Taki Beni bilsinler” buyurarak insanın temel hedefinin marifetullah olduğunu açıkça belirtilmektedir.

Hüviyet ve Uluhiyet hükümlerinin iki ana Zat ismi Hayy ve Kayyumdur. Zira alemler bu iki ana isimle hayat ve kayyumiyet kazanır. Diğer bütün isimlerde bu iki temel vasıfla değerini kazanır. Allah, Hüve isimlerinin arkasından gelen iki vasfı “Hayy” ve “Kayyum” oluşudur.

Haşr suresinde “O (İlahi Hüviyetiyle) Allah’ki O’nun hüviyetinden başka ilah yoktur, şehadeti ve gaybı bilir, O Rahman ve Rahimdir” (Haşr/22) ayetinde hüviyet ve uluhiyet tevhidi birleştirilmiştir. “O (ilahi hüviyetiyle) Allah ki, kendisinden başka ilah yoktur. Meliktir, Kuddüstür, Mümindir, Müheymindir, Azizdir, Cebbardır, Mütekebbirdir” (Haşr/23) ayetinde de hüviyetini isim ve sıfatlarını (esmaül Hüsna) belirterek açmış, bu isimlerle uluhiyetini sürdürdüğünü ifade etmektedir. Diğer bütün isim ve sıfatlarıyla alemlerde ilahlığını (uluhiyetini) sürdürmektedir.

“Hayy” ve “Kayyum” diğer isimlerden daha büyüktür. Zira İlahi hüviyetin kaynak isimleridir. İnsan ise bütün isimlerinin tecelli mahallidir. “Adem’e isimlerin hepsini öğretti” (Bakara/31) ayeti insanın kuşatıcılık/cemiyet özelliğine tahsis edilmiştir. Bu nedenle kamil insanda ismi azamda tecelli eder. Kamil insanın temel vasfıda uluhiyet ve hüviyet tevhidini bünyesinde cem etmesidir. Adem’de tüm isimleri tecellide olduğundan, insana içinde bulunduğu zaman ve mekan zarfında hangi ismi gerekli ise, o ismin tecellisi ism-i azamı temsil eder.

Ebu Yezid bu itibarı şöyle ifade etmiştir, ismi azamın ne olduğu sorulunca: “Bana küçüğü gösterin bende size büyüğünü söyleyeyim. Allah’ın isimlerinin hepsi büyüktür. Dürüst ol, hangi isme bağlanırsan bağlan, o isim, seninle birlikte faal olur” buyurmuştur.

Hedef tüm isimlerin öğretildiği Adem olabilmektir. Kamil insanda tüm isimler tecellide olduğundan, o ismi azamın tesilcisidir. Nitekim Hz. Resul hüviyetiyle “Allah” ismi camisinin tecelli mahalli idi. Bu nedenle “Beni gören Hakk’ı görür” buyurmuştur.

Hakk’a teveccüh eden her insanın doğruluğu, isim cihetinden ve Hakk’tan geliyor olması yönünde olur. Ki bu isim, kişinin Hakk’ı bilmesi ve irfanının düzeyidir. Kendisinede bu doğruluğu ve irfanı ölçüsünde bulunduğu durum itibariyle isimler tecelli eder. Kendisine görede bu isim ve ya isimler Hakk’ın ismi azamıdır. Kişinin bu isim yönünden Hakk’a teveccüh etmesinin doğruluğu ve irfanı ölçüsünde, o isim faal olur. Hadiste uluhiyet ve hüviyet tevhidini birleştiren ayetler tüm isim ve sıfatları cem ettiğinden, bu ayetler zikredildiğinde ismi azamın faal olması beklenir. Zira kulun zikri, Hakk’ın onu zikri çerçevesinde zikri demektir. Bu suretle kulda ismi azam zuhura çıkıp faal olur.



önceki sayfa               sonraki sayfa

içindekiler
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam108
Toplam Ziyaret402458
Hava Durumu
Anlık
Yarın
12° 15° 7°
Saat
Takvim