Üyelik Girişi
Site Haritası
Önerilen Siteler

H. Ş. 119. Kaza – Kader ve Dua

119. KAZA – KADER ve DUA

“Cenab-ı Hakk’ın takdir ettiği hükümden kaçınmak elbette fayda vermez. Lakin dua inen ve inmeyen musibetlere fayda verir. Öyleyse ey Allah’ın kulları dua edin”

Daha öncede belirtildiği gibi Allah’ın kazası iki kısımdır: 1. Muhkem kaza: Asla değişmez. 2.Muallak (mübrem) kaza: Bazı şartlara göre değişen, kesin hükmü şartlara bağlanmış olan kazadır.

“Sadaka belayı giderir. Ömrü arttırır” mübrem kazadır. Kur’an-ı Kerimdeki daha dua ayetleri mübrem kazadır. Kişinin çalışarak ve amel ederek Hakk’a sığınması mübrem kazanın içindedir. Felak, Nas ve Fatiha bu kazanın içindedir. En önemli hadiste belirtildiği gibi “DUA” da mübrem kazanın içindedir. Dua Hakk ile alışveriş sırrını taşıdığından ayrıca, özellikle belirtilmiştir. İnsan için neyin muhkem neyin mübrem kaza olduğu bilinmediğinden “dua müminin silahıdır”. “İbadetin özüdür”.

“Dua ibadetin özüdür” hadisi ışığında, kulların ibadetide dua sayesinde güçlenir. Allah ile irtibat mühürlenir. Dua Allah’ın iradesi altında, cüzi iradeyi O’nunla O’na yöneltmektir. Burada ibadet duanın kendisidir. Eller tutma, vermek ve kudretin açığa çıkma mahallidir. Onlar ile alınır ve onlar ile verilir. Yükseklik Rabbin ellerine (kudretine) ait bir özelliktir. Çünkü Allah üstün olan eldir. “Veren el alan elden üstündür”. Duada hakiki Gani’den yani Allah’tan hakiki fakr ve muhtaç olan insana lütfedilir. “Allah’ın iki eli de (Celal ve Cemal tecellisi) açıktır. Dilediği gibi infak eder” buyurulmuştur. Allah ise zahir ve batında nimetlerini verendir. Öyleyse eller her türlü nimeti talep etmek için Allah’a yöneltilir. Duada kul muhtaç ve acz içinde, adeta dilenci konumunda olmalıdır. “Dilenciyi geri çevirmeyiniz, kovmayınız” hadisi ışığı altında değerlendirildiğinde, Hakk verici, kul alıcıdır. Hakk, dilenciye karşı en merhametli olandır. Onu geri çevirmez, kader sınırları dahilinde, duasına icabet eder. Vereceğini verir. Kader sırrı gereği açığa çıkaramadıklarının karşılığını ahirette vermek üzere erteler. Duaya icabette en önemli husus kişinin Alah’a olan irfan düzeyidir.

Zikredilen dua lisanlarından birisiyle dua edenden sadır olan bütün dua ve taleplerin mukabilinde bir icabet bulunur; bu icabet dua sahibinin ilmine ve inancına göre dua lisanının dayandığı mertebenin aslındandır. Bu dua sahibi, bu icabeti bu lisan yönünden davet etmektedir ve sonuçta dua esnasında dua sahibine hakim vasıf ve hal ile ortaya çıkar. Bu konuda tasavvurun sahipliği ve huzurun genişliğinin büyük tesiri vardır. Nitekim Hz. Peygamber (sav) bunu dikkate almış ve Hz. Ali’ye “Allah’ım, beni hidayete ulaştır ve bana yol göster” duasını öğrettiğinde şöyle demiştir: “Hidayetin ile yol hidayetini zikret ve yol göstermekle de okun hedefine gitmesini düşün”

Böylelikle Hz. Peygamber, Hz. Ali’ye dua esnasında bu iki şeyi aklında tutmasını emretmiştir. Bu anlaşılırsa, Hakkın; resullerin, kamillerin ve benzeri gibi seçkinlerin dualarına icabet etmesinin pek çok sırrına erilir; ayrıca talep ve yakarışta tasavvurun, marifetin ve halin düzgün oluşunun icabet için güçlü bir şart olduğu idrak edilir. Bu ifadeyi destekleyen hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (sav): “Eğer Allah’ı hakkıyla bilseydiniz, duanızla dağlar hareket ederdi” buyurur.

Böylece Hakkı daha sahih olarak bilen marifet sahibi ve O’nu tasavvur eden kimseye Hakkın istediği şeyde icabet etmesi daha süratlidir. Hakkın emirlerini gözetmede ve onlara koşmada daha yetkin olandan, Hakkın hoşnutluğu diğer kullarına göre daha yetkin olur. Bunun için Ehlullah’ın büyüklerinin halinin gereği şudur: Onlar Hakk’tan hoşnut olup, Allah’ı bildikleri ve O’nu kamil ve salih anlamda tasavvur edebildikleri için dualarının büyük kısmı kabul edilen dualardır. Nitekim şu ayette duaların kabul edilmesine işaret vardır: “Bana dua ediniz ki, size icabet edeyim” (Mü’min/60)

Buna göre sahih müşahedeye dayanan marifetten yoksun, Allah hakkında kötü tasavvur sahibi olan kimse ise “Bana dua edin ki, size icabet edeyim” ayeti ile duasının kabul edileceği vaat edilen kimseler gibi Hakka dua eden birisi değildir. Böyle bir insan, dua ederken duasında kendi zihninde somutlaşan surete teveccüh etmektedir. Bu suret, o şahsın kendi nazarı ve hayalinin veya başka birisinin hayal veya nazarının veya bu işaret edilen şeylerin toplamının bir ürünüdür. İşte bu nedenle, bu durumdaki kimsenin Haktan talep ettiği şeye karşılık verilmez veya duasının kabulü geciktirilir.

Böyle bir insanın duası kabul edilirse bunun sebebi, hiçbir şeyin Haktan yoksun kalmayışını gerektiren “ilahi maiyet” (Hakkın her şey ile beraber olması) veya dua edenlere mahsus “tam camilik” (her şeyi kuşatma) sırrıdır. Bunların, zorlulukla ve buna bağlı olan istidadlarıyla yaptıkları taleplerine karşılık verileceği vaat edilmiştir.

Bu özellikteki bir kimsenin hali, sahih bir tasavvur ve tahkik edilmiş bir marifete sahip olan kimse, Hakkı tefekkür eder ve bütün vecihlerden olmasada “huzuri ve gerçek teveccüh” ile O’na yönelir. Bu kişinin, bazı mertebelerde ve bazı isim ve sıfatlar cihetinden olsa bile teveccühünde Hakkı tasavvuru ve tefekkürü ona yeter. Bu durum Ehlullah’ın orta mertebedekilerin halidir. Buna karşın önceden zikredilenler ise perdeli olanların halidir.

Bu bağlamda Kamiller ve Efrad’a gelince, onların Hakka teveccühleri, zati tecelliye tabidir. Bu tecelli, kendileri için hasıl olmuştur ve onların kemal makamına ulaşmaları, bu tecelliyi elde etmelerine bağlıdır. Bu tecelli onlara bütün isim, sıfat, mertebe ve itibarları birleştiren “kamil marifeti” verir.

Bunun yanı sıra onlar Hakkı işaret eden ve kendileri için en yetkin müşahede ile gerçekleşen zati tecelli açısından sahih tasavvur etmişlerdir. İşte bunun için dua ettiklerinde dualarına karşılık gecikmez. Allah’ın diledikleri, bazı makam ve mertebelerin sırrına ererler, böylece ilahi ilim gerçekleşmesi hükmünü verdiği için gerçekleşmesi takdir edilmiş şeylerin farkına varırlar. Bu nedenle onlar varlığı takdir edilmiş, imkansız bir şeyi talep etmezler. Onların himmetleri de böyle bir şeyi istemeye veya onu irade etmeye kesinlikle yönelmez. İrade etmeye deyişimin sebebi şudur: Bazıları vardır ki, dua etmese ve böyle bir şeyi Haktan dilemese de bazı şeylerin gerçekleşmesi ve meydana gelmesi iradesine bağlı olur. Bu makam dualara icabet edilen makamın üstündedir ve rızanın kemalinin özelliklerindendir. Çünkü bu özelliğe sahip olan kimse Hakkın iradesinde ayrı bir irade sahibi değildir; bilakis o Rabbinin iradesinin ve diğer sıfatlarının aynısıdır. Bu durumda insan-ı kamilin duası, kendi iradesinde silinir gider. Söz konusu bu irade Hakkın iradesinden ve diğer sıfatlarından farklı değildir. Bunun neticesinde ise, insan-ı kamilin irade ettiği şey gerçekleşir. Burada belirtilen özelliğe tam olarak sahip olan kişi, eğer dua ederse, bütün alemlerin ve mertebelerinin lisanlarıyla dua eder; çünkü o, bütün alemler ve mertebelerin bir aynası olmuştur.

Şayet bu insan duayı terk ederse, Hakka tecelligah olmasından dolayı terk eder; bu, insan-ı kamilin Hakkın mertebesini takip eden iki vechinden birisi ve “irade ettiğini yapar” özelliğinde Haktan ayrı olmayışı itibariyle gerçekleşir. Bunun ardında ise hiç kimsenin ulaşabileceği bir makam ya da elde edilebilecek bir mertebe yoktur. Bu makamın altında bulunan kişi “kamil marifet” ile ve “Bana dua ediniz ki, size icabet edeyim” hitabıyla kast edilen doğru tasavvur ile Hakka yönelmiştir.

Namazda oturan kişi ellerini Hakka açtığında zahiren Muhammed ( ) yazısını yazar. Bu hem insan olarak O’nunla O’nun izinde olduğunu, O’nun kanalıyla Hakka yönelmiş olur. Duaya estağfurullah ve salavatlarla başlayarak batınınıda O’na bağlar. O’nunla Allah’a yöneliş olur. Bu yazı aynı zamanda, Muhammed’in dualarının ezeli ve ebedi dualarının rahmeti içine girer. O’nun duaları namazdaki kişiyi rahmete ulaştırır. Kişinin dualarıda batınen katılmak için, O’nun bütün duaları içine alan dua diye tarif ettiği şu duayı yapması yerinde olur.

“Allahümme inni eselüke min hayri ma seeleke minhü nebiyyüke Muhammedin (sav) ve neuzu bike min şerri mesteazeke minhü nebiyyüke Muhammeden sallahu aleyhi ve selem ve entel müsteanü ve aleykel belagu vela havle vela kuvvete illa billah” Mealen

“Allah'ım! Muhakkak ben Peygamberin Muhammed Aleyhisselam'ın, Zatı Ecelli Alâ'ndan istediklerini isterim. Senin Peygamberin Muhammed (s.a.v.)'in sana sığındığı şeylerin şerrinden de Sana sığınırım. Yardım ancak Zatı Ecelli Alâ'ndan beklenir. Dünyada da ahirette de istenilen şeye ulaştıracak ancak Sen'sin. Kuvvet ve kudret ancak senin yardımınladır.”

“Dua ibadetin özüdür”, “Dua müminin silahıdır” hadisleri “Dua edin icabet edeyim” ve “Duanız olmasa Ben sizi ne yapayım?” ayetleri ile duanın önemi son derece açıktır.

Kişi namazda elde ettiği tüm bilgilerin ışığında O’na hakiki ibadet edilemeyeceğinin şuuruyla tevbe-istiğfar ve salavatla duaya başlar.

Dua, Allah’ın Ahadiyeti zatına müracaat, O’nunla münacattır (konuşmaktır).

Dua, uluhiyeti Zata iltica etmek, Hakkın nefse tecellilerinin ne şekilde, ne vasıfta olacağının ve murad edilenin talebidir. Bu taleplerle Hakka ilticadır.

DUA, ULUHİYETİ Zatta Allah ismi ile dürülü olan isim ve sıfatların tecellisini yönlendirmek, tecellileri ile onları Hakkça O’na iade etmektir.

Hakkın Rahmaniyet ve Rahimiyetinin dua ile ilahi isim ve sıfatların talep ettiği şekilde O’na yönelerek, Allah’ın tecellilerini beklemektir.

Dua, Hakkın Rububiyetini nefsinde ne vasıfta murad ediyorsa, o yöndeki tecelliler için Rabbından istemektir. Rabbe muradını arz etmek, niyazda bulunmaktır. Alemlerdeki tecellilerini seyredip, kendi isteklerini O’na bildirmektir.

Dua Hakkla aracısız irtibattır. Karşılıklı iletişimdir. Dua, ihlas ve irfanın birleştirilmesi ile Ahadiyeti Zatın kapısını çalarak Uluhiyeti Zattan istidat lisanı ile muradlarını O’na sunmaktır.

Dua, Hakkın ilahi hüviyetini ve uluhiyetini her zaman, her yerde görüp bilerek yine O’na sığınıp yine O’ndan dilemektir. Dua, Hakkın uluhiyetinde dürülü olan zıt isimlerden içinde bulunduğu hale göre Hakkın isimleri içinden murad ettiği tercihi Hakka sunmaktır.

Dua, külli irade ve kudret tecellisi altında, şahsın izafi cüz-i iradesi ve kudretini ne şekilde yönlenmesinin arzu edildiğinin sonucunu Hakka bildirmek, bu konudaki Hakkın tecellisini beklemektir. O’nu vekil edinerek en hayırlı tecelliyi beklemektir. Dua ihlaslı kulluğun Hakka sunulmasıdır. Dua istidat lisanı ile Hakkla direkt ilişki içinde olmaktır. Allah bizimle beraber olduğundan dileklerimizi, muratlarımızı dinleyip kayda alandır.

“Ben size şah damarınızdan daha yakınım” (Kaf/16) ve “Nerede olursanız O sizinle beraberdir” (Hadid/4) ayetleri ile direkt irtibatın ve beraberliğin dua ile yaşanmasıdır. Zira O, her zaman, her yerde bizimledir. Dua Hakka teslimiyetin özüdür ve özetidir. Dua tüm taayyün ve tecelli mertebelerinde Allah’a yönelmek, O’ndan talepte bulunmaktır.

Duanın kader içinde önemli bir faktör olduğu bilinciyle kendi kaderini yönlendirmek için Allah’la olmaktır.

Dua Allah’ın Tek ve Bir olduğunun idrakiyle, uluhiyetini Kur’an ile çizdiğini bilerek Hakikati Muhammedi kuralları çerçevesinde yine O’na sığınmak ve O’ndan dilemektir. Kulluğunu Allah’a arzetmektir.

“Kullarım beni sana soracak olursa, gerçekte ben pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin çağrısına cevap veririm. Öyleyse onlarda Bana cevap versinler ve bana inansınlarki doğruya erişsinler” (Bakara/186)

“Yalnız sana kulluk eder Senden yardım dileriz” (Fatiha/5)

“Dua ibadetin ta kendisidir” hadisi bizi Hakka duaya çağırmaktadır.

Dua, O’nunla olduğunu, O’nunla konuşulduğunun farkında olmaktır. Dua Hakkın vahdaniyetine, birliğine yönelmedir. Dua tevhid hakikatini birebir yaşamaktır. Bütün hakikatleri bünyesinde cem ile Allah’ı irfanla acz ve fakr içinde uluhiyeti içinde O’ndan O’na yönelmektir.

Duayı ifade eden bir kudsi hadiste Allah şöyle buyuruyor:

“Yüceliğine yüce, mübarekliğine mübarek Allah dünya semasına nüzul tecellisi eyler ve buyurur:

            - Yok mu tevbe eden? Ki onun tevbesini kabul edeyim.

            - Hani duacı? Ki onun duasına icabet edeyim.

            - Bağış talebinde bulunan yokmu? Ki onuda bağışlayayım.

Zahiri olarak kudsi hadis açıktır. Batıni manası iç açar, gönlü ferahlatır, gözü aydınlatır. Aşağıdaki cümlelerde bu manayı bulacaksınız. Bilmelisin, Yüce Allah’ın nüzulu bir başkadır. O’nun adına Ruhani, Nurani ve Manevi nüzul denir. Sonra bu nüzul tecellisi, özellikle isimlerin hükümlerini, izlerini, yer ve sema boşluğu alanında zuhurlarını göstermekten ibarettir. O, bütün her şeyi kapsamıştır. Unutulmamalıdır ki, tüm bu zuhurlar –ister açık ister gizli olsun belirli remizleri taşısın –hemen hepsi Hakkı temsil eder.

Bütün bu olanlar ahadiyeti Zat makamından çoşarak gelir. Öyle gizli bir haldeki, ona “Ben gizli bir hazine idim” mealine gelen kudsi hadisi ile işaret edilmektedir. Allahü Tealanın ilk kudsi hadiste belirttiği üzere şu manalarıda içermektedir. Allahu Tealanın kelamı beşeri kelamlara benzemez. O halde nasıl bir kelamdır. Şöyle ki; Allahu Teala ezeli ve ebedi bir kelamla konuşmaktır. Ama şekilsiz. Harfin ve sesin verdiği şekilden yana münezzeh. Şimdi yukarıdaki cümleleri şerh edelim:

Allah Teala “Yokmu tevbe eden?” buyurdu. Yani nefsi makamında iken, onun vasıflarını takınmış iken, tabiatın gereği olan aykırılıkları bırakıp şer’i uyarlığa dönen yok mu? Evet böyle biri yokmu ki “Tevbesini kabul edeyim” Bu cümlede şu mana anlatılır: “Evet… Hani o kimse ki, nefsinin tabi aykırılıklarını bırakıp şer’i uyarlığa döner. Ve onun böyle yapmasının bir sonucu olarak Ben de ilahi isimlerin nurları tecellisi ile ona döneyim. Zati sıfatlarla ona yöneleyim. Nefsi natıkasını asli haline döndüreyim. Hakikatine ulaştırayım.”

Şimdi ikinci cümleye geçelim. Burada Allah Teala şöyle buyurdu: “Hani duacı?...” Bunda aracak mana şudur: “Nerede o talip? Ama rahmet feyzime hak kazanan talip; birde şefkat fazlıma hak kazanan…” Ama bu talep ve hak kazanmak kalp ve onun sıfatları makamında olacak. “Evet… Hani böyle bir talip ve böyle bir duacı ki, onun duasına icabet edeyim”. Bunda anlatılmak istenen manada şudur: “İsimlere has tecelli aydınlığı ile onu aydınlatayım. Sıfat inişlerinin şimşekleri ile ona gürleyeyim ve onun sonradan olma nefsine sonradan arız olan sıfatlarını ifna edeyim”. Bu sıfatlar nefsin hakikatine arız olmuşlardır.

Şimdi üçüncü cümlenin açıklamasına geçelim. Allah Teala şöyle buyuruyor:

Bağış talebinde bulunan yok mu? Bunun manası şöyle anlatılabilir: Bilhassa ruh ve sır makamında, örtülmeyi ve kapanmayı, gizlenip Hakkla olmayı isteyen yok mu? Evet… Böyle bir talebi olan yok mu ki, kibraya örtümle örteyim. Azamet izarımla onu saklayayım?

Evet, bütün bunları Zati isimlerimden gelen tecellilerle yapayım. Böylece onu izafet yolu ile gelen zamandan ve izafet yolu ile kendisinde bulunan benlikten onu kurtarayım. Bütün bunlardan sonra, O Hakiki varlığımdan bir varlık aleminde tahakkuk eder. Bundan sonra örtülmüş olur. Yani Benimle, isimlerimle, sıfatlarımla fiillerimle beka kazanır. Anlatılan bu hallerin yerleri ve belli makamları vardır:

“Fiillerimle” denirken, bu durum nefs makamı ile sıfatlarında olmaktadır. “İsimlerimle” denirken, kalp ve sıfatlarında hasıl olacak örtme işine işaret edilir.

“Sıfatlarımla” denirken, ruh ve onun ahkamının kapacağına işaret edilir. “Benimle” denirken şüphesiz Zata geçilir. Bunun kapadığı yerler sır ve ondan hasıl olan esrardır. Yüce Allah şu manayı anlatır: “Ve Sen baki kalırsın. Ama sensiz olarak. Ve sen Ben olursun. Sonra ben sen olurum. Sen dahi bensin. Hasılı her şey O’nda O olur.

Namaz ve irfan yolu ile miraca çıkılır. Miracın sonuda yukarıdaki hakikattir. Yukarıdaki manaya şu ayeti ile işaret edilir:

“Gerçekten Ben çok çok bağışlayanım. Ama tevbe edeni. İman edip yarar iş yapanı” (Taha/282)

Miraç olan namazın hakikati budur. Hakkta fani olup Hakkla beka kazanmaktır. O’na halife ve vekil olarak yaşamaktır. Namaz ve irfan yolu hedefe götüren tüm mertebeleri bünyesinde bulundurur.

“Allah’ım! Ben Peygamberim Muhammed aleyhisselamın senden istediği şeylerin hayrından diler: O’nun sana sığıdığı şerlerdende sana sığınırım. Yardım ancak senden beklenir, dünya ve ahirette arzu edilen şeye ulaştıracak sensin. Bütün güç ve kuvvet ancak Allah’ın yardımı iledir.

Rabbim kolaylaştır, zorlaştırma; Rabbim hayırla sonuçlandır.

 

VARİDAT KASİDESİ

Bismillahirrahmanirrahim
Zatı paki akdesinde mahfı iken ehadiyetle vücud eyledin
Feyzi mukaddes ile ilminden mevcudatı vahidiyetinle mevcut eyledin
Alemi ervahta emanetle insanı ekmel kıldın diğerlerinden
Misali âlemden elestün ile said şaki fark eyledin şuhud
Devre girip eflaki enasır mevalitten bu âleme
Sulbı peder ve rahmi mader ile ruh nüzul edip doğdu
Ruhi paki Mustafa'dan hisse alıp ademi unsurundan kemalat
Seyru sülükle Miraç edip devri afakla kürbiyeti şuhud
Aciz Ruhi sen dahi mertebe-i saniye Visali mürşidi kamille bul
Aşkı ilmi muhabbet ile bir an durma varidatla bul şuhud
Hepsi burada Şeriat, Tarikat Hakikat Marifet bul ummam
Yevmi mahşer haşir, neşir, sırat, mizan livaulhamde bulmak için
Subhi mesa durma çalış sırrı muti ile gör seyranı
Ya ilahi aciz kemteri iki cihanda aziz kıl hem sultanlarla
Himmeti Mustafa Piran Mürşidan Müridanla hem cemali püryan

 

Sıfat zatın aynı değil gayrı hiç

Sıfat zattan ayrılmaz zat sıfattan asla hiç

İsim zatın gayrı değil aynıdır

Bu hakikat ehli sünnet ehlibeytin sözüdür



önceki sayfa               sonraki sayfa

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam244
Toplam Ziyaret411573
Hava Durumu
Anlık
Yarın
36° 38° 25°
Saat
Takvim