Üyelik Girişi
Site Haritası
Önerilen Siteler

nefse gelen düşünceleri ayırtma

NEFSE, KALBE GELEN DÜŞÜNCE ve FİKİRLERİ AYIRMA YOLLARI

Nefse (kalbe) gelen düşünce ve fikirleri, kısımları itibariyle; a)emir ve yasaklara uymak, b) Allah'a sığınma, c) şeytanla savaşmakla mümkündür.

Şeytandan korunma:

Birinci yol;        şeytanın bütün hile yollarını bilmek, idrak etmektir.

İkinci yol;         şeytanın davetlerine, içten çağırmalarına kulak asmayıp, kalbi onunla alakadar olmaktan                          korumaktır.

Üçüncü yol;       Kalpte Allah’ın zikrini devam ettirmektir. Şeytan Allah’ın zikrinden kaçar.

Şeytanın hilelerini anlamak ancak kalbe ve zihne gelen düşüncelerin kısımlarını bilmekle mümkün olur.

Fikir, insanı bir şeyi yapmaya veya yapmamaya sevk eder. Kalpteki fikir, Allah tarafındandır. Çünkü O her şeyin yaratıcısıdır. Bu düşünceler 3 (üç) kısımdır.

Hatır:               Allah kulun nefsine, kalbine başlangıçta doğurur. Bu hatırların bir kısmını nefsin tabiatına uygun bir                        şekilde meydana getirir. Nefsin iyilik (takva) ve kötülüklerini (fucur) kişiye bildiren nefsi hatırlardır.

Vesvese:          Düşünceleri şeytanın çağırmasının akabinde meydana getirir. Nefse vesvese olarak yansır.

İlham:              Allah’ın hayırlı amellere sevk edecek olan düşünceleri sunmasıdır. Sağlıklı bir şekilde                                            değerlendirilirse salih amellere sevk eder.

Kalbe gelen fikir; ikram ve ilham ise hayırdır. Şer bir fikir ise imtihan içindir. Dikkatli analiz gerekir. Şeytan tarafından gönderilen, tamamıyle şerdir. Nefsin heva ve arzuları yönünden geliyorsa, nefsi emmare sıfatlarına kişiyi sevkediyorsa şerdir. Bazı düşünceler başlangıçta hayır görünse bile, iyi analiz edilirse, altında şer görünebilir. Bunları ayırt etmek için şeytanın hile ve aldatmalarını bilmek gerekir. Şeytanın taat ve ibadetlerdeki hile ve aldatmalar şu şekildedir: Kişi bunlardan Allah’ın yardımıyla kurtulur. Şeytanın kişiyi

      1. Taatlerden men etmesidir.
      2. Oyalamayı ve ihmali emreder.
      3. Aceleciliği emreder.
      4. Mürailiği ve riyakarlığı emreder.
      5. Nefse gurur ve kibir verir.

Allah’ın yardımıyla kul bunlardan kurtulur, şeytan bu yollarla kişiye yaklaşamaz ise, kulda amelini ihlasla tamamlarsa bu sefer şeytan;

      6. Kişiye ictihadı emreder. Allah o nimeti sana verecektir. Sen üstün dereceye erdin diyerek kişiyi riyakarlığa sevk edecektir.

Kul bu durumda Allah’ın ilmiyle yetinip, bildiklerini ve yaptıklarını ancak Allah ile, Allah’ın lütfuyla yaptığını idrak ederse, bu vartadan da kurtulur.

Şeytan bütün bu yollarda aciz düşerse, şeytan kula şöyle yaklaşır;

      7.“Senin bu amele ihtiyacın yoktur. Eğer sen said bir kimse olarak yaratıldı isen, amelleri terk etmen sana zarar vermez. Şayet şaki kimse olarak yaratıldı isen bunları işlemende sana fayda vermez” diye fısıldar vesvese verir.

Kul, Allah’a sığınır ve ben bir kulum, kula yaraşan efendisinin emirlerine ve yasaklarına uymak, onları tutmaktır der ve kurallara uyar. Efendisi ise istediğini yapar der. Allah’ın tevfikiyle kurtulur.

Kurtulma yolu, ilim ile amel etmek ve teslimiyettir.

İnsanı Allah’a yaklaşmaktan alıkoyan mani ve tehlikelerin biride nefs-i emmaredir. Bundan korunmak diğerlerinden korunmaktan daha güç bir şeydir. Nefs kişinin benliğini oluşturduğundan, benliğini bencilliğe döndürecek davranışları ortaya çıkarmak nefsi emmarenin özelliklerindendir. Bu nedenle nefsi emmare içimizdeki sevgili düşmandır. Kişinin kendi ayıp ve kusurlarını görmeye karşıda kördür. Nefsi emmare, şeytanla işbirliği yaparsa ki adı hannasdır, iş daha da güçleşir. Bunun için nefs mücahedesi, terbiyesi ve tezkiyesi şarttır.

Bu tehlikelerden kurtulmanın yolları için şöyle yol izlenmelidir:




Nefse gelen fikirleri ayırt etmede şu ayeti kerime bize yardımcı olacaktır:

“Müminler ancak Allah’a ve Resulüne iman eden, ondan sonra asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve nefisleriyle (canlarıyla) savaşanlardır. İşte doğrular ancak onlardır” (Hucurat/15)

Mürid, Hakk saliki, dünyanın Kur’an ve Sünnet ile meşru saydığı menfaatlerini de yanına alıp, Hakk’a yönelip Hakk’a vasıl oluncaya kadar hiç kesintisiz nefs tezkiyesi (temizlenme arınma) ve kalp tasfiyesi ile nefs mücahedesine (savaşına), devam etmelidir. Hakka vuslat bulunca, yakin elde edilince, her türlü ibadetin yapılmasının gerekliliği ortaya çıkacaktır. Kişinin ibadetlerini yapması büyük bir zevk haline gelecektir.

Eğer nefsi mülhimenin iyilikleri kötülüklerine galip olursa, daha üst mertebelere yol açılır. Kötülükleri iyiliklerine galip olursa alt mertebelere sürüklenir. Bu nedenle hemen nefs muhasebesi yaparak, peygamber efendimizin emrine uyarak “Hesaba çekilmeden önce nefsinizi hesaba çekiniz” hesabımızı iyice yapmalıyız. İyilik ve kötülüklerimizi kendimizi aldatmadan gerçekçi olarak hesap etmeliyiz. Ve nefsimizi bu muhasebeye alıştırmalıyız. Bu mertebede kötülük yapınca, hemen iyiliklere yönelmeliyiz. Zira “iyilikler kötülükleri giderir” hükmü her zaman geçerlidir.

Özetle Kitap ve Sünnet ile amel kurtuluşa sebeptir. Günah illetine çare arifibillahlarca şöyle tarif edilmiştir:“Tevbe kökünü, istiğfar yaprağı ve tevazu dalları ile karıştırıp gönül havasına koyarak, haya suyunu üzerine döküp, tevhid tokmağı ile güzelce dövmeli, insaf eleğinden geçirip, gözyaşı ile hamur etmeli, aşk ateşi ile pişirip, muhabbet balından katarak, şükür kasesine doldurup, reca (yalvarma) yelpazesiyle soğutup, hamd ve kanaat kaşığı ile gece gündüz yemeli. Günah illetine tutulanların devası budur” buyurmuşlardır.

Peygamber Efendimiz (sav): “Bir kimse aşırı sevgiden dolayı Cenab-ı Hakka kavuşmayı severse, Cenab-ı Hakk’ta ona kavuşmayı sever” buyurmuşlardır. Ayrıca bunun bir yolunuda şöyle açıklamışlardır: “Size lazım olan alimlerle oturmak ve hikmet ehlinin sözünü dinlemektir. Şüphesiz Allah Teala ölü toprağı yağmur suyuyla diriltiği gibi, ölü kalbide hikmet nuruyla ihya eder” buyurmuşlardır.

Mülhime nefsi mertebesi Hakk Tealanın sahibine ilim ihsan ettiği nefs mertebesidir. “Kim vechini (varlığını) Allah’a teslim ederse ona ihsan olunur” (Nisa/125) ayeti kerimesiyle kişinin nefsine ilim dahil her türlü ihsanın şartı, kişinin varlığını Allah’a döndürmesi ve O’na teslim etmesidir. Bu beyanla yoluna sıkı bir çalışma ile devam eden salik bütün samimiyetiyle Hakk’a yönelir. Bu çalışma onda zaman zaman ferahlık (bast), zaman zaman da sıkıntı (kabz) meydana getirir. Kolay olanı tercih ederse geri döner, zor olanı tercih ederse daha ileri gitme yolu açılır. Bu Hakk’ın ihsanıdır ve çok çok değerlidir. Ancak nefsini tanıma yolunda olanlara ihsan olunur.

Nefsi mülhime mertebesinde elde edilmesi hedeflenen ve nefsin elde etmesi gereken huy ve ahlaklar şunlardır:

  1. İlim: Zahiri ilimler yanında makbul ilahi ilim, yani kendisine ahirettede faydalı olan ilimdir. İlim birdir. O da Allah’ın ilmidir. Zahiri (maddi) ve batıni (manevi) ilimlerin hepsi Allah’ın ilminin şubeleridir. Bu nedenle her türlü ilmi elde etmek farzdır. Kişi zahiri ve dünyevi mesleği, görevi ne ise onunla en iyi ameli fiili sağlamak için mesleği ile ilgili ilimleride en iyi şekilde elde etmeye çalışmalıdır. Dünyevi bu ilmi elde ederken kendisine hem dünyada hem ahirette gerekli olan ilahi ilimdende en iyi şekilde amel edebilecek düzeyde elde etmeye çalışmalıdır. Zira “ilim öğrenmek kadın, erkek her müslümana farzdır” hükmü ve “Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz” hadisleri mevcuttur. Ayrıca başka bir hadiste:

İnsanların hayırlısı insanlara faydalı olandır” buyurulmuştur. Ayrıca “Halka Hakk’ça hizmet, Hakk’a hizmettir” kelam-ı kibarı ehlullahça söylenmiştir.

  1. Tevazu: Kibrin, gururun zıddıdır. Sahibini Allah yüceltir.
  2. Tevbe: Allahü Teala’nın hem emridir, hemde günahların affına sebeptir.
  3. Sabır: Allahü Teala’nın sevdiği gayet güzel bir huydur ve Allahü Teala daima sabırlılarla beraberdir. Sabır Hakk yolunda sebat etmekle artar.
  4. Şükür: Nimetlerin artmasına vesiledir. Övülen bir huydur.
  5. Cömertlik
  6. Kanaat: Tükenmez bir hazinedir.

İlham Allah tarafından kalbe indirilen (nefs-i natıkanın bu mertebede ki ismi kalbdir)  mana, sezgi, doğuş demektir. Allah nefse, ilhamları ile yardım eder ve ihsan eder. Bu konuda Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Müminler akıllarına gelen hatırları (düşünce, fikir vs) yapmadıkça mesul olmazlar”. Bu husus çok çok önemlidir. Nefsimize gelen her türlü ilham, evham, vesvese Hakk tarafından yaratılır. Bizi ilgilendiren kısım ise, nefsimizin mertebesine göre gelen bu fikirlerin hangilerinin fiile döndürülüp döndürülmeyeceğidir. İşte kişinin mesuliyeti, sorumluluğu gelen ilhamlar sonucu oluşan fikir ve düşünceleri, akıl ve irade süzgecinden geçirerek yaptığı fiillerle başlamaktadır. İşte bu mertebe Allah’ın fiillerinin anlaşılıp tevhid edileceği çok önemli bir mertebedir. Bu husus iyi net anlaşılmazsa ayaklar kayar ve Hakk’tan uzaklaşılır.

Cenab-ı Hakk bu mertebede ve her mertebede ilim tecellisi ile kişiye ilim nasip etmeye başlar. Daha öncede nefse, ilim tecellisi ile tecelli etmektedir. Ancak kişi bu tecellileri sonucu oluşan fikir ve düşünceleri kendi nefsi benliğinin sandığı için, bencilliği ile bu düşünceleri emmare nefsin özellikleri doğrultusunda kullanmaktadır. Yoksa Allah hiçbir nefse zulmetmez, hakkını verir. Ancak nefsi mülhime mertebesinde kişi nefsi benliğinin, ilahi nefsi hakikatine biraz daha yaklaştığında, nefs aynası temizlendiğinden gelen ilham sonucu oluşan fikir ve düşüncelerin özelliklerinin farkındalığını yaşamaya başlar. Daha önceden kazanmış olduğu ilim ile birlikte, aklını ve izafi iradesini kullanarak, bu ilhamları süzgeçten geçirir. Allah’ın kendisine iyilik ve kötülüklerini ilhamla bildirmesinin ne büyük lütuf olduğunu kavrar. Bunları ayırt etmek için Kur’an ve Sünnet ilmini özetle sunan tasavvufta irfan yoluna dört elle sarılır. Bazen rahatlar, bazen sıkılır. Sıkıntıya yol açan konularıda etüt ederse, onun çıkış yolunu da Kur’an ve Sünnette bulur. Mürşidle ilişki bu mertebede de çok önem taşır. Fikirlerin ayırt edilerek, süzgeçten geçirilerek fiiliyata geçirilmesi, amellerin hayırlı ameller olarak açığa çıkması için danışılacak iyi bir eğitmenin ne kadar önemli olduğu herkesce malumdur. Mürşidde manevi öğretmendir. Hem dünyayı hem ahireti birlikte düşünerek, sorunlara çözüm bulmada anahtar rolü oynar. Zira bu mertebedeki kişide ilim ve amel olmakla beraber hem sınırlıdır hem tecrübe azdır hem de amellerinde henüz tam ihlas teşekkül etmemiştir. Hem de filler hakkında Allah ve nefsi arasındaki ilişkiyi henüz kurmamıştır. İşte nefsi mülhime mertebesi gelen ilhamları fiile geçirme mertebesi olduğundan Allah-kişi (salik)-fiil üçlüsünün analiz edilip, Allah’ın fiiller ile ilişkisi, salikin fillerden sorumluluğu ve fiillerin özelliklerinin incelenmesi gereken nefs mertebesidir. Salik, irfan yolcusu bu mertebede bu üçlüyü bire indirecek tevhid-i efal eğitimini almak zorundadır ki sorumluluğunu idrak etsin ve fiillerin kudretinde Allah’ı bulabilsin.

Allah bütün bunları ayırt edebilecek akıl nuru, güçlü bir irade, ve ilmi hayata geçirebilecek irfan nuru nasip etsin… Amin.

Hz. Ali (kv) bu mertebe için şöyle buyurmuştur:

“Cenab-ı Hakk’ın buyurduğu gibi “Yolun doğrusu Allah’ındır. Yolun eğriside vardır” (Nahl/9). Sonra seyr alallah (Allah üzerine seyr) vardır.”

önceki sayfa            sonraki sayfa



Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam62
Toplam Ziyaret426207
Hava Durumu
Anlık
Yarın
33° 35° 24°
Saat
Takvim